Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

çerkez tarihi hakkında herşey

Nereden Yazdırıldığı: karaçayır
Kategori: çerkezler hakkında herşey...
Forum Adı: çerkezler
Forum Tanımlaması: çerkezlerin dünü & bugünü
URL: http://www.karacayir.net/forum/forum_posts.asp?TID=66
Tarih: 21-Aralık-2014 Saat 13:53
Program Versiyonu: Web Wiz Forums 8.05 - http://www.webwizforums.com


Konu: çerkez tarihi hakkında herşey
Mesajı Yazan: akozba
Konu: çerkez tarihi hakkında herşey
Mesaj Tarihi: 24-Ocak-2007 Saat 23:07
                                   ABHAZYA http://www.abhazdernegi.org/index2.php?option=com_content&task=view&id=7&pop=1&page=0&Itemid=20"> Yazdır http://www.abhazdernegi.org/index2.php?option=com_content&task=emailform&id=7&itemid=20"> E-Posta
  Ekim 2006

Ülkenin Resmi Adı : Abhazya Cumhuriyeti.
Ülkenin Resmi Dili: Abhazcadır. Yanı sıra Rusça da kullanılmakta dır.
Ülkenin Dini: Laik bir ülkedir, halkı Hıristiyan ve Müslümanlardan oluşur. Az sayıda Musevi ve diğer inançlardan insanlar da Abhazya'da varlıklarını sürdürmektedir.
Coğrafi Konumu: Abhazya. Kafkas sıradağları ile Karadeniz arasında sıkışmış dar bir şerit olarak uzanan küçük bir ülkedir. Kuzeyinde Kafkas sıradağları, güneyinde Karadeniz doğal sınırları, doğusunda Gürcistan Cumhuriyeti, batısında eski Çerkezistan sınırları içinde olan bugün ise Rusya Federasyonu'na bağlı Krasnodar Eyaleti yer alır.
Nüfusu: Abhazya'nın nüfusu 350.000 civarındadır. Nüfusun çoğunluğunu Abhazlar oluşturmakta, ardından Ruslar ve Ermeniler gelmektedir.
Yüzölçümü: 8.600 Km'dir.
Başlıca Şehirler: Başkent Sohum, Gagra, Gudauta, Oçamçıra,Tukarçal ve Gal dır.
İklimi: Ilıman ve bol yağışlıdır. Kuzey rüzgarlarına karşı doğal bir set oluşturan Kafkas sıradağları nedeniyle, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır.
Ekonomisi: Büyük çoğunluğu turunçgillerin oluşturduğu tarım ürünleri ve turizm, ekonomisini ayakta tutmaktadır. Ayrıca dünyanın en iyi kömürlerinin üretildiği Tukarçal kömür havzasına ve değerli mermer yataklarına sahiptir. En eski ipek yollarından biri de Kuzey Kafkasya üzerinden gelip Abhazya'da denize ulaşmaktadır. Ormanlarının çeşitliliği sayesinde ağaç ürünleri sanayiinde gelişmeler göstermiş, son yıllarda ise doğal dengenin korunabilmesi için ormanlar koruma altına alınmıştır. Ancak Abhazya'nın en önemli gelir kaynağı olan turizm 4 yıldan bu yana artarak süren ekonomik ve siyasi ambargo nedeniyle büyük darbe yemiştir. Ayrıca, üretilen malların dışarıya satılamaması yüzünden ülke büyük ekonomik sıkıntılar yaşamaktadır.
Kültür ve Eğitim: Abhazlar, eğitim ve kültürde, sanat ve edebiyatta, sosyal yaşamda öne çıkmaya çalışmışlardır. Okur-yazar oranı % 100'e yakındır. Sinema, tiyatro, sanat, edebiyat ve folklor alanında ünü Sovyet sınırlarını aşmış birçok kişi ve kuruluş bulunmaktadır. Gazete ve dergilerinin tirajları nüfusa oranla yüksektir.
Ancak savaşta yayınevi ve matbaaların tamamen yıkılması nedeniyle basın ve yayın sekteye uğramıştır. Buna rağmen Abhazya, savaş sonrası kültür ve eğitim alanında önemli ataklar yapmış, daha önce mevcut olmayan Ulusal Abhaz Akademisi'ni kurmuş, eğitimde ulusal kültüre ağırlık ve yeni sistemler oluşturmuştur. Halen bütün iınkansızlıklara rağmen gazete, dergi ve kitap basımında diasporaya nazaran birçok ürünler vermektedir.
Politik Durum: Abhazya'da 23 Temmuz 1992'de bağımsızlık ilan edilmiş, altıyüz yıllık tarihi bayrak modernize edilerek kullanılmaya başlanmış, 1994'te yeni anayasa. 1996'da yeni milli marş kabul edilmiş, 1998'de de Abhazya haritası yenilenerek daha önce değiştirilmiş olan yer adları yerine eskileri kullanılmaya başlanmıştır. Abhazya günümüzde kendi anayasası, bayrağı, cumhurbaşkanlığı forsu, milli marşı ve parlamentosu ile bir devlet olarak varlığını sürdürmektedir. Ayrıca, Gürcistan ile barış görüşmeleri devam etmektedir.

Devlet Başkanı:
SERGEY BAGAPŞ


  


abhazdernegi.org 'dan almıştır.





