Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
çerkezler
 herşey bizim için | çerkezler hakkında herşey... | çerkezler
Mesaj icon Konu: çerkez tarihi hakkında herşey Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
<< Önceki Sayfa   3 Sonraki >>
Yazar Mesaj
yesgarkoyavuz
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Aralık-2006
Konum: Eskişehir
Gönderilenler: 58

Alıntı yesgarkoyavuz Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 29-Haziran-2007 Saat 17:45
Kuzey Kafkasya Tarihi

5000 Yıllık Tarihsel Bakış


Prof. Dr. Nabatçikov
Devlet Oryantal Sanat Müzesi Direktörü, Moskova



Kafkas Dağları’nın yalçın dorukları, Hazar, Karadeniz ve Büyük Bozkır’ın uçsuz genişliğiyle dünya medeniyet merkezlerinden tarihin daha ilk çağlarında ayrı düşen Kuzey Kafkasya, antik kültürün en göz alıcı mekanlarından biri olmuştur. Elverişli iklim koşulları, bereketli doğal kaynakları ve müthiş verimli toprağıyla ilkçağ ekonomisinin gelişme kaydetmesi için gerekli olan tüm olanakları sunmuştur. Burada Maden Çağı’nın başlangıcı, Mezopotamya ve Kuzey İran ile aynı anda M.Ö. 6.Milenyum’a rastlamaktadır. Profesör Veselovsky N.I tarafından 1897’de Adıgey Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop’ta bulunan “Bereketli Kurgan” denilen gömülü bir tepecikten ismini alan Bronz Çağı Maykop Kültürü, Kuzey-Batı’daki Taman Yarımadasından Güney-Doğu’daki Dağıstan’a kadar Kuzey Kafkasya’nın gözde bölgelerine yayılmıştır. Bu kültürün ortaya çıkışı, oluşumu ve gelişimi Yakın Doğu’dan Trans-Kuban bozkırları ve tepelerine kadar olan bölgede yaşayan grupların bu kültürün içine sızmalarıyla yakından bağlantılıdır ki bu gruplar gelirken Yakın-Doğu’nun teknolojik gelişmelerini ve kültürünü yanlarında getirmişlerdir. Bu tür karışık kültürel ilişkiler, tüm Avrasya sınır topraklarının ve Avrupa Bronz Çağı’nın en çarpıcı olaylarından biri olarak adlandırılan tek bir kültürün oluşumu ile sonuçlanmıştır.

İlerleyen zamanlarda Maykop Kültürü bu bölgede, Kuzey Kafkas Kültürü’nün ve yerel farklılıkları da kapsayan tek bir tarihin gelişimine temel oluşturmuştur. Böylesine büyük çapta kaydedilen gelişme, Kafkas Bozkırlarındaki büyükbaş yetiştirici kabilelerin, yer altı mezarı ve kereste çerçeve taşıyıcılarının kitlesel yayılımıyla yakından alakalıdır. M.Ö. 2.Milenyum’un sonunda, Bronz Çağı’nın açıklandığı dönemde, Kuzey Kafkasya en geniş metal üretim merkezlerinden biriydi. Bronz parçacıklarından yapılan göz alıcı sanat eserleriyle ünlü Kuban Kültürü’nün asıl çıkış noktası Kafkas Sıra Dağları’nın meyilli etekleri ve bu eteklerin kuzey bölümleridir. Metal araç-gereç ve silahlarda pek çok değişik yerel çeşitliliğin arasında, Kuban Kabilelerinin Transkafkasya ve Yakın Doğu ülkeleriyle samimi kültürel ve ekonomik temaslarını kanıtlayan “Transkafkasya ve Yakın Doğu Modelleri” hiç zorluk çekilmeden ayırt edilebilir. Bozkırın o uzun zorlu yolları boyunca Kuzey Kafkasya sanatçılarının ortaya çıkardığı işler, Kafkas Dağları’nın sınırlarını aşarak uzaklara kadar ulaşmıştır.
Bronz Çağı’nın sonlarına doğru, bronz işlemeciliğinde gelinen nokta demirden araç-gereç ve silah yapımı için gerekli demir işlemeciliğini kolaylaştırmıştır. Doğu Avrupa’da M.Ö. 8.yüzyıl, Rusya ve Ukrayna’nın güney Avrupa kısımlarındaki ilk devlet oluşumlarını ve güçlü kabile birliklerinin yerleşme alanlarını eski çağın ilkel ilişkilerinden tamamen ayrı tutan çok önemli tarihsel bir sınır çizgisi olmuştur. Pek çok bozkır insanı göçebelikle sağladığı ekonomik yaşantısını değiştirmiş, geniş çapta göçler ve uzun mesafeli yolculuklar başlamıştır. Bozkırın o dağınık olma özelliğinin dışında sınırsız uzantısı birleştirici bir özelliğe dönüşmüştür. İlk defa savaşçı kabileler Kimmerler ve İskitler, dünya tarih arenasında belirmişlerdir. Onların güçlü etkileri, tüm Yakın Doğu medeni dünyasını sarsıntıya uğratmıştır. Kafkasya’nın kuzey düzlüğü, göçmen savaşçı birliklerin zengin güneye yağmalama yolculukları yapmaları için iyi bir geçiş alanı olmuştur. Tarihçiler, İskitlerin Kafkasya üzerinden Yakın Doğu ülkelerine yaptıkları yağmalama seferleri için dört rota belirlerler. Bunlar arasında Meot-Kolkis yolu, Mamison geçidi ile Derbent ve Daryal çıkışları vardır. En son söylenen asıl rota olarak bilinmektedir. Tam burada, M.Ö. 7.yüzyıl’ın ikinci yarısına rastlayan tarihlerde, Orta Kafkasya’nın bozkır bölgelerinde Kuzey Kafkasya’daki İskit Kültürü’nün antik arkeolojik yapıtları bulunmuştur. Kuzey-Batı Kafkasya’da Meot öncesi kabileleri, ilk olarak Kimmerler ve sonrasında da İskitler ile yakın ilişkiler kurmuşlardır. Şüphesiz Meot öncesi dönem nüfusundan bireysel grupların Yakın-Doğu seferlerine katılmaları Kuban Bozkırı’na savaş ganimeti getirmiştir. Bu sadece M.Ö. 7-8.yüzyıllarda Kimmerler ve İskitler gibi Meot öncesi dönem silah ve koşum takımlarının bulunmasıyla değil aynı zamanda Urartu ve Asyalı sanatçıların yapmış oldukları çalışmaların da bulunmasıyla kanıtlanmaktadır.

M.Ö. 6.yüzyılda Kuzey-Batı Kafkasya’da iki farklı etnik kültür birikiminin- Farsça konuşan göçebe İskitler ve yerel dümen yeleleri ile sığır yetiştiricileri- etkileşimi sonucunda eşsiz sanatsal geleneklere sahip Meot Kültürü oluşmuştur. Bu kültürün taşıyıcıları, Azak Denizi’nin kuzey sahil bölgeleri, Kuban ve Trans-Kuban Bozkırlarını da kapsayan geniş alanları işgal eden yazılı antik kaynaklardan öğrenildiği kadarıyla Meot Kabilelerinden Dandar, Kerket, Sindi, Psesi ve Thatei’dir. Kuzey Karadeniz sahil bölgelerinin antik merkezleri ile yakın ticari ve politik temaslar kurulmuş, özellikle Boğaziçi Krallığı zamanında kültürel ve ekonomik bağlar kuvvetlendirilerek şekillendirilmiştir.(M.Ö. 5.Y.Y.) Zengin cenaze alanlarında bulunan pek çok antik ithal mallar ve mezhep tapınakları bunu kanıtlamaktadır.

_________________
Resim
 
M.Ö. 4.yüzyıl’da Farsça konuşan yeni bir göçebe dalgası, Avrasya Bozkırları’na yayılmıştır. Don Deltası, Trans-Don ve Volga’ya kadar olan bölgede yaşayan Sarmatyanlar, Ural Bölgesinden benzer kabilelerin teşvikiyle birleşmiş ve güçlü bir kabile birliği oluşturmuşlardır. 2. ve 3.yüzyıllarda güneyde Kafkasya’nın bozkır kısımlarını ve Kafkas Sıra Dağları’nın eteklerine kadar olan yerleri, batıda ise Dyneper ve Don arasındaki Kuzey Karadeniz sahil bölgesinin bozkırlarını işgal etmişlerdir. Sarmatyanların geniş alanlara yerleşmeleri Sarmatyan Kültürü’nün yayılması ve en önemlisi yerel nüfusun Sarmatyanlaştırılması ile sonuçlanmıştır. M.Ö. 1 yüzyılda Avrupa’da güçlü bir politik güç olarak bilinen en büyük kabile birliklerinden Aorsi ve Siraci, Boğaziçi’nin Roma ve Pontus ile ilişkilerine engel olan iç savaşlarda yer almışlardır. M.S. 1 yüzyılda Kuzey Kafkasya ve Don bölgelerinde, çoğunluğunu Sarmatyan Kabilelerinin oluşturduğu Alani isminde yeni büyük bir göçebe birlik belirmiştir. M.S. 4.yüzyıla kadar Kafkasya düzlüğünün esas nüfusunu onlar oluşturmuşlardır. Düşman komşuların şiddetli saldırıları altındaki yerleşik nüfus, yerel kültür özelliklerinin devam ettiği dağlara ve yamaçlara doğru gitmeye mecbur bırakılmışlardır. Hun istilaları ile bağlantılı olarak M.S. 4 yüzyılın sonunda gelişen şiddetli olaylar Sarmatyan egemenliğine son vermiştir. Bu olay, Avrupa tarihinde yeni bir sayfa açan “Büyük Göç” devrinin de başlangıcıdır. Asya derinliklerinden sel gibi akıtılan sayısız Türk kabilesi ve insanı, Kuzey Kafkas nüfusunun etnik oluşumunda, daha sonra bu bölgede yer alacak kültürel ve etnik sürece de yansıyacak olan gözle görülür pek çok değişiklikler getirmişlerdir. Orta Çağ’ın başlangıcı, Kuzey Kafkasya için karışıklıklarla doludur. Hazarlar, Hazar Denizi’nin Kuzey-Doğu sahil bölgesinde güçlerini artırmış, Orta Kafkasya İran-Bizans savaşlarında bağımsız güç olarak dünya arenasına tekrar çıkan Alanlar’ın egemenliğine geçmiş, Kuzey-Doğu Kuban bozkırlarında Bulgarlar “Büyük Bulgarya” Krallığı’nı yaratmış ve eski Adıge-Zihi kabileleri Kuzey Karadeniz sahil bölgesinde birleşmişlerdi. Hazar Hanlığı’nın oluşumu, Kuzey Kafkasya Toplulukları’nın sosyal ve ekonomik alanda yeniden yapılanmaları için güçlü bir etki yaratmıştır. Ortak sınırlar, Hazar hanlarının merkezileştirilmiş politikaları, özünde Alan-Bulgar olan Hazar Kültürü’nün başarı ile gelişmesini sağlamıştır. Asya ve Avrupa’yı bağlayan muhteşem İpek Yolu, Kuzey Kafkasya’nın uluslar arası ticaret ve ekonomide ortaklıklar kurmasını kolaylaştırmış ve yeni kültürel, ideolojik düşüncelerin şampiyonu yapmıştır. İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilik Hazarya nüfusunun geleneksel pagan anlayışına önemli değişiklikler getirmiştir. Kuzey Kafkasya’nın politik ve ekonomik durumundaki derin değişiklikler Hanlığın çöküşünden sonra gerçekleşmiştir. Moğol öncesi dönem, ortaçağ kültürünün altın çağı olan Kafkas Kültürü’nün oluşumu için final dönemidir. Bu dönem, bölgenin pek çok genel ve özel özellikleriyle birlikte oluşturduğu genel imajının şekillendiği dönemdir. Madencilik, maden işlemeciliği, çömlekçilik ve mücevher zanaatı, ev yapımı ve tarımcılık Kafkas Milletine ait asıl alanlardır. Tatar-Moğol istilası, ekonomik temeli yıkılarak Kuzey Kafkasya eyaletleri ve insanının gelişimini uzunca bir süre sekteye uğratmıştır. Altınordu hanlarının acımasız yok edici baskınları ve daha sonrasında Timur’un seferleri, Kuzey Kafkasya bölgesinde büyük çapta yıkımla sonuçlanmış ve 13.yüzyılın başında oluşan etnik sınırlar değişikliğe uğramıştır. Bu süreç özellikle Kuzey-Doğu ve Orta Kafkasya’da Adıgelerin Alan birliklerini bozguna uğrattıkları ve Alan nüfusunu çıkardıkları ve daha sonra da güneydoğu içlerine doğru hareket ederek sırasıyla bugünkü Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes topraklarını işgal ettikleri yerlerde görülmektedir. Bu dönem, Meotlardaki zengin bulgulara dayanarak “Beloreçerkesya” ismi verilen ortaçağ Adıge Kültürü için altın bir çağdır. Çeşitli silah parçaları, mücevher ve kemer setleri, gümüş fıçılar ve Vedenik camı bu kültürün refahı ve zenginliğini Batı ve Doğu dünyalarıyla olan kültürel ve ticari ilişkilerinin genişliğini göstermektedir.

Bu makale 5 Milenyum süresince Kuzey Kafkasya tarihsel süreçlerine kısa bir bakış getirmektedir. Meotlar, gömülü zeminler, antik alanlar ve şehirler, tapınaklar ve Kuzey Kafkas insanının tarihine dair pek çok kültürel yapıtın araştırılmasıyla bunlara açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Özel bir bilim dalı olarak Kafkasoloji oluşturulmuş, çok ciltli önemli çalışmalar yayımlanmıştır. Ancak her yıl yeni materyaller belirmekte ve böylelikle bilim adamları onları gözden geçirmekte, doğrulamakta ve bilimsel çalışmalarını genişletmektedir. Kuzey Kafkasya’nın zengin toprakları günümüzde de pek çok gizeme sahiptir ancak geçen zaman bu gizemlerin ortaya çıkması ve açıklık kazanmasına imkan sağlamaktadır. Tarlalar açmak, sulama çalışmaları, su hatları ve depo çalışmaları pek çok ortaçağ antik eserinin yok olmasına sebebiyet vermiştir. Bu da, geniş çaplı koruma ve aktif alanlardaki eserlerin muhafaza edilmesini birincil derecede öneme sahip bir konuma getirmektedir. Moskova Saint-Petersburg, Krasnodar Bölgesi, Stavropol, Adıge, Dağıstan, Osetya, Karaçay Çerkes, Kabardey-Balkar, İnguşetya ve Çeçen Cumhuriyetlerinin arkeologları son dönemlerde tarihsel ve kültürel anlamda zengin olan bu bölgenin kültürel mirasını koruma altına almak için arkası kesilmeyen bir mücadele içerisine girmişlerdir. Ayrıca bu, 1981’de Ph.D Leskov A.M. öncülüğünde kurulan Devlet Oryantal Sanat Müzesi Kafkas Arkeoloji Heyeti’nin gerçekleştirmeyi hedefledikleri amaçları arasındadır. 17 alandaki dönemlik kazılar, Orta ve Kuzey-Batı Kafkasya Orta Çağ tarihinin nüfusunun ve zengin antik materyallerin bulunmasını sağlamıştır. Bu buluntular oryantal ve antik sanatın gerçek örnekleri olan yerel sanatçılar tarafından yapılan eşsiz eserleri içermektedir. Bu eserler Karaçay-Çerkes ve Stavropol Bölgesinde Dr. Flerov V.S. ve Ph.D. Kozenkova V.I. önderliğindeki Rus Bilim Akademisi Arkeoloji Enstitüsü Heyetinin kazılarında bulunan ilginç buluntuların da eklendiği Devlet Oryantal Sanat Müzesi Arkeoloji Koleksiyonu’nun asıl eserlerini oluşturmaktadırlar.