Cevaplar:
Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 26-Haziran-2007 Saat 14:03
Şeyh Şamil


Kuzey Kafkasya''''nın efsanevi lideri ve "devletleşme" çabalarının en kayda değer ismi İmam Şamil, 1797 yılında Dağıstan''''da Gimri (Genu) köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avarlara mensup Dengau Muhammed''''dir. Annesi Aşiltalı Bahu Mesedo, Avar beyi olan Pir Budah''''ın kızıdır. Genç yaşında, Rus yayılmacılığına karşı Kuzey Kafkasya''''da halkı "gazavat"a çağıran Nakşibendi tarikatına dahil oldu. İlk eğitimini Said Harekani''''den aldı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki Efendi''''den ders aldı.


İmam Hamzat''''ın 19 Eylül 1834 Cuma günü Hunzah Camii''''nde şehadetinden sonra, 2 Ekim 1834''''de Aşilta''''da yapılan toplantıda oy birliği ile imamlığa getirildi.25 Ağustos 1859''''da, Gunip kuşatmasında silah bırakıncaya kadar aralıksız mücadeleyi sürdürdü. 1869''''a dek Kaluga''''da ikamet etti. 1870''''te İstanbul üzerinden Hicaz''''a geçti.İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlendi. Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin (küçük yaşta öldü), Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Yaygın olarak bilinenin aksine, Şamil asla bir "şeyh" değildi; "siyasi otorite" yi temsil eden "imamet" makamında bulunuyordu. Şamil''''in ruh ikliminde Molla Cemaleddin''''in yeri büyüktü. Hocasının yanında Şamil, baştan beri büyük bir disiplin ile çalışmış, Arap edebiyatını öğrenmiş, mukayeseli ilim dalları üzerinde çalışmıştı. Büyük yerleşim birimlerinde halkı teşkilatlandırıp, aydınlatmaya çalışan Şamil, Aşilta köyüne yerleşti.Ruslar 1837 Hunzah, Gimri ve diğer önemli yerleşim birimlerini zaptedip kaleler yapmışlardı.Sık sık yer değiştirmek zorunda kalan Şamil, düşmanın uzanmayacağı bir yerde yerleşmeyi önerenlere sağlam bir yere çekilelim, kendi yurdumuzda düşmanla çarpışalım" dedi. Bunun üzerine çok güç zaptedilir bir yer olan Ahulgoh''''a yerleştiler. Henüz daha bir yıl olmuştu ki; Ruslar bütün kuvvetleriyle 1838''''de Ahulgoh''''u ablukaya aldılar. Cesaretin mükemmel örneğini Gimri müdafaasında gösteren Şamil, imamlığının ilk büyük imtihanını ve kumanda üstünlüğünü Ahulgoh ve Surbay savaşlarında da ispat etmişti. Ahulgoh''''ta günlerce mücadele eden İmam, buradan kuşatmayı gizlice aşarak Ruslara esir düşmeden Çeçenistan''''a gitmeyi başardı. Ruslar bu kuşatmada İmam''''ın bir avuç askeri karşısında 3 bin kayıp vermişti. Başına ödül konmuş olan İmam''''ın Rus Çarı''''na meydan okuyan mektupları ünlüdür.


Muhammed Tahir''''in vesikaları Şamil''''in hayatına ilişkin aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Tahir, Şamil''''in vefakar bir maiyeti ve sekreteriydi. Şamil, esaret yıllarında hayatına ilişkin bilgileri dikte ettirmişti. Bu tarihi vesikalar Arapça yazılmıştır. Tahir''''in 1882''''de ölümünden sonra, oğlu Habibullah eserin yazım işini sürdürdü. Şamil daha genç yaşlarında iken ciddi çalışmaları, spor aktiviteleri ve kahramanlıkları ile adından sözettirdi. Şamil sadece asker kişiliği ile tanınan biri değildi. Uyguladığı başarılı harp taktiklerinin yanısıra adli, idari ve sivil bir devlet mekanizması geliştirdi. Medreselerdeki tedrisata ehemmiyet verdi, fikir ve san''''at sahasında büyük adımlar attı. Tarihteki en büyük gerilla lideri sayılan Şamil 4 Şubat 1871''''de yetmiş dört yaşında Medine''''de vefat etti. Cennet-ül Baki mezarlığına defnedildi.
Yararlanılan kaynak: Kafkasya''''nın Kurtuluş Mücadelesi. Cafer Barlas. Kitabevi 1992. İst


-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 26-Haziran-2007 Saat 14:09
İmam Gazi Muhammet



Avar asıllı olan ve 1793 yılında Gimri''''de doğan İmam Gazi Muhammed, Kafkasya''''da müridizmin ve gazavatın İmam Mansur''''dan sonraki ikinci önderidir. Alçak gönüllü, az konuşan fakat hatip ve kararlı bir imam olarak bilinir. Medresede İslami ilimleri tahsil etti, Arapçayı öğrendi. Hocası Gazi Kumuk asıllı Said Harekani''''ydi.Nakşibendi tarikatının mürşitlerinden Küralı Muhammed ve Şeyh Cemaleddin ile irtibata geçerek, tarikat içinde kısa zamanda büyük bir yer edindi. Bütün halkın iştirakiyle başkaldırmanın başarısına inanan Gazi Muhammed, 1829''''da 36 yaşındayken neşrettiği "İkamet''''ül Burhan Ala İrtidadi Ürefa-i Dağıstan" adlı eseriyle büyük ilgi gördü.

Camilerdeki bağımsızlığa ilişkin siyasal vaazlarıyla çevresine 3000 kişi topladı. 1829 yılında imam seçildi. Çalışma merkezi olarak Gimri''''yi seçti, muhalif grupları söz ve gerektiğinde kuvvet kullanarak yola getirdi. İmamet makamında bulunduğu 1829-1832 yılları arasında bağımsızlık mücadelesinin en büyük engeli olarak gördüğü Avar hanlarının merkezi Hunzah''''a, Tarko/Tarku''''ya ve Çeçenistan''''a seferler düzenledi. 14 Şubatı 1830''''da Hunzah saldırısında kuvvetlerinin yarısını Şamil''''in komutasına verdi. Bahu Bike idaresinde hanlık, şiddetli bir savunma yaparak İmam Gazi Muhammmed''''e bağlı 200 kişiyi şehit etti ve 60 kişiye de esir aldı. Bu suretle bu hanlık merkezi Rusların güvenini bir kez daha kazanmış oldu. 1831''''de İmam artık doğrudan Ruslarla çarpışmaya başladı. Bornaya Venizagnoya kalesinde Ruslara öldürücü darbeler indirdi. 17 Ekim 1832''''de her taraftan kuşatılan Gimri''''nin bütün imkansızlığına rağmen direnmeye devam etti. Beraberindeki 15 mücahit ile birlikte şehit oldu, ağır yaralı olarak kurtulan bir kişi vardı: İmam Şamil.Gazi Muhammed''''in imamlığı 1829-1832 yılları arasında 3 yıl sürdü. Daha sonra yerine imam olarak Hamzat Bek, ondan sonra da İmam Şamil geçti.



Gazi Muhammed, imamlığı üstlendiğinde şu görüşler doğrultusunda halkı bilinçlendiriyor:"Dağlının ilk görevi özgürlük uğrunda gazavat, yani kutsal cihat olmalıdır. Dağlının ikinci görevi, bireyin, ailenin, toplumun ulusun ve devletin yaşamını yöneten şeriata uymak ve saygı göstermek olmalıdır. Dağlı kimsenin tutsağı olamaz, kimseye haraç vermez. Yasa karşısında herkes eşittir. Dağlı tütün ve uyuşturucu madde kullanmamalıdır. Ruhunu ibadetle beslemeli, güçsüz olmamalı ve eğlencelere karışmaktan çekinmelidir."
Yararlanılan kaynak: Kafkasya''''nın Kurtuluş Mücadelesi. Cafer Barlas. Kitabevi 1992. İst.


-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 26-Haziran-2007 Saat 14:11
İmam Hamzat



Gazi Muhammed''''in ölümünden sonra onun yerine geçen İmam Hamzat, 1789 yılında Dağıstan''''ın Gotsat köyünde doğdu. Annesi, Avar prensi İskender''''le evlenmişti. Gürcüce, Arapça ve Farsçayı öğrendi. Gazi Muhammed''''le Şeyh Cemaleddin Kumuki''''nin telkinleriyle mürit oldu. Gazi Molla''''nın emrinde çalıştı. 1831-1832 yıllarındaki Çar Kalesi savunmasında Ruslara tutsak düştü. Gazi Kumuk Hanı Arslan Han''''ın kefaletiyle serbest bırakıldı. Arslan Han''''ın telkinleriyle Avar hanlarına düşman kesildi. 1832 yılında Gazi Muhammed''''in ölümü üzerine imam seçildi. Dağıstan''''ın bu ikinci imamı, tam bir idealist ve son derece sert icraatların sahibiydi. 43 yaşında imam olan Hamzat Beg''''in ilk icraatı istiklalin önünde bir çıban başı gibi duran Rus sempatizanı Avar Hanı Bahu Bike''''nin saltanatına son vererek, Gazi Muhammed''''in ruhunu şadetmek oldu. Avar Hanlığı merkezi Hunzah''''ı ele geçiren İmam Hamzat, Bahu Bike''''yi, sonradan oğulları Prens Nutsal ve Umma''''yı öldürttü. Kardeşleri Prens Bulaç''''ı da İmam Şamil öldürtecekti. Bahu Bike, Avar Hanı Umma Han''''ın karısıydı ve daha sonra idareyi ele geçirmişti.Gimri''''de aldığı yaraları iyileşmiş olan Şamil ise, İmam Hamzat''''ın yanıbaşında yeraldı.Hamzat, isyanın fedaisi ve imamı, Şamil ise bu hürriyet davasının ruhuydu.Hiçbir tedbiri elden bırakmayan Şamil, İmam Hamzat''''a Hotzat''''ı merkez yapmasını tavsiye etti, fakat bunu kabul ettiremedi.


İmam''''a suikast:
1835 yılı Eylül''''ün 19. Cuma günü İmam''''a suikast girişimi haber verilerek, gerekli tedbirler alınması istendi ama, "Ölüm meleği benim canımı almak için yanıma geldiği vakit, onun elini durdurabilir misiniz? Tanrının takdirine karşı durulmaz. Eğer bugün ölmem emir ve takdir olunmuşsa, hiç çaresiz bugün öleceğim" diyerek hiçbir öneriyi kabul etmedi. Fakat ısrarlar karşısında, "Madem ki ısrar ediyorsunuz, o halde emir veriniz, camiye herkes burkasız ''''yamçısız'''' olarak girip namazlarını öyle kılsınlar" dedi. Bu emir hemen halka duyuruldu ve herkes yamçısız Cuma için camiye gelmeye başladı. İmam, naip ve muhafızlardan 10 kişi ile camiye gelmiş, o sırada burkayla gelip camiye bir grup oluşturan İmam, "Camiye burkayla gelinmeyecek dendiği halde neden böyle geldiniz" derken Hacı Murat''''ın ağabeyi Osman, tabancasındaki bütün mermileri İmam''''ın üzerine boşalttı. Oradaki bir mürit de, Osman''''ın başını anında uçurdu. Böylece Hamzat''''ın imamlığı iki yıl sürmüş oldu.