_________________
Resim
 
IP
yesgarkoyavuz
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Aralık-2006
Konum: Eskişehir
Gönderilenler: 58

Alıntı yesgarkoyavuz Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 29-Haziran-2007 Saat 17:51
3000 KİMMERLERİN (ÇERKESLERİN İLK ATALARI)TARİH SAHNESİNDE GÖRÜNMELERİ

VII.YY KLASİK ESKİ ÇAĞDA ADI PAGRY OLAN BUGÜNKÜ GAGRA KENTİNİN GREKLER TARAFINDAN KURULMASI.

V.YY ADİGELERİN ATALARI OLAN SİND’LERİN GORGİPPA KENTİ BAŞKENT OLMAK ÜZERE CİTE DEVLET KURMALARI.

IV.XIV.YY ADİGELERDE FEODALİZMİN TEDRİCEN OLUŞMASI SÜRECİ.

IV.YY HRİSTİYAN DİNİNİN KAFKASYA’DA YAYILMAYA BAŞLAMASI.

374 ÇERKESLERİN BARBAR HUN SALDIRILARINA UĞRAMALARI VE KUZEY KAFKASYA’NIN YAKILIP YIKILMASI.

V.YY “ADİGE” ADININ İLK DEFA ORTAYA ÇIKMASI VE KULLANILMAYA BAŞLANMASI.

VI.YY ABHAZYA’NIN BİZANS2A BAĞLANMASI.

VIII.YY ABHAZ KRALLIĞININ KURULMASI.

746 II. ANSABADZE LEWAN’İN ABHAZ-GÜRCÜ KRALLIĞINI KURMASI.

780 ABHAZ LİDERİ II.TATAS’IN BİZANS ‘TAN AYRILARAK ABHAZ KRALLIĞINI YENİDEN KURMASI.

IX.YY ABHAZ KRALLIĞININ LAZ KRALLIĞINI İÇİNE ALACAK ŞEKİLDE GENİŞLEMESİ.

X YY. TEK DİL KONUŞAN ADİGE HALKININ OLUŞMASI.

XIII-XV YY KATOLİK MEZHEBİNİN KAFKASYA’YA YAYILMASI.

25 MART 1382 MISIR’DA ÇERKES KÖLEMEN DEVLETİNİN KURULUŞU.

1396 TİMUR’UN KAFKASYA’YI TAMAMEN YAKIP YIKMASI.

31 AĞUSTOS 1561 KABERDEY PRENSİ TEMİYRUKO’NUN KIZI GOŞENAY’IN ÇAR
IV.IVAN İLE POLİTİK EVLİLİK YAPMASI.

XVIII YY ABHAZYA’NIN ÜÇE BÖLÜNMESİ.ABHAZYA’DA İÇ SAVAŞIN BAŞLAMASI

1725-1728 ABHAZLARIN OSMANLI EGEMENLİĞİNE KARŞI AYAKLANMALARI.

1778 OSMANLI İMP. KIYI ADİGELERİNE İLGİ DUYMAYA BAŞLAMASI.

EYLÜL 1839 ÜÇ VATAN HAİNİNİN ÖLÜM CEZASI İLE CEZALANDIRILMASI.

1842 ŞEYH ŞAMİL’İN İLK KEZ NAİBİ HACI MEHMET’İ ABEDZECH’LERE GÖNDERMESİ.

1 OCAK 1851 NALÇİK’DE İLK KEZ ÇERKES OKULUNUN AÇILMASI.

1860-1861 KABERDEY NÜFUSUNUN 1/8’İNİN OSMANLI TOPRAKLARINA GİTMESİ.

ŞUBAT 1864 TRABZON’A GİDEN ÇERKES GÖÇMENLERİN SAYISI 10.000’İ BULUR.BUNLARIN 3000’İ ÖLÜR.

MART 1864 SUBES NEHRİNDE 100’E YAKIN SAVAŞÇI TESLİM OLMALARINA RAĞMEN ÖLDÜRÜLÜR.

MAYIS 1864 ÇERKESLERDEN BOŞALAN YERLERE AZOF’TAN GETİRİLEN KAZAKLARIN YERLEŞTİRİLMESİ.

HAZİRAN 35.000 ÇERKESİN AVRUPA’YA GETİRİLMESİ.

AĞUSTOS OSMANLI TOPRAKLARINA GÖÇ EDEN ADİGELERİN SAYISI 400.000’E ULAŞMASI

EYLÜL SAMSUN’A ÇIKAN ADİGELERDEN YAŞAYANLARIN SAYISI 60.000 ÖLÜLER İSE 70.000.

31 TEMMUZ KÖLE ALIM SATIMININ ÇAR TARAFINDAN YASAKLANMASI.

8 AĞUUSTOS 1864 ADİGE FEODAL BEYLERİNİN KÖLELERİ SERBEST BIRAKMALARI.

1870 ABHAZYA’DA ÇARIN EMRİ İLE KÖLELİĞİN RESMEN KALKMASI.

27 ŞUBAT 1917 RUS ÇARLIĞININ ÇÖKÜŞÜVE ÇAR II.NİKOLA’NIN TAHTTAN

İNDİRİLMESİ.

MAYIS 1917 DAĞLI HAKLARI BİRLİĞİ MERKEZ YÜRÜTME KURULUNUN SEÇİLMESİ.

1918 İSTANBUL’DA “ÇERKES KADINLARI TEAVUN CEMİYETİ”NİN KURULMASI.

11 MAYIS 1918 KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİNİN KURULMASI.

1 NİSAN 1923 İLK ADİGEY ÖZERK BÖLGESİ ANAYASASININ HAZIRLANMASI
IP
yesgarkoyavuz
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Aralık-2006
Konum: Eskişehir
Gönderilenler: 58

Alıntı yesgarkoyavuz Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 29-Haziran-2007 Saat 17:53
1578-1579daki Özdemir Oğlu Osman Paşanın Kafkasya seferinden sonra uzun müddet, Osmanlı Devleti Kafkasya ile fazla ilgilenmedi(1). Ancak 1774den sonra Rusyanın Kırımı ele geçirmek istediği anlaşılınca Kafkasya ile daha yakından ilgilenme ihtiyacı hissedildi. Çünkü burası Rusyanın güneye doğru inmesini engelleyebilecek tabii bir set gibi idi. Bu bölgedeki Osmanlı nüfuzunu kurmak veya güçlendirmek için, devleti temsilen Ferah Ali Paşa Anapaya gönderildi ve oradaki kalenin inşası görevi ona verildi. Anapa muhafızı olarak Ferah Ali Paşadan beklenen Çerkes kabileleri ile ilişki kurarak onları Osmanlı Devletinin nüfuzu altına sokmak idi(2). Kafkasyada, Dağıstan öteden beri siyasi olmaktan çok dini ve manevi bakımlardan Osmanlı Devleti ile sıkı ilişkilere sahip idi. Buradaki halkın büyük kısmı sünni idi ve İslamiyet ve halifeliğe bağlılıkları kuvvetli idi. Rusyanın ve Şii İranın tehdidi altında kaldıkları zaman Dağıstanlılar Osmanlı Devletinden yardım isterlerdi(3). Fakat yine de Dağıstanda Osmanlı Devleti XVI. yüzyılın sonlarından itibaren Rusya da Doğu Kafkasyaya (hatta genel olarak Kafkasyaya) doğru nüfuzunu ilerletmeye çalışınca üç devlet arasında rekabet baş gösterdi. Ancak İranın yerini XIX.yüzyılın başlarında Müridizm aldı. Bu tarikat da bu bölgedeki gücünü arttırmaya çalıştı ve bütün devletlerden bağımsız kalmaya ağırlık verdi.

Ancak Osmanlı Devletinin Batı Kafkasyadaki nüfuzu daha da zayıf idi. Osmanlı Devleti hiçbir zaman bu bölgeyi doğrudan, doğruya hakimiyeti altına almaya çalışmamıştır(4).

Bilhassa dağlardaki kabileler üzerinde ciddi bir tesiri yok gibi görünmektedir. Kuban boylarında ve ovada oturan kabileler ile ilişki kurma ve sürdürme görevi Kırım Hanlığına bırakılmıştir(5). İslamiyetin dahi Kuban Çerkesleri arasında yayılmasında yine Kırım Hanlığının en önemli rolü oynadığı ileri sürülmektedir(6). Ancak onların İslamiyete girişlerinde en önemli katkıda bulunanın Ferah Ali Paşa olduğunu Mehmed Haşim Efendi ve ondan naklen A.Cevdet Paşa(7) ile Lettresin yazarı(8) ileri sürmüşlerdir. Böylece Çerkeslerin Osmanlı Devleti ile fazla ilişkilerinin

olmayışı (Osmanlı İmparatorluğundaki Çerkes asıllılar hariç), İslamiyetin geçmişinin burada oldukça yakın oluşu ve dolayısıyla halifenin otoritesini henüz ciddi olarak kabul etmeyişleri ve bin yıllardan beri özgürce yaşamaya alışkın olmalarından dolayı olmalı, bu bölgede Osmanlı Devletinin etkisi fazla değildi. Bu durumda Dağıstan Osmanlı Devletine manen daha fazla bağlı olup bu nedenle Ruslara karşı ağırlıkla Osmanlı Devletinden yardım istemekle yetinmişlerdir. En azından başka devletlerden de yardım istediklerine dair bilgimiz yoktur. Halbuki Çerkesler Ruslara karşı Osmanlı Devletinin yardımı yanında İngiltere ve Fransadan da yardım sağlamaya çalışmışlardır. Zaten bu ülkelerin ilgileri de anlayabildiğimiz kadarıyla Doğu Kafkasyadan çok Batı Kafkasyaya (bilhassa Çerkezistana) dönük olmuş ve Çerkesleri Rusyanın güneye inmesini engelleyen bir kalkan olarak gören İngiliz politikası, bunlarla daha çok ilişki kurmuştur.

Ferah Ali Paşa Anapayı karargah olarak tutup, Çerkesler ve Abhaz-Abazalar arasında Müslümanlığı yaymak ve Osmanlı Devletinin manevi nüfuzunu kurmaya çalışmakla görevli idi. Önce dinsel bağlar kurulacak, daha sonra da siyasi ve askeri bağlar kurulmasına çalışacaktı. Kendisi de Çerkes olan Ferah Ali Paşanın akıllıca davranışları sayesinde onun burada görev yaptığı yıllarda (1780-1785) hem kendisini hem de devletini Çerkeslere saydırtmasını bilmiştir. Özellikle Kuban Çerkesleri arasında Osmanlı Devletinin etkisi onun sayesinde arttı. Her ne kadar ondan sonra (1785den sonra) Anapa Muhafızlığına gönderilenler genel olarak onun kadar, başarılı olamamışlarsa da Çerkesler ile Osmanlı Devleti arasındaki manevi ve siyasi bağlar kuvvetlenmiştir. Ancak bir Kabardayları bundan hariç tutmak lazımdır. Çünkü bu kabile öteden beri Rusya ile iyi ilişkiler içerisinde idi(9).

XVIII. Yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti Rusya ile giriştiği savaşlarda Kafkasyalıları da dahil etmek istiyor ve her defasında onları Ruslara karşı tahrik etmeye çalışıyordu. Aslında aynı tarihler Rusyanın Kafkasyaya doğru yayılmaya (ve hatta Kafkasyayı ele geçirmek amacıyla) harekete geçtiği tarihlerdi (bilhassa 1790lardan başlayarak). Bu nedenle Kafkasyalılar (bilhassa da Çerkesler) zaten Ruslarla sık sık çatışmakta idiler. Bu nedenle Rusyaya karşı sürekli bir işbirliği iki tarafında çıkarınaydı. Ancak Osmanlı Devleti, Rusya ile savaş sona erip barış antlaşmasını imzaladıktan sonra kenara çekiliyor ve Ruslar ile Kafkasyalıları karşı, karşıya bırakıyordu. 1787-1792, 1806-1812 ve 1827-1829 Osmanlı-Rus savaşlarında bilhassa Çerkeslerde Ruslara karşı çarpışmalara katılarak Osmanlıları desteklemişlerdi. Ancak bu savaşlar sona erdikten sonra dahi Rusların Kafkasyadaki harekatları durmadığı ve oradaki savaş sürdüğü halde Osmanlı Devletinin kendilerini desteklemeyişinden dolayı gittikçe hayal kırıklığına uğrayan ve soğuyan Çerkesler Osmanlı Devletine karşı olan güvenlerini büyük ölçüde kaybetmişlerdi. Bunun etkileri Kırım Savaşı sırasında Çerkeslerin seyirci kalmalarında görülebilir.

Ancak burada Osmanlı Devletinin (bilhassa XIX.yy.da) Rusyaya karşı gittikçe zayıfladığını ve her savaş da büyük kayıplara uğramak durumuna düştüğünü ve bunlardan kurtulmak için de olabildiğince Rusya ile iyi geçinmenin gerekli olduğu anlayışına varıldığını dikkate almak gerekir. Genellikle Osmanlı devlet adamları Rusyayı (zaten genellikle aramakta olduğu) savaşa, tahrik etmemek için çok dikkatli davranmaya çalışıyorlardı. Kafkasyalıları desteklemek Rusyaya savaş açma fırsatı vermek demek olurdu. Bu nedenle çıkarları Kafkasyalıları Rusyaya karşı desteklemekte olmasına rağmen, devletin içinde bulunduğu durum buna elverişli değildi(10).

1829daki Edirne Antlaşması ile Osmanlı Devleti Kafkasya ve Gürcistan üzerindeki her türlü hükümranlık haklarını Rusyaya terk etmişti(11). Ancak Kafkasyalılar bu antlaşmayı kabul etmediklerinden Rusların zorlukları ortadan kalkmış olmadı. Ama hiç olmazsa Osmanlı Devletinin her türlü hukuki bağlarını koparmakla bu bölgeyi kendi başına bırakmış oluyordu. Böylece Osmanlılar bu bölgeye müdahale etme ve Kafkasyalılara yardım etmek için hukuken bir hakka sahip olmaktan çıkmışlardı.

Buna rağmen Osmanlılar ile Ruslar arasında savaş çıktığında yine de Kafkasyalılar Rusyaya karşı mücadeleye çağırılıyorlardı. Mesela Kırım Savaşı patlak verdiğinde bu şekilde Kafkasyaya (ve Şeyh Şamile) fermanlar gönderilmişti(12) Aynı şekilde Rusya ile "93 Harbi" başlayınca aynı yolda ferman ve fetvalarla savaşa davet edilmişlerdi(13).

Halbuki her iki savaş sona erdikten sonra Rusya ile mesele çıkartmamak düşüncesiyle Kafkasya ile ilişki yeniden kesildi. Hatta Osmanlı İmparatorluğundaki Rusyanın düşmanı bazı Polonyalıların ve Kafkasya asıllı şahısların özel gayretleri Kafkasyaya yardım etmeleri ve malzeme göndermelerinin dahi önüne geçilmeye çalışılıyordu(14). Ancak görüldüğü gibi pek çok devlet adamı (ki aralarında bir çok Kafkasya asıllı da vardı) aslında Kafkasyanın Rusyaya karşı mücadelesine derin bir sempati besliyordu. Hatta oraya yardım edilmesine dahi taraftar idi. Genel olarak Osmanlı Devleti ve kamuoyu Kafkasyaya yakın duygularla dolu olmakla beraber Rusyayla savaşa yol açmaktan kaçınma zorunluluğu yüzünden pek bir şey yapılmıyordu. Ancak yine de az da olsa şahısların gayretleri ile Kafkasyaya yardım sağlanabilmiş olmalıdır.