Şamil''''in intikamı:
Bahu Bike''''nin çocuklarının süt kardeşi olan Hacı Murad ve Osman''''ın tertiplediği bu kanlı suikast hadisesinden çok geçmeden, bu sefer de Rus taraftarı Hunzah halkı ayaklanarak, İmam taraftarlarına karşı büyük bir katliam başlattı. Olaydan haberdar olan Şamil, bütün kuvvetleriyle Hunzah''''a yürüyerek, katliama katılanları ağır bir şekilde cezalandırdı ve Hotzat avulundaki imamlık hazinesini kurtardı.Suikast olayında büyük rol oynayan Hacı Murad, Çar generallerinin takdirlerini kazanarak Tiflis''''te rütbe, nişan ve bol para ile ödüllendirildi.
Yararlanılan kaynak: Kafkasya''''nın Kurtuluş Mücadelesi. Cafer Barlas. Kitabevi 1992. İst.


-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 26-Haziran-2007 Saat 14:13
Mondros Mütarekesinin imzalandığı tarihlerde Marmara bölgesi son derecede karışıktır. Çok sayıda etnik gurubun birlikte yaşadığı yöre; kışkırtmalara, isyanlara ve her türlü anarşiye elverişlidir. Bir taraftan İngilizlerin, diğer taraftan da Milli Mücadele yanlılarına karşı tavır alan İstanbul Hükümetlerinin neden olduğu bir kargaşa vardır. İttihat ve Terakkicilere karşı bir tavır içindeki Hürriyet ve İtilaf Partisi yanlılarının da etkin oldukları bu kargaşada Çerkeslerin zarar görmemesi için İstanbul?dan Binbaşı Çerkes Sıtkı Getsev ve Mustafa Butbay nasihat heyeti olarak gönderilmişse de istenilen sonucu alamamışlardır. İşte böyle bir ortamda Ege?de temeli atılan Kuva-i Milliye çalışmalarına, Çerkes Ethem Beyin çağırışına uyup da en önce koşanlar yöre Çerkesleridirler. Bu hususu Yunan tarihçileri de açıkça yazmaktadırlar.


Yunanlıların ilerlemesini durdurduğu gibi Anadolu?yu bir yangın gibi saran isyanların bir bir Ethem Bey tarafından bastırılmasını takiben düzenli ordu kuruluşuna geçildiğinde yaşanan krizler sonucu iradesi dışında da olsa Ethem Bey?in geçiş protokolü ile Yunanlılara teslim oluşundan sonra serbest bırakılan adamları genellikle yöredeki köylerine geri dönmüşlerdir. O ana kadar büyük fedakarlıklar gösteren ve düşmanın karşısına ilk dikilen yöre Çerkeslerinin aleyhinde bir hava hakim olmaya başlamıştır. Henüz yayınlanmamış olan Ahmet Haratoka?nın anılarında da yer aldığı üzere açıktan olmasa da Ankara?dan talimat verilmiş görüntüsü içerisinde Çerkeslere karşı bir sindirme politikası uygulanmaktadır.


Kara Hasan ve Arnavut Çetelerinin terörü, Ahmet Anzavur?un bu mıntıkada İstanbul Hükümeti lehine çalışmalara ve isyanlara başlamış olması, kimi parayla kandırılarak kimi de hatır zoru Anzavur?a uyan bir kısım Çerkesin ve Ethem yanlılarının ekseriyetini oluşturduğu, adamı olanların listelerden çıkartıldığı, sahipsiz ve savunmasız bir çok Çerkesin listeye konulduğu, sağlıklı olarak düzenlenmediğinde araştırmacıların mutabık bulunduğu 150?likler listesine 1924 yılında genellikle yöre insanları ve daha çok da Çerkesler alınarak mükerreren cezalandırılmışlardır.


Lozan Antlaşmasına göre af dışı bırakılan 150?likler listesine alınan Çerkesler için dikkate alınan gerekçelerin aynılarına ilaveten özellikle Bulgar göçmenleri başta olmak üzere ekonomik ve sosyal yaşam düzeyi Çerkeslerden geri olan diğer etnik kökenli köylülerin tahrikiyle ve tarihte örneği az görülen bir uygulamayla, 150?likler listesinin düzenlenmesinden bir yıl önce yöredeki 14 Çerkes köyündeki tüm insanlar suçlu-suçsuz, çoluk-çocuk, yaşlı-genç ayırımı yapılmadan cebren sürgüne gönderilmişlerdir. Üstelik Başbakan Rauf Bey ve bir çok Çerkes kökenli Paşanın varlığına rağmen. Çerkesler adeta oyuna getirilmiş ve bazıları için ikinci, bazıları için de üçüncü kez sürgün başlatılmıştır.


Savaştan galip çıkan Cumhuriyet Türkiye?sinin milliyetçi kadrolarından bazılarının; Gönen, Manyas ve Bandırma?da yerleşik Çerkesleri; Afyon, Sivas, Tokat, Urfa, Muş, Bitlis, Konya ve Malatya taraflarına dağıtarak açıktan söylenmese bile onları asimile etmeyi amaçladıklarında bir mutabakat vardır. Sürgün uygulamalarının ilki 18 Aralık 1922 tarihinde Gönen?in Mürüvvetler (Çizemuğ hable) köyüne tatbik edilmiştir. Topluca sürülen bu köyle ilgili etkin bir tepkinin olmadığı görülünce de diğer 14 Çerkes köyünün sürgün kararnamesi 2 Mayıs 1923 tarihinde uygulamaya konulmuştur. Her ailenin ancak bir kağnı arabasının götürebileceği kadar eşyasını alabileceği sınırlamasıyla başlatılan sürgünde, Çerkesler mallarını yok fiyatına elden çıkarmak zorunda bırakılmışlardır. Jandarmalar tarafından kuşatılan köylere giriş-çıkışlar yasaklanmış, belirli alıcıların insafına bırakılan satışlarda; normal fiyatı 200 lira olan bir çift öküz en çok 30 liradan, koyunun çifti 7-8 liradan, en kaliteli atlar 20-25 liradan elden çıkarılmıştır.


GÖNEN''''E BAĞLI KÖYLER VE SÜRGÜN TARİHLERİ


1- Üçpınar köyü 28 Mayıs 1923 Pazartesi


2- Muratlar köyü 5 Haziran 1923 Salı


3- Armutlu (Sızıköy) 9 Haziran 1923 C.tesi


4- Dereköy (Keçidere) 13 Haziran 1923 Çarşamba


5- Çınarlı (Keçeler) 17 Haziran 1923 C.tesi


Not: Gönen?in Çerkes köylerinden Karalarçiftliği, Bayramiç, Hacı Menteş ve Ayvalıdere köyleri de tüm malları sattırılmış ve göçe hazır vaziyette uzun süre bekletilmişlerdir.


MANYAS''''A BAĞLI KÖYLER VE SÜRGÜN TARİHLERİ


1- Boğazpınar (Mürüvvetler) Aralık 1922-Ocak 1923 arası


2- Kızılkilise (Kızılköy) 7 Haziran 1923


3- Yeniköy 7 Haziran 1923


4- Dümbe (Tepecik) 7 Haziran 1923


5- Ilıca (Ilıcaboğaz) 11 Haziran 1923 (Şimdi Susurluk?a bağlı)


6- Karaçallık 13 Haziran 1923


7- Bolağaç 13 Haziran 1923


8- Değirmenboğazı 21 Haziran 1923


9- Hacıosman 21 Haziran 1923


Not: Manyas İlçesine bağlı Işıklar, Hacıyakup, Süleymanlı, Durak, Çakırca, Elkesen, Çavuşköyü, Kızık, Kulak, Eskimanyas, Tatarköyü, Haydar, Esen, Ergili, Salur, Hamamlı, Muradiye, Geyikler köyleri de mallarını hiç fiyatına satmış olup hazır bekletilmişlerdir.


SÜRGÜNE TEPKİ


14 Çerkes köyünün sürgünü olayına karşı, kitle hareketi olarak sayılabilecek bir tepki olmamıştır. Nitekim Mürüvvetler köyünün göçürülmesi sırasında bir karşı tepkinin olup olmayacağı adeta gözlemlenmiş, tepki olmayınca da diğer köylerin göçürülmesi kararnamesi yayınlanmıştır.


Buna karşın değerli bir düşünür, yazar ve Kafkas milliyetçisi olan MEHMET FETGEREY ŞOENU, peş peşe kaleme alıp Türkiye Büyük Millet Meclisi?ne sunduğu iki önemli yazı ile ferdi tepkisini ortaya koymuştur.


-Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve T.B.M.Meclisi?ne Sunu l. (18 Ağustos 1923 tarihli ve 16 sahifeden ibarettir.)


-Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve T.B.M.M?ne Sunu 2 (15 Kasım 1923 tarihli ve 20 sahifeden ibarettir.)


Çerkeslerin bu ülke için yaptıkları, Türk topraklarında Çerkes Devleti kurmak gibi bir amaçlarının olmadığı, Çerkeslerin özellikleri, Sürgün sırasında yaşanan ızdıraplar ve kayıplar, Meclisin ne yapması lazım geldiği gibi oldukça geniş ve okunması, bilinmesi gereken bu sunular sonucu yaşam boyu bir daha yayın yapmamak gibi bir cezaya çarptırıldıysa da F.Şoenu amacına ulaşmıştır. Çerkes aydınlarının (Rauf Orbay, Hunca Ali Sait Paşa ve diğerleri) gayretleri de eklenince sürgün olayı durdurulmuş ve bir yıl sonra per perişan ve ellerinde bir şeyleri kalmamış durumda 14 köyün sakinleri önemli zayiatlarla (Sadece Üçpınar köyü yollarda 45 zayiat vermiştir) köylerine geri dönmüşlerdir. Ancak bu sefer de başka aksiliklerle karşılaşmışlardır:


-Hacıosman köyü örneğinde olduğu gibi köylerine Bulgar göçmenleri yerleşmiş oldukları için onları evlerinden çıkartmakta sıkıntılar çekilmiş ve evleri, bağ-bahçeleri talan edilmiş bir manzarayla karşılaşmışlardır. Köy halkı toplu olarak dönemeyince bir komşu köyde toplanıp sayıları çoğalınca kendi köylerine geri gitmişlerdir.


-Dereköy örneğinde olduğu gibi geri dönenler uzunca bir süre kendi muhtarlarını dahi seçememişler. Kaymakamlıkça atanan yöneticiler tarafından idare edilmişlerdir. Ayrıca kendi düğünlerini milli


oyunları ve mızıka ile yapamamışlardır. Girişimde bulunanların mızıkaları parçalanmış ve ?Burası Rusya değil? diyerek düğünleri dağıtılmıştır.