1- Gökçe: s.114, 248. Berkok: s.371. Her ne kadar 1569daki Astarhan seferinin bir amacı da Kafkasyaya doğru olan Rus ilerlemesine engel olmak gibi görünüyorsa da bu sefer başarısızlığa uğrayınca bu amaca ulaşılamadı (A. Nimet Kurat: Türkiye ve Idil Boyu.Ank. 1966,8.103)
2- Gökçe: s.39. Berkok: s.320-321. A. Cevdet Paşa: Tarih, C:3, s.161-165.
3- Gökçe: s.248-249. Berkok: s. yuk. yerde.
4- Kırzıoğlu (Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, 1451-1590, Ank. 1976) 1451 de birinci defa (s.4), 1454 de ikinci defa (s.6) Sohumun Osmanlılar tarafından zaptedildiğini ve Kuban Çerkeslerinin Taman Beylerbeyliğine bağlandığını söylüyor (s.65-81). Ancak Sohumun zaptı geçici olduğu gibi, ikinci tedbir de herhalde kağıt üzerinde kalmıştır.
5- Kuban Ovası Kırım Hanlığının dahilinde idi. Ancak dağlık kesim üzerinde hanlığın herhangi bir hakimiyetinin söz konusu olmadığı anlaşılıyor. Aslında bir çok defa Kırımlılar ile Çerkesler arasında (herhalde Kubandakiler değil) bir çok savaş olmuştur. Ancak Kuban Ovasındakiler ile hanlık arasında özel bir ilişki vardı. Kırımdan şehzadeler çok küçükken Kuban Çerkeslerine gönderiliyor, onlar da onları yetiştirip, eğitip geri gönderiyorlardı. Böylece bir nevi akrabalık bağları dahi kurulmuştu (Bu konu için bakz. A. Cevdet Paşa: Kınm ve Kafkas Tarihçesi, İst. 1307, s.6-8 ve Gökçe: s.40-41). Cevdet Paşanın "Tarih"inde (C:3, s.161) "...Çerkezistan iki üç yüz yıldan berü egerçü Devlet-i Aliye yeddinde idi. Lakin Kırımın mülhakatından olanmağla ne Devlet-i Aliye Çerkeslerin halini bilür ve ne de onlar doğrudan, doğruya Devlet-i Aliyeyi tanur idi..." diyor. Yine Cevdet Paşa (on birinci tezkirede) "...el-hasıl Cebel-i Kafkas ahalisinin ekseri Ehl-i İslam ve Sünni olmak hasebiyle selatin-i Osmaniyenin makam-ı hilafetlerini itiraf ile ihtiram ede gelmişlerdir. Fakat bu dağın ahalisi bir tarafın hükümet-i maddiyesini kabul etmeyüb ötedenberü istiklal ve serbesti üzere kalmışlardır..." A. Nimet kuratda (herhalde VIV.yy için söylüyor) "...Kuzey Kafkaslarda Çerkes uruğları arasındaki Osm. hakimiyetinin ancak sözden ibaret kaldığı gözönünde tutulursa..." (Türkiye ve İdil Boyu, s.54-56, 74) diyor. Aynı husus için bakz. M. Bala: Çerkesler, İslam Ans. C:3, s.379.
6- A.V. Minorsky: Kuban, İslam Ans. C:6, s.928 de kesin bir ifade ile Kırım Hanlığının Çerkeslerin islamlaştırılmasını 1717 de tamamladığını belirtiyor.
7- M. Haşim Efendi, Ferah Ali Paşanın katibi idi. Kitabı: "Ahval-i Abaza ve Çerakise" adını taşır (Topkapı Sarayı, Hazine Kitapları, No:1564 de). Çevdet Paşa: Tarihinde (C:3, s.175-179) Ferah Ali Paşanın Kafkasyadaki faaliyetleri hakkında ondan naklen geniş bilgi veriyor. Ayrıca "Kırım ve Kafkas Tarihçesi"nde (s.49)de bahs ediyor.
8- lettres sur le Caucaseda da (s.122) "...Chez les Tcherkesses, le chariate a ete introduit pour la premiere fois par les pachas turcs dAnapa au commencement dece siecle." diyor. P. 3 de de "Les Kabardiens et le Koumouks introduisirent chez les Tu-hetchenses Lİslamisme, au commencement XVIIIe siecle." demişti.
9- s.7-8e bakz.
10- Bu konularda Gökçenin kitabında da geniş bilgi var.
11- Dördüncü Madde ile...Bakz. Muahedat Mecmuası, İst. 1294-1298, C:IV, s.70-80.
12- Şeyh Şamile gönderilen fermanın nüshası; Cev. Hariciye, 5454 dedir.
13- 3. Bölümde Not:49a bakz.
14- İstanbuidaki Rus elçisinin isteği üzerine, Çerkeslere silah ve mühimmat götürmek üzere hazırlanan bir geminin sağlanması ve techiz edilmesine katıldıkları için iki paşayı sürgüne göndermiş, Polonyalı milliyetçileri de Tırhalaya sürmüştür. Ayrıca Trabzon Valisi ve Diğer ilgili memurlara emirname gönderilerek Kafkasyaya hiç bir silah ve mühimmatın sevk edilmemesi istenmiştir (Bu konulardaki belgeler: ira. Hariciye, 7327 (18 C 1273 tarihli), İra. M.M. 384 (18 Ş 1273 tarihli) ve C. Havadis (9 L 1273 tarihli sayı).
93 Harbinin öncesinde Dağıstandan İstanbula bir heyet Rusyaya karşı ayaklanma ve savaş için "ruhsat" istemiş olduğu halde o zaman Rusya ile barış halinde bulunulduğu için kabul edilmediği bir belgede (İra. Dah. 61133/3. Aslında savaş çıktıkdan sonra Dağıstanlıları Rusyaya karşı ayaklanmaya çağırmak için gönderilecek bir fermana dairdi) belirtilmektedir.
Not: Kafkasyadan Anadoluya Göçler (Bedri Habiçoğlu. Nart Yayıncılık. İst.1993) kitabından alınmıştır.

IP
yesgarkoyavuz
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Aralık-2006
Konum: Eskişehir
Gönderilenler: 58

Alıntı yesgarkoyavuz Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 29-Haziran-2007 Saat 18:06
İLK ÇAĞLARDAN 1864'e ADİGE HALKININ TOPLUMSAL GELİŞİMİ

Kafdağı Aylık Kültürel Dergi. (Değişik sayılardan derleme)

İçindekiler

1) En İlkel Sosyal Yapılanma

2) Klan ve Kabile Örgütlenmesinin Ortaya Çıkışı

3) Kabile Toplumunun Çözülmesi: Feodalizin Ortaya Çıkışı

4) 19.yüzyılda Adigey’in Sosyal Yapısı

5) Kabilelere Göre Egemen Sınıf Sömürülen Köylü Sınıfı

6) Tlfkotller

7) 18.yüzyıl Başları ve Adige Köylü Hareketleri

Müridizm ve Adige Köylülüğü

9) Sürgün



En İlkel Sosyal Yapılanma

Kafkasya'da ilk insan izlerinin ortaya çıkması çok eski tarihlere dayanır. Üstelik Güney Kafkasya birçok tarihçiye göre insan soyunun ilk ortaya çıktığı dönemlere dek uzanır. Ancak Kafkasya'da insanın varlığı, özellikle Kuzey Kafkasya'da ki varlığı, buzul dönemleriyle kesintiye uğrar. Kesintisiz oluşumu son buzul dönemin bitmesiyle MÖ.12000 yılları dolaylarında başlar. İlk başta ilkel sürüdür insan toplulukları. Yiyecek toplayıcılık ve avcılık sürünün bütün üyelerinin katılmasını gerektiren işlerdir. Yiyecek toplama işleri açısından erkeklerle dişiler arasında bir ayrım yoktur.Yiyecek toplayıcılık avcılık ile yaşayan ilkel sürü mutlak olarak anaerkil ve endogamiktir.



Klan ve Kabile Örgütlenmesinin Ortaya Çıkışı

Üretim araçları geliştikçe ve üretimdeki kazanımlar arttıkça ilkel sürü daha gelişmiş bir sosyal ve ekonomik örgütlenmeye bırakacaktır kendini. Bu klan örgütlenmesidir. Adigelerde "tlako" klanın karşılığıdır. Klanlar egzogamiktir, yani klan (tlako) içi evlenme yasaktır. İlkel-komünal döneme ilişkin bu özellik, bir üst yapı kalıntısı olarak günümüzde de aramızda sürer.

Kabile sisteminin en alt birimi olan klanın başlıca özellikleri şunlardır:



Klan totemiktir:

Totemizm kabile toplumunun alt aşamalarına özgü büyüsel-dini sistemdir. Kabile toplumu geliştikçe totemizm biçimsel ve soyut bir durum aldı. Adigeler'de hayvan adlı soyadları totemizmin üst yapı kalıntıları olabilir. Bir çok hayvan adlı ya da hayvan önekli tlako vardır.



Klan egzogamiktir:

Klan içi evlilik yasaktır. Kabile örgütlenmesi klan (tlako) içi evliliğin yasak olduğu kan bağına dayalıdır. Kanbağı ise özellikle başlangıçta ana tarafından belirlenmektedir. Kabile topluluğuna geçişte anaerkillik bir süre devam eder. Kafkasya'lı Kimmerler ovalarda yaşadıklarından çoban kabile toplulukları ve MÖ. 8. yy. da kabile içinde ileri bir aşama olan ataerkilliğe geçmişlerdir.Eğer doğa koşulları tarımı, özellikle bahçe tarımı ve çapa tarımını gerektiriyorsa, kadının üretimdeki ağırlığı uzun bir süre daha devam edecaktir. Kimmerler ataerkilliği yaşarken, aynı federasyon içinde olan ve bugünkü Adigelerin ataları olan Meotlar anaerkil idi. Sınıfsız Adige toplumunun yaşamını yansıtan Nartlar'da Setenay Guaşe'nin ağırlığı anaerkil toplum yapısının göstergesidir. İlkel kabile toplumunda mülkiyet kollektifdir:Çok gerilerde kabile sisteminin alt aşamalarında, topluluğun yaşaması için mutlaka herkesin çalışması gerekirken, artık çalışamayacak durumda olan yaşlılar ölüme terk ediliyorlardı. Destana göre Nartlar yaşlananları öldürürler ve kan gütme geleneğini sertçe sürdürürlerdi. Daha sonra av alanları, iklim değişiklikleri, vb... hakkındaki deneyimleri onları geleneksel bilginin doğal depoları durumuna getirdiğinde, yaşlılar ekonomik bir değer kazandılar, yaşamalarına ve üretimden pay almalarına izin verildi. Kafkasya'da Adigeler 15-16. yy.'lara kadar, bazı dağlı Kafkas halklarıda 19. yy'ın başlarına kadar kabile yapısını korumuşlardır. 19. yy'da Çeçenlerin toprak paylaşımları, kabile toplumunun kollektif mülkiyeti için iyi bir örnektir. Adigelerin "çıpkhe" dediği işaretler tlakonun ortak mülkiyetini belirleyen işaretler olsa gerek.



Kabile toplumu demokratiktir:

Sınıfsız Adige toplumuna ilişkin yiğitlik efsaneleri

Nartların sosyal yapısı Adige kabile toplumu yapısına ışık tutmaktadır. Nartlar'da ayağına çarık geçirebilen herkes Khase'ye katılabilmektedir. Sefere ve savaş işlerine karar veren, kabileye alınacak kişileri, ordu yöneticisi (Dzepş) ile başkanı seçecek ya da görevden uzaklaştıracak olan, başka bir soy ile birleşmeye birlikte savaşmaya, yakınlık kurmaya ve toprağında yerleştirmeye karar veren Khase'dir.



Kabile Toplumunun Çözülmesi: Feodalizmin Ortaya Çıkışı

Ovalar üretimin ve üretim araçlarının gelişmesine daha uygundur. Ancak Kafkasyalılar, İskitlerin, Sarmatların, Moğolların ve daha sonra Çarlık Rusyası’nın baskısıyla derin vadilere sıkışmışlar ve toplumsal organizasyonlarını geliştirememişlerdir. Adigeler'in 15. yy.'a dek kurabildikleri en güçlü politik birlikler, bir devlet taslağı olan kabileler federasyonudur. Adigeler MÖ. 8. yy. dolaylarında ki Meotlar'dan, MS. 15. yy.'a kadar kabileler federasyonu biçiminde organize olduklarından, geniş bir alana yayılmış olmalarına karşın ortak bir kültür ve politik gelişim çizgisi gösteriyorlardı. Kabile toplumunun çözülmesi, toplumun toplam üretiminin, toplumun gerekli tüketiminden fazla olmasıyla ortaya çıkar.

15. yy.'da Adigey'de 19. yy.'da Çeçenya'da görülen durum budur. Ancak kabilenin çöküşünü getiren koşullar yalnız doğal durumlarda üretimin artmasıyla olmamıştır. Tesadüfi çatışmalar Adigelerin "zek'ue" dediği yağma akınlarına dönüşür. Ele geçirilen ganimet Zek'ue grubunun elemanları arasında paylaşılır. Ancak bu bölüşüm eşit olarak yapılmadan önce, grup şefi küçük de olsa bir pay alır. Giderek bu yağma ve çapul akınları savaş şefleri (Dzepş) etrafında az çok istikralı askeri maiyetlerin oluşmasına ve bu şeflerin ve maiyetlerinin, kabilenin ya da klanın diğer elemanlarına göre daha zengin bir duruma gelmelerini sağlar. 1470'lerde Adigey'de bulunan İtalyan seyyah İnteriano, worklerin çalışmayıp yağma ve talanla yaşadıklarını yazar. Bu 15. yy.'da Adigey'de askeri aristokrasinin oluştuğunu ve kabile ilişkilerinin çözülmeye başladığını gösterir. Kadın, çocuklar ve toprak şefleri için özel payların ayrılmasından sonra, yağmacılar arasında kurayla paylaşılır. Bu alternatif, ataerkil köleliğin "wunevut" sınıfının oluşumunun tohumlarını ortaya çıkarır. Feodal toplumda wunevut sınıfı, ataerkil toplumdaki köleliğin kalıntısıdır ve zamanla serfliğe (Pşıtlı) dönüşür. Doğal olarak Adigey'de feodalizm gelişimin tamamlayamadığından bu dönüşüm sürecide yaşanmamıştır. Kafkasya'da son yüzyıllara kadar gelen kollektivist ekonomi, üretim araçlarının gelişmesi, sabanın kullanılması, tarım tekniğinin gelişmesiyle toplumun kendini devam ettirmesi için gerekli olan üretimden fazlası elde edildiğinde çözülmeye başladı. Klan ve kabile savaşları da feodalizmin gelişimine ivme verdi. Feodalizm Adigey'de ve Kabardey'de 15. ve 16. yüzyıllarda, Abhazya'da 18. ve 19. yüzyıllarda, Dağıstan'ın dağlık kesimlerinde 19. yüzyıl başlarında ovalık ve dağlık kesimlerinde daha önce, Çeçenya'da 19. yüzyıl başlarında gelişmeye başladı.



19. Yüzyılda Adigey'in Sosyal Yapısı

Adıgeler eski dönemlerden beri kabileler federasyonu biçiminde örgütlendiklerinde, çok sayıda kabileye bölünmüş olmalarına karşın, ortak bir kültür ve aşağı yukarı ortak politik gelişim çizgisi gösteriyorlardı. Adıgey'de ataerkil klan sistemi 15.-16. yüzyıllarda parçalanmaya ve feodalizm gelişmeye başladı. Ancak feodalizmin tam gelişmesi 19. yy. başlarında henüz tamamlanmamıştı. O sıralarda Adıgelerin yaşamı çoğunlukla doğal ekonomi üzerine kuruluydu. Yani zanaat üretiminin olmadığı, mal mübadelesinin gelişmediği, tarıma dayalı, kendi kendine yeterli kapalı ekonomi üzerine kuruluydu. Kendi aralarındaki ticaret zayıftı. Ticarette para kullanılmazdı. Değiş-tokuş ticareti egemen idi. Bütün kabilelerin sınıfsal yapısı aynı değildi. Feodalizmin gelişmişlik düzeyi her kabilede ayrıydı. Bunu yarı-feodal ve feodal kabileler olarak iki ana bölümde, sınıfları ise; egemen sınıflar, bağımlılar ve tifekotl'ler olarak üç ana bölümde incelemek konuyu daha anlaşılır kılacaktır.



Kabilelere Göre Egemen Sınıf

Yarı-feodal Kabileler:

Coğrafi konumları gereği üretim araçlarını, dolayısıyla üretim ilişkilerini geliştirememiş kabilelerdir. Abzakhlar, Şapsığlar, Natuhaylar ve Vubıhlar yarı-feodal kabilelerdir. Bunlarda Pşi sınıfı yoktur. Egemen sınıfı tlekotleşler ve çeşitli kademe workler oluşturur.



Feodal Kabileler:

Diğer kabilelere oranla nisbeten ovalık kesimde oturan, dolayısıyla üretim araçlarını, üretim ve üretim ilişkilerini geliştirebilmiş kabilelerdir. Bjeduğ, Ç'emguy (Kemirguey), Hatukay, Yecerkoy ve Mehoş'lar feodal kabileleri oluşturur. Bunlarda egemen sınıfı pişler ve çeşitli kademe workler oluşturur.



Sömürülen Köylü Sınıfı

Wuneutlar, pşitliler ve oglardır. Tifekotl'lerin (özgür köylü) feodallere karşı bazı yükümlülükleri olmasına karşın, köylü ayaklanmalarının ve bağımsızlık savaşının temellerini oluşturan bu sınıfın konumu süreç içinde değişmiştir. Wuneut'lar: Hiç bir hakka sahip olmayan kölelerdi. İlk wuneutler komşu kabilelerle yapılan savaşlarda elde edilen kadın ve erkek esirlerdi. Daha sonraki yıllarda, bağımlı köylülerden efendilerine başkaldıranlar ya da borçlanıpda borcunu ödeyemeyen köylüler wuneut yapılmaya başlanmıştır. Feodal üretim tarzında temel üretici pşitli sınıfı idi. Wuneutlar çalıştıkları topraklar üzerinde hiç bir hakka sahip olmadıklarından, üretimin artması için maximum emek harcıyorlardı. Ancak pşitli'ler çalıştıkları topraklarda azda olsa belli haklara sahiptiler. Üretim artışından azda olsa çıkarları vardı. Bu nedenle wuneutlar feodalizm geliştikçe pşıtlı sınıfına alındılar. Ancak bu süreç 1864'de tamamlanmamıştı.



Pşıtlı'ler:

Kısıtlı da olsa mülkiyet ve aile haklarına sahip serflerdir. Bunlar ya kabile savaşlarında topraklarına kendileriyle el konmuş köylüler veya wuneutluktan pşıtlılığa geçenler, ya da yükümlülüklerini yerine getiremeyen, suç işleyen hür köylülerden kaynaklanırdı.



Og'lar:

Serflikle hür köylülük arasında bir sınıfdır. Ogların sömürüsü, ürettikleri ürünün bir kısmına el konarak gerçekleşirdi.



Tlfekotller

Adıgeler arasında en büyük sosyal sınıfı tlfekotller oluşturuyordu. Tlfekotl sınıfı tarımla uğraşan özgür köylü sınıftı. Feodal beylere karşı yükümlülükleri henüz zayıftı. Yarı-feodal kabilelerde tlfekotller, feodal kabilelere kıyasla daha özgürdüler. Feodalizmin gelişme süreci içerisinde tlfekotllerin az bir kısmı varlıklılar sınıfına tırmanmış ve bazı varlıklı ve güçlü tlfekotl ailelerle, feodal beylerin feodal kurumları sağlamlaştırma çabaları ile asiller alınmışlardır. Feodalizmin geliştiği kabilelerde geri kalan çoğunluk tlfekotl yavaş yavaş ataerkil-komünal dönemden kalan haklarını yitirerek feodal bağımlılık altına girmişlerdir. İlk önceleri yükümlülükleri armağan biçiminde idi ve periyodik değildi. Ancak sonraları periyodikleşmeye ve zorunlu olmaya başladı. Adıgey'de köylü reformunun yapıldığı tarihte (1868) rant toplayıcılık tam olarak oturmamıştı. Bu da Adıgey feodalizmini tamamlayamadığını gösterir. Adıgey'de reform öncesi belli başlı üç tip feodal rant vardı; angarya rantı, aynı rant ve çok az miktarda para rantı vardı. En yaygın rant angarya rantı idi. Tlfekotller adetlere göre en fazla üç gün asiller için çalışmak zorunda idi. Anti-feodal mücadelenin, Çarlık Rusyası’na karşı yürütülen anti sömürgeci mücadele ile özdeşleşmesi ve bağımsızlık mücadelesinin temelini tlfekotllerin oluşturması, onların feodal beylere karşı konumunu güçlendirdi. Köylü ayaklanmaları sonucu toplanan halk meclislerinde feodallerin haklarını kısıtlayan kararlar bu direnişin meyvelerinin göstergesi idi.



18.yüzyıl Başları ve 19.yüzyılda Adige Köylü Hareketleri

Çarlık Rusyası’na karşı verilen anti-sömürgeci savaşın ve sömürgecilerle çıkarları gereği uzlaşan feodallere karşı verilen anti-feodal savaşın temel gücünü tlfekotller oluşturuyordu. Adıge feodalleri ile Çarlık Rusyası’nın sömürgeci çıkarlarının özdeşleştiğinin soyut göstergesi Bziyuk Savaşı’ydı. Adıge feodalleri ile buna karşı direnen köylülük Bziyuk nehri vadisinde karşı karşıya geldiler.Feodal beylere, Çarlık Rusyası bir topçu birliği ile destek verdi.(1796) Köylüler askeri yönden savaşı kaybettiler. Ancak savaş sonrası, feodalizmin zayıf olduğu kabilelerde tlfekotller halk meclisini toplayarak kendilerini yönetecek Starşina'larını (Rusca bir sözcük olan Starşina, köy yöneticisi -bir tür muhtar- demektir. Köylü ayaklanmarında köylü liderleri genellikle Starnişa'lar ve varlıklı tlfekotler olmuşlardır.) seçtiler ve kendi yönetimlerini kurumlaştırmaya başladılar. İskelelerdeki alış-verişi serbest bırakıp tüm yargılama yetkilerini tlfekotleşlerden alıp starnişalara devrettiler. Meclisinde yönlendiricisi olan starnişalar ve varlıklı tlfekotller feodal beylerin haklarını kısıtlayıp tlfekotllerin haklarını arttırdılar. Beylerin haklarını tam olarak yok etmediler. Çünkü bu olayın özünde, starnişaların ve varlıklı tlfekotllerin gelecekte feodal beylerin yerine geçme istekleri olduğu gibi feodalizme alternatif egemen sınıfı oluşturma istekleri de gizliydi. Bziyuk'tan sonra, Adıge köylüleri ile feodal beyler arasındaki çelişki artan dozlarla devam etti. Tlfekotller Çarlık Rusyası'na karşı sürdürülen bağımsızlık savaşını tam olarak ellerine almış, henüz gelişmemiş feodalizmi de tasfiye etmeye başlamış ve kendi kurumlarını oluşturmaya başlamıştı. Feodalizmin gelişmiş olduğu bölgelerde ise (örneğin Bjeduğlar) feodal beylerin çıkarları çarlığın askeri gücüyle korunuyordu. Çarlık, işbirlikçisi feodal beylerin konumunu daha da güçlendirme çabası içerisindeydi. Çarlık destekli feodal beylerin, ağır baskı ve sömürüsüne karşı Bjeduğ köylüleri 1856'da baş kaldırdılar. Bu ayaklanmanın sonunda Çarlık destekli feodal beyler, ayaklananları ağır bir şekilde cezalandırdılar. Adıge köylü hareketlerinin başarı kazanmamasının nedeni; 19.yy.'da Adıgey'in sosyo-ekonomik düzeyinin geri kalmış olmasındandır. Feodalizmin tam yerleşmemesi, feodalizme alternatif sınıfın, zayıf üretim ve ticaretten dolayı olgunlaşmamış olması, köylü hareketlerinin taleplerini kararsız kalmıştır.



Müridizm ve Adige Köylülüğü
19. yy. başlarında Adıgey yoğun köylü hareketlerini ve bağımsızlık mücadelesini yaşarken, aynı yıllarda Kuzeydoğu Kafkasya, özellikle Dağıstan, önceleri dini, sonraları köylüler arasında yayıldıkça askeri ve politik bir nitelik kazanan, Rus araştırmacıların "müridizm" adını verdikleri bir hareketle çalkalanıyordu. Lenin'e göre müridizm "Dini kılıf içinde politik direniş oluşumu, yalnız Rusya'ya değil, gelişimlerinin belirli bir aşamasında tüm halklara özgüdür." Şamil, mürid hareketinin önemli temsilcilerinden birini, Muhammed Emin'i 1848'de Adıgey'e gönderdi. M. Emin'in öğretileri, ilk başlarda olumlu tepkiler aldı. Zayıf da olsa Adıge köylülerinin anti-feodal, anti-sömürgeci kurumlaşmaları vardı. M. Emin bu kurumlaşmaya şeriat hükümleriyle bir nitelik kazandırmaya çalıştı. Şeriatla yönetilen bir devlet organizasyonu kurdu. Ticareti teşvik etti. Dayandığı kitle özgür köylülerdi. Muhammed Emin'in pşıltı ve wunevutları vardı ve asıl dayanağı özgürleştirilmelerini uman kölelerdi. Feodalizme karşı net bir tavır içerisinde değildi. Şeriat yasaları ise, hala demokratik klan gelenekleri taşıyan özgür köylülüğün kültürüyle çelişiyordu. İlk başlardaki köylü desteğini yavaş yavaş kaybediyordu. 1859'da Şamil'in yenilgisiyle o da Ruslara teslim oldu.



Sürgün
1861'de Çarlık Rusyası’nda serflik kaldırılmış, feodalizm yerini kapitalist ilişkilere bırakmıştı. Kaldırılan serflikle topraksız ya da az topraklı köylüler ortaya çıkmıştı. Aynı yıllarda da Osmanlı İmp. iskan yasalarını hazırlıyordu. 1864'de Adıgeler kesin olarak yenildiğinde, büyük toprak sahipleri ile Rus burjuvasinin çıkarları doğrultusunda ve çarlığın Osmanlı’yla yaptığı işbirliği sonucu bölge halkı Osmanlı topraklarına sürüldü. Özetlersek: Tarihin çok eski dönemlerinden beri Kuzeybatı Kafkasya'da yaşayan Adıgeler, içinde bulundukları coğrafi koşullar nedeniyle üretimi, üretim ilişkilerini geliştirememişlerdir. Geliştirebilenler ise (Kuzey Kafkasya ovalarında yaşayan Kimmer'ler MÖ. 8. yüzyılda güçlü bir kabileler federasyonu kurmuşlar ve diğer kabileleri proto-feodal düzenle yönetmişlerdir.) kuzeyden gelen güçlü kavimlerin basksıyla yokedilmişler ya da sürülmüşlerdir. Dağlı Adıge kabileleri 15-16.yüzyıllara kadar klan-kabile sistemini yaşatmışlardır. 15-16. yüzyıllarda üretim araçlarının ve üretimin gelişmesi ve klan-kabile eşrafının da artı ürüne el koymasıyla feodal eğililer ortaya çıkmıştır. Feodal kurumlaşma yerleşmeye başlamıştır. Feodal kurumlaşmaya karşı köylülük direnmeye başlamış ve bu sıralarda Çarlık Rusyası'nın sömürgeci çıkarlarıyla da karşılaşmışlardır. O topraklar üzerinde feodal beyler ile Çarlık Rusyası'nın çıkarlarının parelellik göstermesi, feodal beylerin önemli bir bölümünün Çarlık Rusyası’yla işbirliğine gitmesine neden olmuştur. Bu durum köylü mücadelesinin anti-feodal, anti-sömürgeci kurumlaşmasını getirmiştir. Bu süreç tamamlanamadan Adıgeler topraklarından sürülmüşlerdir. Adigeler, yarı feodal, yarı klan kültürü, biraz da ulusal kurumlaşmaya adım atmış ve zayıf da olsa ulusal bilinç öğeleri taşıyan karmaşık bir yapıyla sürgün yaşamına itilmişlerdir

IP
yesgarkoyavuz
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Aralık-2006
Konum: Eskişehir
Gönderilenler: 58

Alıntı yesgarkoyavuz Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 29-Haziran-2007 Saat 18:10
Yazılı tarihi olmayan halklar için söylenceler ve halk türküleri bir nevi tarih vazifesi görür.

Çerkesler de yazılı tarihi olmayan bu halklardan birisidir.

Çerkeslerin geçmişinde hiç bir önemli olay yokturki hakkında bir türkü, bir ağıt vb.söylenmemiş olsun.

Başka bir deyişle hiç bir Adige türküsü yokturki kaynağında bir yaşanmış olay olmasın,bir yaşanmış gerçeğe dayanmasın.

Neğume Şora'nın "Adige halkının tarihi ";isimli kitabında geçen türküler ve bu türkülerin kaynağına dair anlattığı olaylar söylediklerimizi doğrulayan güzel bir örnektir.

Türkülerin,ağıtların Adige halkının yaşamında her zaman çok önemli bir yeri olagelmiştir.

Çocuk doğduğunda sevinç ve mutluluk türküleri(nacjen.. veya nacden)ile karşılanır,beşiğe yatırıldığında(guşekıu vuered)ile uyutulur,yürümeğe başladığında(tl|e teuve vuered) ile yürütülürdü.

Evlendirirken (nısaşe - şıaueyişij vuered) ile,gelin ve kaynananın ilk karşılaşmasında(ipeteh|ıe vuered),savaşa giderken(zıavue-l|ığe vuered) ile gidilir ,yaralılara(ş|ıepşıakuıe vered) dinletilirdi.

Bir insan öldüğünde onun hakkında(feyepl| vuered)söylenir bu şekilde ismi ebedileştirilirdi.

Tıpkı türkülerde olduğu gibi huehıu(dilek)adigelerin dilinden hiç düşmeyen bir başka ifade biçimi idi.

Her önemli işe (uehıu peıuble huehıu)ile başlanırdı mutlaka.

Di th|a (tanrımız.

Th|aşhue (yüce yaratan).

Psınş|e teue (çabuklaştır).

F|ı teuate (iyilikle anlatılsın).

A yij|ımk|ıe yeğauıble(sağ le ile başlat).

A semeguk|ıe yeğauıh (sol le ile bitirttir).

Uzınşağek|ıe Kadğalej| (sağlık ile kazandır).

guf|ıeğuek|ıe dığaşhij (mutluluk ile yedir).

Biz burada ağırlıklı olarak eski adige türküleri ve ağıtlarına değineceğimiz için bu konuya fazlaca girmeyeceğiz.

Sözlü kültürün muhafazasında büyükler defter görevi görmüşler ve diğer toplumlarda olduğu gibi çerkeslerde de bu tür türküler ,dilekler ve söylenceler unutulmaması için büyükten küçüğe özenle aktarılarak devam ettirilegelmiştir.

Çerkeslerde Sözlü kültürün yeni nesile sevdirilmesi , yaygınlaştırılması ve aktarılması için her yıl bu konu ile ilgili bir büyük eğlence düzenlenir her alanda en iyi olan seçilerek çeşitli ödüllerle, eğerli güzel atlarla,işlemeli kılıçlarla ödüllendirilirlermiş.

Bu tür yarışmaların en sonunusunu görme şansına sahip olan yaşlılarımızdan h|ıemğuokue h|ıajbiy'nin bu konu ile ilgili anlattıklarını bizzat dinleme ve kaleme alma fırsatı olmuş bu vesile ile yazılı şekle de dönüştürülmüştür.