SÜRGÜNDEN ÜÇPINAR VE DEREKÖY''''ÜN ÖYKÜLERİ


Sürgün söylentileri başladıktan kısa süre sonra köy Jandarmalar tarafından kuşatılır ve tüm çevre köyleri ile irtibatları kesilir, acele toparlanmaları talimatı verilir. Geceden götürebilecekleri eşyalarını tamamlayan köylüler eşyalarını arabalarına veya hayvanlara yüklerler. Sabahın erken saatinde hayvanlar ve insanlar karışık bir şekilde konvoyla köyden çıkarlar ve Edincek?e kadar gidilir. Burada verilen molada erkekler, çocuklar ve kadınlar ayrı ayrı öbekler halinde toplandıktan sonra tümüne diz çöktürülür ve uzun süre bekletilir. Mola sırasında, tuvalet ihtiyaçlarının görülmesi bile Jandarma gözetiminde olabilmiştir.


Bir süre sonra gelen bir habercinin ilgililerle görüşmesini takiben konvoy tekrar yola koyulur ve Bandırma?ya kadar gidilir. Burada insanlar ve hayvanlar karışık bir vaziyette vagonlara doldurulup Balıkesir üzerinden Afyon?a ulaşılır.


Afyon?da üç ay kalınır ve sonuçta tüm hayvanların satılması talimatlanır ve gereği yapılır. Oradan başlayan yolculuk önce Ulukışla?da iki ay molayla, sonra da Niğde de bir ay mola verilerek kesilir ve nihayet bir kısmı BOR?da bırakılır, geri kalanlar Malatya?ya gönderilirler. Geri dönüş daha iyi koşullarda olmaz. Nitekim Hatko ailesi örneğinde olduğu gibi yaya olarak geri dönenler de olur. Giderken de gelirken de bir hayli insan ölür ve onlar da öldükleri yerlere gömülürler.


Dereköylülerin sürgünü sırasında da ancak bir kağnının alabileceği eşya yanlarına alabilecekleri kendilerine tebliğ edilir. Hareket zamanı belli değildir. Jandarma denetimindeki köyde adeta bir bit pazarı kurulmuştur. Mallar yok fiyatına satılır ve nihayet 13 Haziran 1923 tarihinde yolculuk başlar.


Komşu nahiye Sarıköy?e geldiklerinde nahiye halkı yollara çıkıp Çerkeslerle alay etmeye başlarlar. Bunun üzerine Thamateler gençlere talimat verir ve tüm gençler en güzel elbiselerini giyerler ve içleri kan ağlarken Sarıköy mızıka çalınıp düğün yapılarak geçilir. Bundan sonra Sarıköylüler ?Bu Çerkeslerle başedilmez, ölüme bile düğün yaparak gidiyorlar? demek zorunda kalırlar.


İki gün yolculuktan sonra Bandırma?ya varılır. Burada hayvan nakil vagonlarına doldurularak önce Afyon?a sonra da Konya?ya götürülürler. Birkaç ay burada kalırlar ve nihayet Niğde?ye götürülürler ve burada çok yoksul bir yaşamla bir yıllarını doldururlar. Daha perişan bir halde de yakılmış ve yıkılmış köylerine geri dönerler.


Köyler topluca sürgüne gönderilirken, ayırım yapılmadığı için izinli askerler, Kurtuluş Savaşı şehitlerinin ve gazilerinin eş ve çocukları, asker aileleri gibi çok sayıda insanın itirazları ve hak arama istemleri dinlenilmediği için sonradan durumları anlaşılınca serbest bırakılmışlarsa da bin bir ızdırabı yaşamak zorunda bırakılırlar ve döndüklerinde de mal varlıkları kalmayan fakir insanlar durumuna düşerler.


Bu gün aynı köylerde yaşayan ve sürgün olayını çocukken yaşamış olan yaşlılar mevcuttur. Ne var ki olayları anlatmaktan ve yazılmasına katkıda bulunmaktan adeta çekinmektedirler. Kendilerine sebebi sorulduğunda verdikleri cevaplar birbirine benzemektedir ve özetle şöyledir: ?Sizler şanslı ve rahat nesillersiniz. Yüce Tanrımız bizim çektiklerimizi hiç kimseye yaşatmasın. Jandarma dipçiği nedir bilmeyenlerin bizi anlaması oldukça zordur. Lütfen mazur görün...?



Kaynak:Bu yazı Sn. İzzet Aydemir’in gönderdiği belge ve yazılardan kısaltılarak hazırlanmıştır.( Nart Dergisi Kasım-Aralık 1999)


-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 26-Haziran-2007 Saat 14:57
Adige Ç'ale
Insan irkinin 300.000 yil once ortaya çiktigi ülke, hemen tüm dünya dillerinde yer alan, ulasilmaz, afsunlu, gizemli, atlas renkli, düsler, mutluluklar ve büyük acilarin yasandigi ülke; Çerkes boylarinin kutsal ata yurdu; dogudan batiya, kuzeyden güneye, binlerce yildir toplumlarin, uygarliklarin geçtigi tarih kavimler kapisi...




Kafkasya, degisik etnik kokenli toplumlarin bir arada barindigi bir bolgedir. Insan irkinin üçyüz bin yil once Kuzeybati Kafkasya''''da ortaya çiktigi savinin detaylarina inince, Kuzeybati Kafkasya''''da türeyen insan soyunun oncelikle yakin çevreye, Transkafkasya''''ya, kuzey-doguya ve güney-batiya yayildiklari gorülmektedir. Bu savlari bir dereceye kadar dogrulayan bulgular ve kanitlar vardir. nitekim, simdi Krasnodar topraklari içerisinde, Karadeniz kiyilari boyunca çok sayida palaeolitik yerlesim alanlari bulunmustur. Bunlara ilk yerlesen insanlarin avci ve besin toplayicisi olduklari anlasilmaktadir.



Insanoglunun besin toplayici olan ekonomik yapisindan, üretim ekonomisine, hayvancilik ve tarima geçisine kadar binlerce yil geçmistir. Bu donemde üretim araçlarinin halen tas ve kemikten yapilmis olmasina karsin, güçlü bir anaerkil toplum düzeninin de oldugunu biliyoruz. Anaerkil toplum düzeni sürecinin baslangicinda metal henüz bilinmemektedir. yüzlerce yil sonra metalle tanisan insanoglu, ilk olarak bakir ve tunçu kullanmaya baslamistir. ancak altin, daha çok dekoratif amaçlarla ve taki esyasi üretiminde kullanilmistir.


Kuzeybati Kafkasya erken metal çagina M.o. 3000 yillarinda, daha baska deyisle, günümüzden 5000 yil once ulasmistir. Bu donem yaklasik olarak, mezar alanlari üzerinde mezar tümseklerinin ortaya çiktigi doneme rastlamaktadir. Arkeologlar, bu donemde bu bolgede yasayan insanlari ilginç bir siniflamaya tabi tutmuslardir: Kaya mezar - Katakomp mezar toplumlari ve ahsap mezar kabileleri gibi. Baska bir siniflama yasanan topraklara ve bolgelere yapilmaktadir. Maykop (Miyekuape) veya Kuzey Kafkasya boylari siniflamasinin oldugu gibi.
Anilan mezar ornekleri Krasnodar''''da ve ozellikle Adigey Cumhuriyeti baskenti olan Maykop''''daki müzede sergilenmektedir. Bu maket mezarlarda, mezarlarin açildigi andaki durumlari, olülerin gomülüs biçimleri, mezardan çikan esyalarin ozellikleri detayli bir biçimde belirtilmektedir. Bu mezarlari birakan insanlarin genelde ugras alani hayvanciliktir. Ancak, topragi islemeyi de bir ek is olarak yaptiklari anlasilmaktadir.


Kuzeybati Kafkasya''''nin daglik bolgelerinde ve Karadeniz kiyilarinda ortaya çikan Dolmen kültürü, adini alisilmadik neolitik oda mezarlar yada kayalarda oyulmus mezarlardan almistir. Kuzeybati Kafkasya dolmelerinin geçmisi, M.o. 2.binin ortalarindan son çeyregine kadar olan doneme rastlamaktadir. Bu mezarlar, Kuban nehrinin sag yakasinda yer alan bozkir hattindaki kuyu-mezar kültürü topluluklarina ait mezar tepeleri ile yasittir. Orada olüler üzerleri kereste ile kapatilan çukurlara gomülürdü. Bu mezarlar genellikle esya bakimindan çagdisi olan diger mezarlara gore fakir olmalarina karsin, olünün kimi zaman dort tekerlekli bir araba ile gomüldügü de olurdu. Bu mezarlarda altin küpeler disinda metal esyaya çok az rastlanmistir.



M.o. 3000''''de Kuban nehrinin güneyinde Maykop kültürü dogup gelismistir. bu kültür, giderek etkilerini doguda Dapistan''''a Batida Novorosissk ve Taman topraklarina kadar hissettirmistir. Bu kültürün en parlak doneminde demir disindaki tüm metallerin islendigi anlasilmaktadir. Bu donemde Maykop kültürü içerisinde çarkli çomlek tezgahinin kullanildigi anlasilmaktadir. Uygarligin ozellikleri Yakin-dogu ve ozellikle Mezopotomya uygarligi havasini vermektedir. Bu denli erken bir donemde çomlekçi çarkinin bulunmasini, Mezopotomya uygarliginin etkisi olarak degerlendiren arastirmacilar da vardir. Ancak bu yaklasim çok gerçekçi degildir.. Maykop kültüründe olüler çok zengin altin ve gümüs esyalarla dolu mezarlara gomülmektedir. Bu mezar tepeleri içerisinde soz konusu kültüre adini veren Maykop Mezar Tepesi her yonü ile diger mezar tepelerinden farklidir.