Adige türküleri (özellikle de eski türküler)söylenmesi ve öğrenilmesi oldukça güçtür.

Bunun nedenleri bu türkülerin söz ve müzik olarak birbirinden çok farklı biçimlerde olabilmesi,sözlerin arasında hiç bir anlama gelmeyen çeşitli sesler ile eşlik ediliyor olmasıdır.Fakat burada dikkati çeken bir önemli konu ,koro halinde eşlik ederek söylenen bu kısımın asıl o müziğin iskeletini oluşturuyor ve sözleri giydirerek sararak şiirden şarkıya dönüştürüyor olmasıdır.

İkinci olarak eski Adige türküleri genel olarak gurup halinde söylenen ve bu nedenle de iki ayrı bölüm halinde olan türkülerdir. .

Solistin veya solistlerin söylediği bölüm,gurubun eşlik ettiği bölüm.

Bu iki bölüm müzik olarak birbirinden çok ayrı ve hatta tamamen birbirinden bağımsız olabilmektedir işte bu nedenledirki eski adige türkülerinin hepsi, türkünün (veya sözlerin )makamı ve ondan ayrı olarak koronun makamı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Bu türlerin pek çoğunda koronun söylediği kısım, müziğin baskın ve belirleyici bölümünü teşkil eder.

Bu bahsettiğimiz tür en eski adige türküleridir ve guruplar halinde avlanırken,savaşırken söylenmiş veya adigelerin hristiyan olduğu ve büyük guruplar halinde ayin yaptıkları çok eski dönemlerden kalma türkülerdir.

Bu tür türkülerden koroyu çektiğinizde o türkü yarım gibidir.

Türkünün yada ağıtın sözlerinin yanısıra İşte bu koronun söylediğini ezberleyip söylemek gereğidir eski Adige türkülerinin söylenmesini öğrenilmesini zorlaştıran şey. .

Fakat buna rağmen atalarımız bunları yaratmış,yaşatmış ve kendilerinden sonra gelen nesile aktararak bu güne getirmişlerdir.

Nart destanlarını şöyle kısaca bir hatırlarsanız , sözleri,müziği ve hatta dünyanın en eski halklarından olduğumuzu belgelemesi bakımından yukarıda anlatılmış olanlara en güzel örnektir aslında. .

Albek Aves ilk olarak eski adige türkülerini ve söylencelerini derlediği sırada, bir yaşlının ağzından "büyük ramses ile çalakılıç savaşanların çocuklarıyız"diye başlayan bir türkünün sözlerini kaleme almıştı ihtiyarın hatırladığı kadarı ile.

Eski Adige türkülerinde bunun benzeri pek çok ipucu vardır halkımızın yeryüzünün en eski halklarından ve kültürlerinden biri olduğuna dair.

Noğuma şora derlediği eski adige türküleri ile bunu dahada net ortaya koymuştur ve fakat maalesef bunların sadece sözleri mevcut olup makamları hakkında bir bilgi yoktur.

Başlarken söylediğimiz gibi eski Adige türküleri, dilekleri(HuaHuıe),söylenceleri halkımızın tüm geçmişine dair bilgiler içeren birer sözlü tarihtir.

İşte bu nedenle bu bizim tarihimiz olduğu kadar,dilimiz,töremiz,bizi tanıtan armamız,üzerimizdeki giysimiz,onurumuz,sesimiz ve en nihayet tüm geçmişimizdir.

Sözlü tarihimizi araştırıp öğrenmek ve halkımızın tarihte hakettiği yeri alması için istifade etmek görevimiz,yeryüzünde tek bir Adige kalıncaya kadar muhafaza etmek namus borcumuzdur. .




Düzenleyen yesgarkoyavuz - 29-Haziran-2007 Saat 18:10
IP
yesgarkoyavuz
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Aralık-2006
Konum: Eskişehir
Gönderilenler: 58

Alıntı yesgarkoyavuz Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 29-Haziran-2007 Saat 18:14
OSMANLI GAZETELERİNDE KAFKASYA

Hazırlayanlar:
Ali Barut
Mustafa Özsaray
Rafet Özsaray

Hazar denizi kenarındaki Apşeron yarımadasından kuzeybatıda Karadeniz kıyısındaki Taman yarımadası arasında doğudan kuzeybatıya uzanan Kafkas dağları Kafkasya'yı ikiye ayırır. Hazar denizine dökülen Samur nehri ile Kafkas dağ silsilesi ve Karadeniz'e dökülen İngur nehri ile güneyden Hazar denizinin, doğudan Karadeniz ve Azak denizinin, batıdan Kuman nehri ile birçok uzun göllerin teşkil ettiği Maniç hattının kuzeyden çevrelediği bölge "Kuzey Kafkasya"dır.
İlk etapta zikredebileceğimiz Avar, Lezgi, Çeçen, Çerkes (Adige), Abhaz, gibi bölgede yaşayan Kuzey Kafkasya'nın otokton halkları tarih öncesi dönemlerden itibaren öz vatanlarını korumak için gereken mücadeleyi vermişler, kısmen çeşitli istila ve işgal girişimleri vukû bulmuşsa da varlıklarını ve bağımsızlıklarını koruya gelmişlerdir.
16. yy. sonlarına gelindiğinde Kuzey Kafkasya; 1552 yılında Kazan'ı, 1556 yılında Astırhan'ı istila ve işgal ederek hızla güneye inen Rus tehdidi ile karşı karşıya gelmiştir. Rus yayılmacılığına karşı yürütülen mücadele ve savaş 17. yy. sonlarından itibaren şiddetlenerek artmış, 1864 yılına gelindiğinde cansiperane bir mücadele yürütülmesine rağmen, Kuzey Kafkasya'nın Ruslar tarafından istila ve işgali ile son bulmuştur.
Ruslar üç asır devam eden savaş sürecinde hiçbir insani değer ve kural tanımamış, sivilleri katliam, yerleşim yerlerini ve yaşam kaynaklarını tahrib ile ormanları yakmaya varana kadar tabîî varlıkları yok etmekten geri kalmamışlardır. 1864 yılında Ruslar; Dağıstan, Çeçen, Kabardey, Karaçay ve Balkarları kısmen, kuzeybatı Çerkesleri ile Abhazların tamamına yakınını zor kullanarak gerekli hazırlığın yapılmasına dahî fırsat vermeden (1944 yılında yapacakları gibi) soykırıma zemin hazırlayacak şekilde Karadeniz kıyılarına sürmüş ve bu sürgün nihayetinde, Osmanlı topraklarında son bulmuştur. Bu esnada Kuzey Kafkasyalıların önemli bir kısmı hayatlarını kaybetmişlerdir. Ruslar 1864 sonrasında belli dönemler içerisinde ve günümüzde Çeçenistan örneğinde olduğu gibi, dünyanın gözü önünde yukarıda belirtilen insanlık dışı uygulamalarını devam ettirmektedirler.
Kuzey Kafkasyalıların geçmişte Ruslara karşı yürüttükleri uluslar arası hukuka göre haklı ve cansiperane mücadele ve sonrasında maruz kaldıkları, öz vatanlarının işgali, katliam, soykırım ve sürgün gibi insan hakları ihlallerinden dolayı uğradıkları mağduriyetin muhataplarına; ilgili ulusal ve uluslar arası kuruluşların hukuki mercilerinin dikkatlerine sunulup gasp edilen temel hakların geri alınmasına çalışılması gerekmektedir. Bu durum ekonomik, siyasi, bu bağlamda sosyal ve kültürel hakların telafisi için önemli bir mesafenin katedilmesini sağlamış olacaktır. Bunun için özellikle Rus tehdidinin ortaya çıkışından itibaren, yani 16. yy. sonrası Kuzey Kafkasya'nın günümüze kadarki tarihinin bilimsel olarak ortaya konması bir zarurettir. Özellikle günümüzde tarihi belgelere dayalı Kafkasya ile ilgili çalışmalar az sayıda olup, üstelik mevcutların bir kaçının dışındakiler objektif bakış açısından uzak, yetersiz ve sathîdir. Örneğin Kafkas savaşları denilince sadece Şamil'in kuvvetlerinin dile getirilmesi, uğranılan soykırımın kamuoyu tarafından bilinmemesi gibi... P. B. Henze'nin, "Şamil, 19. yy. Kafkas direniş hareketi liderlerinin en uzun olanıdır. Ancak bu direniş hareketinde başka başka liderler de vardı ve Şamil'in önderlik ettiği hareketle sınırlı değildi. Gerçekten bu direniş hareketi Batı Kafkaslar'da Çerkes, Abaza ve diğer kabilelerin Şamil'e paralel hatta onu aşan hürriyet mücadeleleri incelenmeden anlaşılamaz." şeklindeki tesbiti yukarıdaki yargıyı doğrular niteliktedir.
İşte gerek Kuzey Kafkasya'nın tarihini aydınlatmak, gerek uğranılan haksızlıkları belgelemek için Kuzey Kafkasya ile ilgili temel kaynaklara ulaşılıp elde edilmesi gerekmektedir. Tarih metodolojisinde otorite ilim adamlarının kabul ettikleri gibi tarih yazıcılığında birinci derecede kaynaklar arasında süreli yayınlar, yani gazete ve dergiler önemli bir yer tutmaktadır.
Matbaanın mekânik anlamda icadından sonra ilk olarak Strazburg'da (1609) olmak üzere Avrupa başkentlerinde gazeteler yayınlanmaya başlanmıştır. Osmanlı Devleti sınırları içerisinde ise ilk olarak Fransızca gazeteler yayın hayatına girmiştir. Türkçe (Osmanlıca) olarak ilk yayınlanan gazete 1828 yılında Mısır'da çıkan "Vakâyi-i Mısriyye" olup, ilk resmi gazete ise 1831 yılında basılan "Takvîm-i Vakâyi"dir. Resmi olmayan ilk Türkçe (Osmanlıca) gazete ise bir İngiliz tarafından 1840 yılında basılmaya başlanan "Cerîde-i Havâdis"tir. Sonraki dönemlerde Osmanlı Devleti'ndeki gazetelerin sayısı bir hayli artmıştır. Bunlardan bazıları; Tercümân-ı Ahvâl (1860-1866), Ruznâme-i Cerîde-i Havâdis (1860-1865), Tasvîr-i Efkâr (1861-1867), Muhbir (1867-1867), Hürriyet (1868-1870), İbret (1870-1875), Basîret (1870-1878), Tercümân-ı Hakîkat (1878-1921), İkdâm (1894-…), Sabah (1875-…), Tanin (1888-1925), Peyâm (1913-1914), Tercümân (1882-1917) gazeteleridir.1
"Osmanlı Gazetelerinde Kafkasya" adlı bu projede ilk aşamada "Tasvîr-i Efkâr" gazetesi ele alınmıştır. Daha sonra diğer gazete ve dergiler de peyderpey taranarak kapsamlı bir kaynak eser oluşturulacaktır.
"Havadis ve Maarife Dair Osmanlı Gazetesidir" ibaresiyle kendisini ifadelendiren ve Şinasi'ye ait olan bu gazetenin ilk sayısı 'selh-i Zilhicce 1278' (29 Haziran 1862) tarihinde haftada iki gün İstanbul Matbaası'nda basılarak çıkmaya başlamıştır. Hicri 1285 (1868) yılına kadar 830 sayısı yayınlanan gazetenin tesbit edilebilen 1-700 sayıları İstanbul'daki Atatürk Kitaplığı (Belediye Kütüphanesi) ile Beyazıt ve Millet kütüphanelerinden karşılaştırmalı olarak taranmıştır. Taramalar sonucunda Kafkasya ile ilgili 32 habere rastlanmıştır. Bu 32 haberin 30 kadarı 1-197 sayıları arasında yer almış, geri kalan 503 sayıda ise sadece 2 haber görülebilmiştir.
Tasvîr-i Efkâr gazetesinde Kafkasya ile ilgili haberler, Hariciye ana başlığı içinde yer alan Avrupa, Asya, Amerika ve Afrika alt başlıklarının Asya kısmındadır. Haberler genelde Kafkasya kaynaklı olup ekserisi "Tahrirât-ı Mahsûsa" adı altındaki özel mektuplardan oluşmaktadır. Bazen de "Courrier d' Orient" başta olmak üzere "el-Cevâib", "Nur", "Kavkaz", "Envalid Rus" ve "Augsburg" gazetelerinden iktibaslar yapılmıştır. Gazetedeki haberlerin içeriği umumiyetle Ruslarla yürütülmekte olan 1861-1863 yılları arasındaki savaş ve bu bağlamda gelişen siyasi hadiseler çerçevesindedir.
Aşağıda, "Tasvîr-i Efkâr"da Kafkasya ile ilgili çıkan haberlerin transkripsiyonları yer almakta olup, çalışmada herhangi bir sadeleştirme ve yoruma yer verilmemiştir. Sadece okuyucuya kolaylık sağlaması için haberlerin içeriğine uygun kısa özet sayılabilecek başlıklar tarafımızdan konmuştur. Bunun yanında hicri tarihler Takvîm-i Sinîn esas alınmak suretiyle miladi tarihe çevrilmiştir.
Bu çalışmamızdaki amaç, Kuzey Kafkasya ile ilgili yapılacak araştırmalar için temel kaynakların en önemlilerinden biri ve aynı zamanda bu güne kadar el atılmamış olan Osmanlı basınına dikkat çekerek, orada tarihin tozlu raflarından gün ışığına çıkmayı bekleyen gerçekleri ortaya çıkarmak olmuştur. Bundan sonrası bu malzemeleri değerlendirecek araştırmacılara kalmaktadır.
Değerli bir tarihçinin, "Tarih milletlerin hafızasıdır" sözü kuşkusuz önemli bir tespiti ortaya koymaktadır. Kuzey Kafkasya'nın tarihi gerçekleri gün yüzüne çıkartılmadan yani temel kaynaklara ulaşılmadan yapılacak çalışma ve araştırmaların, bilincini kaybetmiş bir bireyin çaba ve ürünlerinden farklı bir sonuç vermeyeceği yadsınmaz bir gerçektir. Bu sebeple zaman kaybetmeksizin Osmanlıca dışındaki Avrupa ve Rusya'da çıkan gazete ve dergilerle birlikte Osmanlı, Rus, İngiliz, Fransız, İran, Gürcü arşiv belgelerinin ve diğer yazılı, sözlü ve müzelik malzemelerin temini ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Böylece Kuzey Kafkasya'nın tarihi ve geleceği için önemli bir altyapı hazırlanmış olacaktır.
İşte bu yöndeki çabalarımız, biz Kuzey Kafkasyalıları, önemli bir düşünür olan Toynbee'nin, "Bazı toplumların veya yok olan toplumların bu akıbetlerinin sebebi şartların meydan okuyuşlarına cevap verememeleridir" şeklinde işaret ettiği tehlikeden koruyacaktır.

I. KAFKAS-RUS SAVAŞI HAKKINDA TASVÎR-İ EFKÂR'DA ÇIKAN HABER ve YORUMLAR (1862-1865)

1. Abazaların Amketi kalesini ele geçirmeleri

Tasvîr-i Efkâr, 10 Muharrem 1279 / 8 Temmuz 1862, Sayı 5

Rusya Generali Evdekimof bir fırka-i müfreze ile Amketi Kalesi'ne karîb Abaza memleketinde vâki' ve bin sekiz yüz müteferrik Abaza hanelerini câmi' bir vadiye doğru hareket etmiş ve ahali-i memleket davarlarıyla beraber dağlara çıkıp hem civar olan hemcinslerini davetle bi'l-ittifak Rusya askerinin geldiği güzergâhları büyük ağaçlarla sedd ü bend eylemiş ve ba'du mezkûr kaleyi zabt ederek mustahfızlarını kılıçtan geçirdikten sonra fırka-i mezkûrenin etrafını çevirmiş olduğu haber alınmıştır.