Günümüzden 4000 yil once, M.o. 2000''''in ilk yarisinda, antik Kuzey Kafkasya kültürünün ilk bulgulari, Katakomp mezar kabilesinin kültürel ve tarihsel degerleri Kuban steplerine dogru yayilmistir. Bu kültür diger Kuzey Kafkasya kabileleri ile yakin bir iliskiye girmis ve bu iliski sonucu kabileler giderek nehrin diger yakasina sürülmüslerdir. Bu yer degisikligi ile ilgili olarak bu bolgelere yabanci kabileler kendi olü gomme yontemlerini de getirmislerdir. Bu kabilelerin olülerini, altini açik biraktiklari çukurun yan tarafina gomerek üzerlerini büyük bir toprak tepecik ile orttiklerini gormekteyiz. Bu doneme ait mezar bolgelerinde çok sayida metal esyaya rastlanmistir. Son yillarda bu bolgelerde ahsap mezar kültürüne ait ve geçmisi M.o. 2000 yillarinin sonlarina uzanan mezarlar bulunmustur. Kuzay Kafkasya''''da kabile gelisiminin son asamasi olan Tunç çagi, burada bulunan metal isleme sahasinin varligi ile karakterize olmaktadir. Bakir cevherinin çikarilip eritildigi, alasimlarindan, ozellikle tunçtan çesitli esyalarin yapildigi anlasilmaktadir. Bu donemin sonu, demirin ortaya çikisin tanigi ve yeni bir çagin habercisi olmustur.
Kuzeybati Kafkasya''''da demir M.o. 8. yüzyildan bu yana bilinmektedir. Engels''''e gore demir cevherinin eritilerek demir elde edilmesi, "demir kiliç ile birlikte saban dmiri ve balta demiri" donemini baslatmistir. Tarihte devrim yaratma islevi üstlenen, tüm hammaddelerin sonuncusu ve en onemlisi olan demir insanligin hizmetine bu çaglarda girmistir. Demir genis alanlarda tarim yapmayi ve ormanlarin temizlenerek tarima elverisli hale getirilmesini saglamistir. Demir insanogluna, tasin ve digre metallerin hiçbirisinin dayanamayacagi sertlik ve keskinlikle araç ve gereçler bagislamistir. Demirin tarim araçlari haline donüsmesi, yavas yavas besin toplayici toplumdan hayvancilik ve tarima dayali topluma geçsi saglamistir. Bu geçis erkek gücüne gereksinim duydugu için toplumda erkegin islevinin ve sayginliginin artmasini da getirerek babaerkil toplum düeninin de habercisi olmustur.



Üretici güçlerin ve aletlerin gelismesi hayvanciligi belli olçüde onemsizlestirmistir. Daha sonra bu yorelere yerlesenler, yerlesik düzene geçenler, kendi yasam biçimlerini, topragi isleme yontemlerini gelistirerek, topragin sabanla islendigi daha gelismis bir donemi baslatmis, ayni zamanda sosyal degisimler de yasanmistir. Daha gelismis bir ekonomi, servetin belirli ailelerde toplanmasini ve zamanla bu ailelerin bir klan aristokrasisi çevresinde toplanarak toplulugun diger kesimlerinin kendilerine baglanmasi sonucunu getirmistir. Bu donemde ayrica genis kabile birliklerinin biçimlendigi, belirgin hale geldigi donemdir.



Kabile birliklerinin biçimlendigi bu donemde, bugünkü Çerkes boylarinin atalari olan Meot, sind, Zikhi, Kerket, Pses, Henioch, Zanig ve daha baska boylar bu tarihten baslayarak maddi ve kültürel gelisimlerini, daha baska bir deyimle etnik bütünlesmeyi tamamlamaya baslamistir.
Bugünkü Kuzey Kafkasya''''nin otokton halki olan Çerkes boylari, kimilerinin savundugu gibi Sami irkindan olmayip, Orta Dogu''''dan kuzeye goç etmemistir. Tarihin hiçbir çaginda sicak denizlerden, sicak iklimlerden kuzeye, daha soguk bolgelere hiç bir goçe rastlanmaz. Baska bir deyisle, Islam dininin etkisi ile Kavm-i Necip olarak anilmaya baslanan Arap halki ile ya da Sami irki ile Kuzey Kafkasya boylarinin hiç bir ilgisi bulunmamaktadir.


Dogu''''dan kaynaklanan kimi stilize motiflerin yada esyalarin benzesimini dayanak olarak gosteren Çerkeserin kokenini Orta Asya steplerine ve Turan illerinde arayanlar da yanilgiya düsmektedirler. Çerkesler Kuzey Kafkasya topraklarinda etnik konsolidasyonlarini tamamayan otokton topluluklardir.


Eski Kuzey Kafkasya halklari ve kabilelerinin adlarinin bugün bilinmesini, komsulari tarafinda birakilan yazili anitlara borçluyuz. Bu yazili belgelerde adi geçen boylar; Kimmer, Iskit, Sarmat, Tauri, Sind, Meot, Kerket, Zikhi, Henioch, Zanig, Pses, Psil ve Kolchi''''dir. M.o. 1. yüzyilda ve Hiristiyanlikdoneminin ilk yillarinda Kuzey Kafkasya nüfusunu Meotlar ile diger Kuzey Kafkasya''''li dagli kabileler olusturmaktaydi. Meotlar Azak Denizi''''nin dogu kiyilari, Kuban nehrinin alt ve orta havzalarinda yasiyordu. Nehrin sag yakainda kalan topraklari, bugünkü Tamizbekskaya yerlesim bolgesine kadar uzaniyordu. Meotlarin çagdisi olan Antik Grekler (Yunanlilar) M.o. 6. yüzyilda ilk kez Meotlardan soz etmektedirler. ote yandan Meotlarin M.o. 8. ve 7. yüzyilin ilk yarisi arasindaki donemde, kokü Tunç Çagi''''na kadar uzanan bir kültüre sekil verdikleri gerçegi de arkeolojik bulgulardan anlasilmaktadir.


"Meot" sozcügü bir çok küçük kabileyi kapsayan kollektif bir isimdir. Hiristiyanligin baslangiç doneminde yasamis olan eski Grek cografyacisi Strabo, "Meotlarin, Sind, Dandari, Toreates, Ayres, Arreches, Torpotes, Obicliakenes, Doskhi ve diger bir çok kabileden olustugunu" yazar. Yanlizca antik edebiyat kaynaklarinda