2. Ubıhların Soçi ve Ordane zaferi ve Adagum'daki Rus yerleşimcilerin uzaklaştırılması

Tasvîr-i Efkâr, 1 Safer 1279 / 29 Temmuz 1862, Sayı 9

19 Muharrem tarihinde Çerkes tarafından gelen tahrirat.

Mâh-ı hâlin dokuzuncu günü mikdar-ı vâfi asâkiri hamil olduğu halde Rusyalıların beş kıt'a vapuru sahilde kâin Soçi ve Ordane ve sair iskelelere gülle endaht ederek sevâhil-i mezkûreyi yedi gün dolaştıktan sonra asâkir-i mezbûre karaya çıkarak Ubıh ahalisinin mahkemesi üzerine kadı Ramazan Efendi'nin kemâl-i sa'y ve gayretiyle ahali tarafından fedakârane olunan mukabelede Rusyalılar ric'ate mecbur ettirilmiş ve bu muharebede mahkeme-i mezkûre civarında olan küçük misafir odasından başka bir mahalle zarar ve ziyan isabet etmeyerek Rusya askerinin yüzden mütecâviz telefâtı ve Çerkeslerin onsekiz nefer mecrûh ve bir mikdar vefeyâtı vuku bulmuştur.
Rusyalının Abzah üzerine sevk etmiş olduğu ordusuna karşı gitmiş olan Ubıh askerini geri çevirmek efkârına mebni bervech-i muharrer sevâhil-i mezkûreye asker sevk etmiş ise de bu tedbire karşı Ubıh askerinin fedakârane ve şecîâne gösterdikleri mukabeleye Rusya asakiri dayanamayarak münhezimen ric'ate mecbur olmaları edecekleri tedâbirin sûr-i icrâiyesine mani olmuş olduğu cihetle Rusyalılar nail-i emel olamamışlardır.

Diğer Tahrirat:
Şapsığ ile Natuhaç kabileleri beyninde üç sene mukaddem ihdas olunmuş olan Adagum kalesinin etrafına Rusyalı tarafından iskân edilen üçyüz hane Hristiyan ziraate başladıklarında eben anced zer'ederek tasarruf etmekte oldukları halde Rusyalının zulmen oradan tard eylediği yerli Çerkesler buna tab-ı âver tahammül olamayıp merhum Sefer Paşazade İbrahim Bey'e ifade olunduğunun üzerine asker tertibi ile hücum olunarak zikr olunan haneler külliyen tahrib ve yağma edilmiş ve bu ma'rekede gerek İslam gerek Hristiyan'dan sıbyân ve nisvânın telef olması mesuliyeti havalimizde nâhak icrâ-yı hükümet etmeye ve vatanımızı elimizden almak için kanımızı dökmeye çabalamakta olan Rusya zabitanının üzerinde kalacağı meâlini mutazammın Çerkesler canibinden Rusyalıya name gönderilmiştir.

1Gazete koleksiyonları ve bulundukları kütüphaneler için bakınız, Hasan Duman, Osmanlı-Türk Süreli Yayınları ve Gazeteleri (1828-1928), Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı, 3c, Ankara 2000.

IP
yesgarkoyavuz
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Aralık-2006
Konum: Eskişehir
Gönderilenler: 58

Alıntı yesgarkoyavuz Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 29-Haziran-2007 Saat 18:22
1763 - Ruslar Adige kenti Mozdok'u işgal ettiler. Kabardeyler bu
gelişmeye karşı koydular 4 yıl boyunca Rus kalelerini basarak ağır
kayıplar verdirdiler fakat Mozdok'u kurtaramadılar

1767 - Kabardeyler prensleri yönetiminde Kuma ırmağı boylarına yerleşmek
zorunda kaldılar. Daha batıda Kuban ırmağı havzasında yaşayan Adigelerle
dayanışma içine girdiler.

1768 - Osmanlı Rus savaşı başladı Çarlık Rusya'sı Kabardey'i ele geçirip
Kafkasya'yı ikiye bölen bir hat oluşturma peşinde.

1774 - Osmanlı Rus savaşı sona erdi.Savaş sonunda küçük kaynarca
antlaşması 21.maddesine göre Kabardey Kırım Han'ının takdirine
bırakılmıştı. Oysa Kırım Han'ı daha önce 1772 de Rus Çarı ile yaptığı bir
antlaşmaya göre Kabardey'in Rusya'ya katıldığını kabul etmişti. 1774'te Han
daha önce verdiği söz uygulamaya konuldu ve Kabardey'in Rusya'ya
katıldığını kabul etti.

1774 - Kabardeyler yeni statülerini kabul etmediler, Ruslarla 1820'ye kadar
uzanan bir savaşa tutuştular.

1777 - Ruslar Azak Mozdok müstahkem hattının inşasına başladılar. Kabardeyler buna direnmeğe çalıştılar.Sel gibi Kabardey kanı
aktı. Bununla da yetinmeyen Ruslar Kuban bölgesine de saldırdılar.

1778 - Çar Kuban'ı ele geçirmek için Kuban kolordusu adı altında askeri
bir birlik kurdurdu ve bu orduyu Nogay ve Adige topraklarına soktu. Görev
Nogaylara boyun eğdirmek, Adigeleri dağıtmak, böylece Osmanlıların bölgeye yönelik planlarını boşa çıkarmaktı

1778 - Ruslar yaz ayları boyunca Kuban'ın sağ yakasında 20'den fazla kale
kurdular.

1778 - Çerkesler Slaviyanski kalesi yakınlarında Ruslara saldırdılar ve
bir Kazak müfrezesini toptan yok ettiler. Mayıs 20.

1778 -- Çerkesler Arhangelsk kalesine saldırdılar şimdiki Krasnodar
bölgesi. Eylül 23

1778 - General Rayzer büyük bir birlikle Kuban'ı geçti ve köyleri ateşe
verdi Bu saldırıya cevap olarak Adigeler Vsehsviyatsk kalesine saldırdılar

1779 - Kabardeylerle Kuban Adigeleri birlikte mücadele etmeye başladılar
ve böylece mücadele yeni bir boyut kazandı. Kemguy ve Besleneylerin
birlikte Stavropol'a saldırdıkları bir sırada Kabardeyler de Aleksysvsk
kalesini bastılar.

1779 - Kabardey ve Adigeler prens ve soyluları da dahil 300 kişiyi bu
çarpışmada yitirdiler ve Ruslar bu çarpışmaları da silah ve sayı
üstünlükleri ile kazandılar

1781 - Osmanlılar Adige toprağında Anapa kalesini kurdular ama bu durum
Rusların daha güçlü olduğu gerçeğini değiştirmedi

1783 - Kuban ırmağı Adige ülkesinin kuzey sınırına kadar çekildi. Çünkü
Ruslar Kırım, Taman yarımadası, Kuban ile Yeya ırmakları arasındaki
bölgeyi ilhak etmişler ve Osmanlılar da bu durumu kabullenmişlerdi

1783 - Nogaylar Yeysk kalesi önünde Rus yönetimini kabul ettiklerine
ilişkin imza verdiler. Böylece Nogay halkı şefleri çariçeye bağlılık andı
içti.

1783 - Aynı yıl Ruslar Nogayları Ural bölgesine sürmek için harekete
geçtiler Nogaylar bu durumu kabullenmeyip silaha sarıldılar. Büyük Yeya
ırmağı kıyısında Ruslara yenildiler ve Kuban'ı geçip Adige ülkesine
sığındılar (Temmuz).

1783 - Adigelerle Nogaylar birlikte Yeysk kalesine saldırdılar kaleyi
alamadılar ama Ruslara büyük kayıp verdirdiler (Ağustos).

1783 - Rus Kuban ve Kafkas kolorduları ile Don Kazak ordusu Gece Kuban'ı
geçip Adige toprağına girdi ve Laba ırmağı kıyısında yerleşmiş bulunan
Nogaylara baskın yaparak yok ettiler. Nogaylara yardıma koşan bir çok Adige de aynı akıbete uğradılar

1785 - Kafkasya'da mücadele daha da şiddetlendi. Çeçen halkı mücadele
bayrağını ele aldı Adigeler de Çeçenlere destek oldular. Çeçenlerin
başında sonradan tarihlere Şeyh Mansur olarak geçecek olan "Uşurma"
bulunuyordu.

1785 - Ruslar Uşurma'nın doğduğu Çeçen köyünü ateşe verdi. Dehşet saçan
Rus birliğini Uşurma'nın birlikleri karşıladılar ve Rus birlikleri darmadağın edildi. Uşurma bu savaştan sonra Çeçenistan ve Dağıstan'ın imamı
oldu. Kendisine "yenen,üstün gelen " anlamında Mansur adı verildi.

1785 - İmam Mansur (Uşurma) Kizliyar kalesini ele geçirmek için harekete
geçti ama bunu gerçekleştiremedi.

1786 - Rus Ordusu Çeçenleri yatıştırdı. İmam Mansur zor duruma düştü.
Ancak Adigeler savaşa devam ettiler.

1787 - Adigey'de büyük bir savaşın sürmekte olduğunu bilen İmam Mansur
buraya geldi. Mansur Adige Ordusu'nun başına getirildi.

1787 - Kuban bölgesinde Adige Rus savaşı sürüp giderken, Ruslarla
Osmanlılar arsında savaş çıktı. Osmanlılar Kırım yarımadasını yeniden ele
geçirmek için Ruslarla savaş başlattılar.

1787 - Osmanlılar İmam Mansur önderliğindeki Dağlıları yanlarına çekmek
için harekete geçtiler. Savaş başlamadan önce 1785-1786 yıllarında
Osmanlılar Mansur'dan hiçte hoşnut değillerdi. Çünkü o Kafkasya'nın
bağımsızlığını savunuyordu. Ruslara olduğu kadar Osmanlılara da karşıydı.
Osmanlılar daha önce "yalancı", "çılgın" gibi karalamalarda bulundukları
İmam Mansur'u elde etmek için üst üste elçiler gönderdiler ve savaşın daha
da şiddetlenmesi üzerine Mansur, Osmanlılarla anlaşma yolunu seçti. Fakat
Mansur komutasındaki Adige ordusu tamamen Osmanlılardan ayrı savaştı

1787 - Varp ve Laba nehirleri arsında konaklamış olan Mansur'un sekiz bin
kişilik birliğine Ruslar baskın düzenlediler. Üç günlük savaştan sonra Adige
birlikleri büyük Zelençuk ile küçük Zelençuk ırmakları civarına çekilmek
zorunda kaldılar. Rusların ikinci saldırısı ile daha da içerilere kadar
çekildiler.

1787 - Adigeleri cezalandırmak isteyen Ruslar, Besleney ve Kemguy
topraklarına girerek katliam gerçekleştirdiler

1788 - Ruslar Anapa üzerine yürüdüf akat kaleyi ele geçiremediler.

1790 - Büyük bir Rus ordusu Çerkesya'ya girdi Çerkeslerin bütün
direnmelerine ve saldırılarına rağmen Ruslar Anapa'ya ulaşmayı başardılar.
Fakat kaleyi ele geçiremedikleri gibi dönüşte de Çerkes saldırılarında
büyük kayıp verdiler.

1790 - Battal paşa komutasındaki Osmanlı ordusu (8 bin yaya,10 bin atlı ve
bunlarla birlikte savaşan 15 bin Çerkes savaşçısı) ile Kuban'ın sağ
yakasına geçti ve Kabardey sınırına ulaştı Bu günkü Çerkessk kentinin
olduğu bölgede Ruslarla savaşa tutuşan Osmanlı ordusu yenildi ve Battal
paşa Ruslara esir düştü.

1790 - Hemen bir ay sonra Mart ve Psij ırmakları bölgesinde bulunan 36
Çerkes köyünü yaktılar. Ruslar Osmanlılar ile işbirliği yapan Çerkesleri
cezalandırmak istiyorlardı.

1791 - Ruslar Anapa kalesini ele geçirdi. Şeyh Mansur tutsak edildi

1792 - 1791 sonlarında sona eren Osmanlı-Rus savaşı 9 Ocak'ta imzalanan
yaş anlaşması ile resmen sona erdi. Taman ve Kuban ırmaklarının sağ
yakasının Rusya'ya ait olduğu bir kez daha teyit edildi. Kuban ırmağı
Rusya'nın Güney sınırı olarak kabul edildi.

1792 - Rusya Kuban bölgesine Slavları yerleştirmeye başladı. Kazaklar toplu
biçimde gelmeğe ve yerleşmeye başladılar.

1793 - Bu günkü Krasnodar kenti kuruldu. Kuban boyunca yeni Rus kaleleri
kurulmağa başlandı.

1793 - Rus mahkeme usullerinin ve ceza kanunlarının Kabardey'e
getirilmesi. Bu değişikliği kabul etmeyen Kabardeylerin bir bölümünün
ayaklanması.

1794 - Şeyh Mansur konulduğu Şlisselburg cezaevinde öldü

1796 - Ataman Çepaga'nın gönderdiği Kazak ordusu Shapsugh toprağını kana buladı kazaklar fırsat buldukça Çerkesya'da talan ve yağma hareketlerine giriştiler.

1800 - Batı Adigelerinin hemen hepsinin halk meclislerince yönetilmeye
başlanması.

1801 - İlk Çerkes tarihini yazan Neğume'nın (Şora) doğumu. Pyatigorsk
yakınlarındaki Neğume köyünde doğmuş daha sonra Kabardey'e yerleşmiştir.

1802 - Kabardey'de Sivil idarenin ordunun elinden alınarak din işlerine
bağlanması.

1804 - Ruslan Bek Mıssost'un Ruslara karşı ayaklanması.

1805 - Kabardey ayaklanmasını bastıran General Glasenapp'ın seksen Adige köyünü yakıp yıkması.

1806 - Abhazların Çar'a karşı ayaklanması

1807 -- Kabardey'de dini mahkemelerin yeniden kurulması

1808 - Abhazya'nın bağımsızlığını yitirmesi. Gürcistan'dan sonra Abhazya'da
Ruslarca ilhak edildi

1809 - Kabardeylerin Çar'a karşı yeniden ayaklanmaları.

1810 - General Bulgakov'un Kabardey ayaklanmasını bastırması ve
önderlerinin cezalandırılması.

1811 - Rusların bir çok denemeden sonra Sucuk-kale'ye ulaşması ve yeniden inşa ettirmesi Kalenin Adigelerce kuşatılması sonucu Rusların bir yıl
kalede tutsak kalması. Ruslar kaleyi terk ederken Adigeler kaleyi temelden
yıkarlar.

1813 - Rusların Çerkesya'yı denizden kuşatmaya çalışması. Bunu
yapmalarındaki maksat Çerkeslerin Türklerle ticaretini önlemek ve bunun
sonucunda Ruslarla ticari ilişkiye girmelerini sağlamaktı. Böylece
Çerkesler savaş yapılmadan Rus yönetimine bağlanmış olacaktı.

1814 - Anapa Kalesi'nin Osmanlılarca yeniden onarılması.

1820 - Stavropol'un Ruslarca ele geçirilmesi.Böylece ovalara yerleştirilen Kazak köylülerinin Adigelerin baskılarından korunmaları sağlanmış oluyordu.

1822 - General Manca Vlassov'un Adigelere ani bir baskın düzenlemesi.
Adigeler Ruslarla aralarında saldırmazlık paktı bulunduğu için böyle bir
saldırıyı beklemiyorlardı. Ruslar, saldırmazlık paktını ihlal etmelerine
rağmen Adige savaş esirlerini geri verir, ölü ve yaralılar için tazminat
öder, gasp ettikleri malları da iade ederler.

1822 - Dağlarda yaşayan Kabardeylerin zorla ovalara yerleştirilmesi
Soylular bu zorunlu iskana karşı çıkarlar, Ruslar ise kölelere bağımsızlık
verirler.

1823 - Çarlık yönetimince Terek yöresinin istilasının tamalanması. Bu
bölgenin bir bölümü Nalçik, diğer bölümü Vladikafkas idare merkezlerine
bağlanır. Böylece Kabardeyler, iki ayrı yönetim bölgesine ayrılarak
bölünürler.

1824 - General Yermelov'un ilk kez Karadeniz kıyısındaki Guda dağına dev
bir haç diktirmesi bundan sonra buranın adı "haçlı dağ" olarak anılacaktır.

1825 - Kabardey'den geçecek olan yeni askeri yol'un yapılmasını istemeyen
Çerkeslerin ayaklanması.

1825 - Neğuma Şora'nın ilk Adige alfabesini hazırlaması

1827 -- General Mençikof'un 1700 Adige savaşçısını Kuban bataklıklarında
boğdurması.

1828 - Elbruz geçidinin General Emanuel tarafından ele geçirilmesi

1829 - Edirne Antlaşmasının 4. maddesine göre tüm Çerkesya'nın Rus bölgesi olduğunun ve tüm hanların da Çar'a ait olduğunun Osmanlılarca kabul edilmesi. Ancak dağların iç kesimlerinde yaşayan Çerkeslerin büyük
çoğunluğu Osmanlıları tanımadıkları gibi, kıyı şeridindeki bir kısım Çerkes
ise sultanı sadece dini lider olarak kabul ediyor, siyasi bir bağlılık
duymuyorlardı. Buna dayanarak İngilizler, Edirne anlaşmasını kabul etmiyor,
Çerkesleri bağımsız bir ulus olarak tanıyorlardı

1829 - Adigeler İstanbul'a yardım talebiyle bir heyet gönderirler. Bu talep Osmanlılarca reddedilir

1830 - Zanıko Sefer beye İngilizler tarafından vaat edilen silah yardımının gelmemesi. Aynı yıl Osmanlılarca gönderilen yardım malzemesinin
ise çok eski ve kullanılamaz olması nedeni ile hiçbir işe yaramaması. Gelen
yardım sadece 15 top, 300 fıçı barut, 4 topçu subayından ibaretti. Toplar
çok eski ve hantal, barut fıçılarının çoğu yarım gönderilmiştir.

1831 - Küçük bir Çerkes çiftliği olan "Kutlitze"nin Çar askerlerince işgal edilerek yakılması.

1832 - Socok-kale'nin ve Tzimise suyu kıyısındaki 50 hanelik bir Çerkes
köyünün Ruslarca topa tutularak yakılması. Bu köy Çerkeslerin ticaret
kapısı idi.

1833 - General Bergman komutasındaki 5 bin askerin 15 yelkenli ile gelerek
Socok-kale'yi ele geçirmesi Bu harekatta 16 Osmanlı gemisi yakılmış ve 7
depo da havaya uçurulmuştur.

1834 - Çar ordusunun Shapsughlara karşı askeri operasyon başlatması
Olga-stanitsa ve Jelentsuk kalelerinin kurulması.

1834 - İngiliz büyükelçisi Lord Ponsonby'nin kendisini ziyarete gelen
Çerkes temsilcilerine bir bağımsızlık komitesinin hazırlanarak dünyaya
ilan edilmesini istemesi. Hazırlanan komite ve bildirisi Portfolio'da
yayınlanır.

1835 - Çerkeslerin Jelentzik'ten Anapa'ya yürümekte olan Rus kolordusunu
imha etmeleri

1835 - Bu yıl da Rus ordusunun Çerkesya cephesindeki asker sayısı 594 bin
kişiden oluşmaktadır. Bu sayıya o zaman Çeçenistan ve Dağıstan'da hazır
bekletilen Rus askerleri dahil değildir.

1835 - Osmanlılının Çerkesya'ya gemi geçişini yasaklaması ve Trabzon
valiliğine bu yasağın uygulanması için yetki verilmesi

1836 - General Williaminof komutasındaki 20 bin kişilik ordu ile Socok
kaleyi ele geçirmek için harekete geçer. Çerkesler tarafından bozguna
uğratılır ve esir düşer. Ancak savaşın bittiğine dair bütün Çerkes
önderleri önünde yemin etmesi üzerine serbest bırakılır. Ancak general
yeminini unutarak yeniden savaşa katılır

1837 - Çar yönetiminin Kuzey Kafkasya'da ablukayı sıklaştırması. 12
kişilik geçici Çerkes hükümetinin kurulması. General Rosen Abhaz ve
Gürcü kökenli askerleri cepheden çekmek zorunda kalır, çünkü bu askerler
Adigelere karşı savaşmak istemezler. Baron Rosen Zibelda ve Ardler
dağlarını kuşatarak ele geçirir. İngiliz casusu Stanislaw Bell'in
İstanbul'dan Çerkesya'ya hareketi. Sefer Bey'in isteği ve İngilizlerin de
yardımı ile Ruslara barış teklifi için bir komite gönderilir, ancak Gn.
Williaminof bu teklifi reddeder. Abedzehler halk kurultayında kardeş
Adige halkına yardım kararı alırlar. Bjedughların Çar'a Asker vermeyi
reddetmeleri.

1838 - Büyük Kabardey bölgesi köylülerinin bağımsızlık isteği ile
ayaklanmaları 5 bin çerkes savaşçısının Kuban'a doğru yürümesi. Deliliği ve
acımasızlığı ile ünlü general Zass yakalanan Çerkes nöbetçisinin derisini
diri diri yüzdürür. Hatukuayların katledilişini gören Bjedughların
Abazedchlere sığınması. Çopson kalesinin Çerkeslerce kuşatılması.
Şase'de 21 Rus gemisinin demir atması Çerkeslerin savaş hazırlığına
başlaması. Çerkesya kıyılarının Rus gemilerinden topa tutulması.
Şase'ye çıkartma yapan Rusların barış istemesi. Bu çağrıya cevap verme
yetkisi verilen Stanislav Bell'in "Çerkeslerin savaş istediğini" yazması. Böylece Çerkes halkının ve vatanının kaderi bu kez de İngiliz çıkarlarına emanet edilmişti. Anapa yakınlarında kurulan bir Rus kalesinin ele geçirilmesi. Mensur komutasındaki 500 atlı savaşçı 19 Rus köyünü yerle bir eder, bu arada bir Rus süvari birliğini de imha eder.

1838 - Rusların Şapevska kalesini kurmaları. 30 adet yelkenlinin
Socok-kaleye gelip 2 gün süre ile çevredeki dağ ve tepeleri bombalamaları,
iki tümen askerin karaya çıkarak kale kurmaya başlaması. Abun
kalesinden Nikolaevski kalesine cephane götüren Rus birliğine Shapsughların saldırması ve Rus birliğinin üçte birinin imha edilmesi. Rusların Tsemez kalesinden çıkarak Anapa'daki Rus birlikleri ile birleşmek istemesi ve Çerkeslerin saldırıları karşısında bu amaca ulaşamadan geri dönmeleri.

1839 - Şase kalesinin ele geçirilmesi. Ayrıca Vayia kıyısındaki bir diğer
kalenin ele geçirilerek yıkılması. Çerkes tarihinde ilk kez üç vatan
haininin ölüm cezası ile cezalandırmaları. Rusların kale inşaatlarının
bölge bölge sürmesi.

1840 - General Rayevski komutasındaki dört kalenin Çerkeslerin eline
geçmesi. Ne yazık ki, bu kaleler işgal edilmediği gibi yıkılmazda. Böylece
daha sonra Ruslar bu kaleleri onarırlar. Gagra'nın Kuzey'inde oturan
Cigetlerin Rus yönetimini kabul etmeleri. 100'e yakın Çerkes
thamadesinin vatana dönebilmek içi Sinop'ta bekletilmesi. Sinop'taki Osmanlı paşası Çerkesya'ya seyahati yasaklar. Rus konsolosu ise Rus pasaportu aldıkları takdirde gidebileceklerini söyler. Çerkes liderleri bu teklifi
kabul etmezler. Çerkeslerin Abun, Lazarevski, Vayia, Golovin, Nikolayevsk
Tuapse kalelerinin Çerkeşler tarafından geri alınması Çerkeslerin arka
arkaya aldığı bu başarılardan teleşlanan Çar'ın Besarabya'daki Askeri
birliklerini Çerkesya'ya taşır ve Sivastopol'da harp meclisi toplar.

1841 - Bu yıl içinde Çerkesya'da hiç bir askeri harekata girişilmemiştir.
Ancak ortaya çıkan Veba salgını çok sayıda Çerkes'in ölümüne neden olmuştur.

1842 - Çerkesya kıyılarına yanaşan 4 ticaret gemisinin Ruslarca batırılması Çopsın kalesinin Çerkesler tarafından ele geçirilmesi.

1843 - Kuban'da oturan Adigelerin yeniden savaşa başlamaları Şeyh
Şamil'in Naibi Mohaman Kabardey'de Cherzurdsen köyüne akın düzenler ancak başarılı olamaz ve Kabardeylerce öldürülür.

1844 - Şeyh Şamil 12 bin kişilik ordu ile Kabardey'e akın düzenler. Bazı
Adige köyleri Şamil'i destekler. Şamil açık ovada savaşmaktan çekindiği
için dağlara çekilir. Adigelerin bir çoğu Çeçenleri topraklarına çekmek
istemedikleri için tarafsız kalırlar. Şamil, Hacı Mehmet'in öldürülmesinden
sonra naibi Hacı Süleyman'ı Abedzechlere gönderir. Fakat o da gelenekler
yerine Şeriat'ı uygulamaya kalkışınca aynı akıbete uğrar.

1845 - Abhazya'nın tamamen Ruslar tarafından ilhak edilmesi Rus Sosyalist
Petrasevski'nin Çar'a karşı yürüttükleri savaşta, Çerkesleri yazıları ile
destekleyip Rus halkının da Çerkesleri desteklemesi için çağrılar yapması.

1846 - Şamil 20 bin süvari ile yeniden Kabardey'e saldırır. 60 Kabardey ve
20 Kazak köyünü yağmalayıp yerle bir eder.

1848 - Muhammet Emin'in Şamil'in 3.Naib'i olarak Abedzech'e gelmesi ve bu
kez daha yumuşak bir yaklaşımla sözde Şamil'e bağlı, gerçekte ise Adige
geleneklerine göre bir yönetim kurması. Shapsughların İslam dinini kabul
etmemeleri üzerine M.Emin'in Shapsughlara karşı cihad çağrısı yapması ve bu çağrıya katılan 6 bin kişi ile Shapsughlara saldırıya geçmesi. (Ne ilginçtir
ki, 500 kişinin öldüğü bu kardeş kavgasında her iki tarafın da komutanları
Adige değildir. Sefer bey Tatar, M.Emin Dağıstan kökenlidir.) Uzun savaşlar
sonunda M.Emin bölgede hakimiyetini kurar.

1849 - Ubıhlar da kardeş kanı akıtmamak için M.Emin'e katılırlar. Ancak
Shapsughlar gibi Ubıhlar da İslam dinini kabul etmezler.

1850 - Rusların Çerkesya kıyılarına uyguladıkları ablukayı gevşetmeleri
üzerine Çerkesya'ya dönen soylular ellerinde fermanlarla halkı Sultan'a
bağlanmaya teşvik ederler. M. Emin'i padişah düşmanı ilan ederek onunla
mücadele etmeye başlarlar ve böylece M.Emin tarafından kurulmuş olan
birlik dağılır.

1851 - Nalçik'te ilk Çerkes okulunun açılması. M.Emin'in 30 bin kadar
asker toplayıp yeniden Batı Çerkesya'nın tek hakimi haline gelmesi.

1852 - Rus orduları başkomutanlığınca Rus taraftarı olmayan Çerkeslerin
dış ülkelere seyahatlerinin yasaklanması.

1853 - Fransız ve İngilizler Kırım harbi için 12 bin süvari isterler Çerkesler bu isteği reddeder.

1854 - Fransız ve İngiliz donanmalarının Karadeniz'e girmesi. Rus hizmetinde çalışan Abhaz beylerinden general Serbesidze'nin Çar'dan kopması ve Sohum kale'yi kuşatarak geri alması.

1855 - Şecem ve Churmalsk'ta yaşayan Adige köylülerinin ayaklanması. Çar
yönetimince Avrupa'dan Kafkasya'ya 400 bin asker gönderilmesi. Kafkasya'dan Osmanlıya 2. göç dalgası.

1856 - Kırım harbinin sona ermesi. İngilizlerce Çerkesler için istenen
hakların Fransızlar ve Osmanlıların ilgisizliği nedeniyle ve Osmanlı
delegesinin İngilizlerin Protestosuna neden olan "Kafkasya ile ilgili hiç
bir politik meseleleri olmadığını" söylemesi.

1856 - Çerkeslere yardıma gitmek isteyen Polonyalı birliklerin Osmanlılarca engellenmesi. Lapinski'nin İstanbul'dan topladığı, Polonyalılardan gelen yardımlarla birlikte Çerkesya'ya hareketi. Bölgede
aktif olarak çerkesler yanında faaliyet göstermesi Muhammet Emin'in
Osmanlılarca tutuklanarak gönderildiği Şam'dan kaçarak Kafkasya'ya dönmesi ve birliklerinin başına geçmesi.

1857 - Küçük bir Adige birliği Ançır nehrini geçip 26 adet Rus gözetleme
kulesini ve evleri yakarlar.

1858 - M. Emin'in Çerkes asıllı bir subayı aracılığı ile Tuapse'de şeriat
kurmaya kalkışması. Bu subay genç bir kız ile onun rızası dışında
evlenmeğe kalkınca, halk galeyana gelir ve subayı linç ederek hocaları ve
kadıları öldürürler. Abedzechler M. Emin'den kopar. Çar birliklerinin Mazga'ya kadar olan bütün yolları işgal etmeleri.

1859 - General Philipson'un 30 tabur askerle Labe ile Şhaguaşe arasındaki
tüm bölgeyi zapt etmesi. Aguyips'te kuraklık. Kuban ovasında kolera.
Şamil'in Dağıstan'da durumun bozulduğunu ve kendisinin de Çerkesya'ya
gelmek istediğini M.Emin'e bildirmesi. M.Emin'in "sakın gelme Abadzechler
şeriat istemiyorlar sen ise koyu şeriat taraftarısın, can güvenliğini
garanti edemem cevabı üzerine vazgeçmesi. M. Emin ile birlikte hareket etme teklifinde uzlaşamayan Lapinski'nin Kafkasya'yı terk etmesi. Lapinski
İstanbul'a döndüğünde Osmanlıların Çerkesleri top yekün Kafkasya'dan göç
ettirerek Trakya'ya yerleştirme ve Balkanlarda bir set oluşturma
planlarını öğrenir. Bunun yanlış olduğunu anlatır, fakat kimseye
dinletemez. Osmanlı yönetimi bu planın propagandası için de bir çok
fanatik Çerkes'i de Kafkasya'ya gönderir.

1860 - Kabardey nüfusun 1/8 kadarının Osmanlı topraklarına gitmesi. Her
biri 15 bin kişiden üç Rus ordusunun Shapsugh eyaletinde ilerlemeye
başlaması ve Shapsugh arazisinin adım adım ele geçirilmesi. Abhazların
Çar yönetimine karşı ayaklanmaları.

1861 - Rusya'da toprağa bağlı çiftçilerin serbest bırakılması. Serbest kalan
çiftçiler Çerkes toprağını işgal ederler ve Rus ordusu himayesinde yerleşirler.

1862 - Dache köyünün Rus birliklerince yerle bir edilmesi. Abedzechler
buna karşılık 4 Rus köyünü yakar, bir köyü ise tamamen haritadan
silerler. İstanbul, Paris ve Londra'ya giden Çerkes temsilcilerin Çerkesya'ya yardım edilmesini istemeleri. Ancak hiç bir destek bulamamaları.

1863 - Şamil'den sonra M. Emin'in de Ruslara teslim olması. Osmanlıların savaşın Ruslar lehine sonuçlanacağına inandıkları için hazırladıkları planı yürürlüğe koymaları ve gelen göçmenlerin Trakya'ya yerleştirilmesi. Maykop'taki Rus karargahına gelen bir kısım temsilcilerin barış içinde yaşamak istediklerini ve kendilerine yer gösterilmesini istemeleri.

1864 - Yer yer şiddetli direnişler olmakla birlikte savaşın bütün ülke
genelinde Ruslar lehine dönmesi. Ubıhlar ve Abadzechlerin teslim olması..

1864 - 14 NİSAN ÇERKESYA'NIN TAMAMEN DÜŞTÜĞÜ KARA GÜN.

1864 - ÇERKESYA'NIN BOŞALMAYA BAŞLAMASI. (Rus askerlerinin acımasız tutumları ve Osmanlı propagandaları sonucu göçün hızlanması).

IP
yesgarkoyavuz
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Aralık-2006
Konum: Eskişehir
Gönderilenler: 58

Alıntı yesgarkoyavuz Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 29-Haziran-2007 Saat 18:30
Amman Wadi Sir Derneği Başkanı ve 79 yaşındaki Mececiko Şapsığ İdris’in, Ethem Bey konusundaki sorularımıza cevaplarını içeren görüşme tutanağıdır:

“Ethem Bey önceleri yeğenleri Hakkı ve Arslan beyler ile kalıyordu. Arslan tütün fabrikasında çalışıyordu. Sonradan Arslan Bey ĞOR tarafına gidip tarımla uğraşmaya başladı. Hakkı da yasaklı olmadığı için Türkiye’ye döndü. Ethem de Wadi Sir Derneği’nin yaptırmış olduğu kerpiç sıra evlerden birinde kalmaya başladı. Herhangi bir iş yapmadı. Arkadaşlarının ve komşularının verdikleriyle yaşadı. Üç gün aç kaldıysa bile kimseden birşey istemedi. Konuşmayı sevmezdi. Uzunboylu, çakır gözlü, sürekli huzursuz ve öldürülme kuşkusu içindeydi. Arslan Bey buradan ayrıldıktan sonra kışları onun yanına gider orada kalır, yazın dönerdi. Nefes darlığı rahatsızlığı nedeniyle yazları bir süre Suwilah’da da kaldı. Reşit Bey geldiği günden itibaren sürekli olarak Hurma İlyas ve Zekeriya’nın tahsis ettiği evde kaldı. Hoşsohbet ve topluma giren birisiydi. İsrail kurulmadan önce Arap-İsrail savaşı sırasında nehrin bu tarafında birlikte savaşı izliyorduk. Ethem Bey, bu savaş Filistinlilerin geri dönüşü için değil İsrail’in kurulması için yapılıyor, savaşı Arap alemi kaybedecek demişti ve öyle de oldu. Ethem’e burada askeri bir görev teklif edildiğini hiç anlatmadı. Sadece Mustafa Kemal’in para ve pasaport gönderdiğini, Ethem’in de “ianeye ihtiyacım yok, yargılanıp aklanmayacaksam dönmenin bir anlamı yok” diyerek reddettiğini biliyorum. Ethem’in Mustafa Kemal ile ilgili kötü söz sarfettiğini duyan olmamıştır. Ama İsmet Bey için ve Reşit Bey için söylerdi. Anzavur ile olan savaşlarında da hatanın Anzavur’da olduğunu, hatırlı kişileri gönderip ikaz ettirdiğini ama dinlemediğini o günün koşulları gereği üzerine gittiğini, birçok konuda kendisini yanıltanın ve harcayanın kardeşi Reşit Bey olduğunu, Mustafa Kemal’in Reşit’i de kendisini de kullandığını, isyanları bastırdıktan sonra kendisine ihtiyaç kalmamış olmalı ki, İsmet Bey marifetiyle inadına inadına üzerine gelindiğini ancak insanları kırdırmamak ve bazı karşı önerilerine rağmen başka türlü hareket olanağı bırakılmadığı için adamlarını serbest bırakarak ve geçiş protokolu imzalamak suretiyle Yunanlılar’a teslim olduğunu ama onların da sözünde durmadığını, İstiklal Mücadelesi’nin ilklerinden olmak ve iyi niyetle hizmet etmekten başka bir hatasının olmadığını geniş katılımlı bir toplantıda bir bir anlatmıştı. Eğer Ethem Bey önce ölmeseydi, Reşit Bey de dönemeyecekti. Zira onun akıbetini hazırlayanın kendisi olduğunu biliyordu. Aytek ve Hakkı gelip zorla ikna ederek geri götürdüler. Bir toplantıda Sultan Abdülhamit halledilince Yahudi kökenli 4 mebusun nasıl naralar atarak kucaklaştıklarını, Osmanlı’nın hatalarını kollayarak Yahudilerin yıllarca sessiz sedasız nasıl hazırlık yaptıklarını planlarını gizli gizli nasıl uyguladıkların anlatmıştı. Zaman Reşit’i haklı çıkardı.” dedi. İfadesi okunduktan ve açıklandıktan sonra imza altına alındı. Amman, 2.3.1998.

Görüşme yapanlar: Muhittin Ünal, Muhammed Ğassan Abaza,

Bildiklerini anlatan: Mececiko Şapsığ İdris.
Ürdün’ün başkenti Amman’ın bir semti olan Wadi Sir Kafkas derneği salonunda tanıklar huzurunda konuştuğumuz 79 yaşındaki Şoproka Hüsni’nin Ethem Bey ile ilgili sorularımıza vermiş olduğu cevap tutanağıdır:

“Wadi Sir’da eskiden bir derneğimiz vardı. Bu derneğin bitişiğinde tek odalı kerpiç evler vardı. Onlardan birisini de Ethem Bey’e vermişler ve orada tek başına kalıyordu. Uzun boylu cam renginde gözleri olan, tam anlamıyla Çerkes tipli birisiydi. Evine de rahatlıkla girip çıkıyorduk. Ama yaşımız gereği önem vererek olanları enine boyuma tartışmazdık. Kendisi de geride kalmış hadiselerden bahsetmeyi sevmezdi. Türkiye’den zaman zaman gelen Çerkesler, bu adam Çerkesler’e kötülük yaptı, neden O’nu koruyorsunuz demişlerdi, ama aldırmadık. Özellikle Duğuj Yusuf ve Ketej Hako Selim O’nu sahiplenmişlerdi. Onlar ve komşuların yardımıyla yaşardı. Kendisi de bekar işi bir şeyleri yapabiliyordu. Bir gün bir dükkanda akrabam İsa da varken Arap-İsrail savaşı konu oldu. Bazı Araplar’ın Yahudiler’e yardım edişini anlayamadığını söyleyince, İsa da “Sen de Yunan’a yardım etmedin mi?” deyiverdi. Ethem önce şaşırdı, sonra böyle bir şeyin kesinlikle varid olmadığını kesin bir dille söyledi. Bu arada Arap-İsrail savaşının sonucunu da önceden söyledi. Kendisi Türkiye’den gelecek birileri tarafından öldürüleceği endişesi içindeydi. Gece gezerken eli hep tabancasının kabzası üzerinde ve tetikteydi. Türk ve Ürdün hükümetleri arasında Ethem Bey’in Ürdün dışına çıkarılmaması için anlaşma vardı. Sadece bir kez Türkiye’ye gitmeyi denedi ve Suriye’de yakalanıp geri getirildi, iki ay hapis yattı. Hapishane yöneticisi bir Arap, Ethem’e şöyle yaptım, böyle yaptım diye övününce gençler olarak onun ağzının payını verdik. Türkiye’ye gidip Mustafa Kemal’i öldürmek gibi bir kastının ve düşüncesinin olduğunu duyan olmamıştır. En yakın dostlarından olanlar dahi böyle bir şeyi duymuş ve kuşkulanmış değildirler. O’nun böyle bir düşüncesinin olduğuna bugün de inanmıyorum. Büyük kardeşi Reşit Bey ise hep “Hurmalar”da kaldı. O’nu fazla tanımadım. Yalnız Ethem Bey, şu anda İngiltere’de yaşamakta olan Muhammed Hayır adındaki bir hemşehrimize bir şeyler yazıp vermiş. Zamanı gelince bunlar çok işe yarayacak diye de tembihatta bulunmuş. Abu Mervan bu konuyu daha iyi bilebilir. Benim bu konuda bildiklerim bunlardan ibarettir” dedi. İfadesini okuyup huzurumuzda imza etti. Amman Wadi Sir derneği, 28.2 1998.

Görüşmeyi yapanlar: Muhittin Ünal, Muhammed Ğassan Abaza

Anlatan: Şoproka Hüsni
 
Amman Wadi Sir Kafkas Kültür Derneği’nde görüştüğümüz 75 yaşındaki Şhalduğ Nurettin’in Ethem Bey konusunda kendisine yönelttiğimiz sorulara vermiş olduğu cevapları içeren görüşme tutanağıdır.

“Ben o tarihlerde dükkanda çalışıyordum. Ethem Bey de gelir giderdi. Uzun boylu, yakışıklı, cam gibi gözleri olan bir l kişiydi. Fazla konuşmazdı, ağzı sıkı birisiydi. Hayatından mı endişesi vardı bilmiyorum ama şüpheci bir tavır içindeydi. Çerkes terbiyesi almış birisiydi. Suriye’ye bir kez gitmişti. Onda da yakalanıp iade edildi ve hapis yattı. Bildiğim kadarıyla Türk ve Ürdün hükümetleri arasında Ethem Bey’in Ürdün dışına çıkarılmaması konusunda bir mutabakat veya anlaşma vardı. Türkiye’ye yönelik bir olumsuz organizasyon içine girdiğini hiç sanmıyorum. Öldüğünde Amman veya Suwilah’a gömüldüğünü sanıyorum. Benim bildiklerim bunlardan ibarettir.” dedi. İfade metni kendisine okunduktan sonra müştereken imza altına alındı. Amman, 28.3.1998

Görüşmeyi yapanlar: Muhittin Ünal, Muhammed Ğassan Abaza

Anlatan: Şhalduğ Nuredin

 
Ürdün’ün başkenti Amman’ın bir semti olan Wadi Sir Kafkas Kültür Derneği salonunda tanıklar huzurunda görüştüğümüz 82 yaşındaki Abdürrezzak oğlu Ahmed Hakuj’un Çerkes Ethem Bey konulu sorularımıza vermiş olduğu cevaplar tutanağıdır:

“Ethem Bey’i ilk kez yakinen görüp dinlediğimde yaklaşık yirmi yaşlarındaydım. Hurmalar’ın evinde Reşit Bey kalıyordu. Çok sayıda insanın bir arada olduğu bir toplantıda başlarına gelen olayların oluş şekli konu ediliyordu. Daha çok Reşit Bey konuşuyordu. Ethem Bey hep dinledi ve sonunda “Güç ve kuvvet bendeydi. Tüm isyanları bastırdım. Siyasi amacım hiçbir zaman olmadı. Ama olsaydı da başarabilirdim. Mustafa Kemal, kardeşimi hep kandırıp kullandı, O da beni kandırdı. Mustafa Kemal için bunu normal sayarım. Benim akıbetimi kardeşim Reşit Bey hazırladı” dedi. Türkiye’ye gidip şöyle yapacağım, böyle yapacağım gibi bir konuşmasını duyan olmamıştır. Zaten hep öldürüleceği korkusu ve kuşkusu içinde yaşadı. Hac’dan gelen babamın getirdiği hurmayı ikram ettiğimizde alıp yemedi. 3-4 gün aç gezse bile ağzını açıp bir şey isteyecek bir adam değildi. Öleceği gün hastahanede karşılaştık. Ne yaptığını sorduğumda; “Önemli bir şey yok. Boğazımdaki rahatsızlığım için ameliyat edilme ihtimalim vardır, onun için buradayım” karşılığını vermişti. Görüşmemizden sonra aynı gün ameliyat oldu. Fakat ameliyat masasında can verdi. Suwilah’a mı yoksa buraya mı gömüldü, iyice bilemiyorum. Çok enteresan bir insandı. İri yarı, çakır gözlü ve yakışıklı bir adamdı. İkinci Dünya Harbi’ni yakından izliyordu. Gelişmeleri radyodan dinleyip haritalara iğneler batırarak izlerdi. Savaşı merak edenler gidip O’ndan bilgi alıyorlardı. Benim konuyla ilgili olarak bildiklerim ve söyleyebileceklerim bunlardan ibarettir.” dedi. İfadesini okuduktan sonra huzurumuzda imzaladı. Amman, Wadi Sir derneği, 28.2 1998

Görüşmeyi yapanlar: Muhittin Ünal, Muhammed Ğassan Abaza

Anlatan: Ahmed Hakuj
 
GÖRÜŞME TUTANAĞI 5

Ürdün’ün başkenti Amman’ın merkez köylerinden olan Suwilah’ta oturmakta bulunan takriben 70 yaşlarındaki Hacı Kasım Sadettin ile Çerkes Ethem konusunda kendi evinde yapmış olduğumuz görüşmede sorularımıza verdiği cevaplar tutanağıdır:

“Ethem Bey Suwilah’tan önce nerede kalıyordu onu bilemem. Ben okul çağındayken O buraya gelmişti. Bolat Aziz Bey’in eski tip evlerinden ve direkt bahçeye açılan tek odalı bir yerde kalıyordu. Akrabamız olan bu aileye sık sık gittiğim için biliyorum. Şimdi o evler kalmadı. Tamamı yıkıldı ve dernek binası yapıldı. Ethem Bey ile görüşmemiz merhabayı pek geçmedi. Zaten astımlı olduğu için buraya geliyordu. Çalışacak hali de yoktu. İri yarı, zayıf bir adamdı. Entare tarzında ve diz altına kadar inen uzunca bir Arap kıyafetiyle dolaşırdı. Yün çoraplarını da üste giyerdi. Sabah ve akşamları yürüyerek vadiye iner, dolaşır gelirdi. Silah taşıdığını görmedim ama elinde uzunca bir sopa bulunurdu. Kışları Amman’a veya yeğenlerinin olduğu Şuna Menşiye’ye giderdi. Burada kalırken Bolat Aziz ve annesi yardım ediyorlardı. Başka yardım eden komşular da vardı. Ethem’in, zamanında şaşaalı bir yaşam sürdüğü konuşulurdu. Kardeşi Reşit Bey bu köye hiç gelmedi. Hurmalar’ın evinde kaldı. O’nu birkaç kez Amman caddelerinde gördüm. Konuşkan ve heybetli bir yapısı vardı. Ethem Bey’in bende bir resmi vardır. Memlüklüler konusunda araştırma yapan bir avukat Mısır’dan gelmişti. Onlarla birlikte piknikte çekilen bu resmi verebilirim. Bu resimde Ethem Bey hayli kiloludur. Oysa burada kalırken bayağı zayıflamıştı. Ethem Bey burada köyümüzde ölmedi. Bu köy mezarlığına da gömülmedi. Muhtemelen Amman’da öldü ve orada gömüldü. Benim bu hususta bildiklerim bunlardan ibarettir.” dedi. İfadesi okunduktan sonra müştereken imza altına alındı. Amman, 2.3. 1998

Görüşmeyi yapanlar: Muhittin Ünal, Muhammed Ğassan Abaza

Anlatan: Hacı Kasım Sadettin
 
IP
yesgarkoyavuz
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Aralık-2006
Konum: Eskişehir
Gönderilenler: 58

Alıntı yesgarkoyavuz Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 29-Haziran-2007 Saat 18:31

bu yazınlar bes bolumden olusmaktaydı ben tek bolumde pargraf olarak topladım umarım begenırsınız...

IP
akozba
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01-Ocak-2006
Konum: Eskişehir
Gönderilenler: 402

Alıntı akozba Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 23-Temmuz-2007 Saat 19:18
Wink
IP
<< Önceki Sayfa   3 Sonraki >>
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.05
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide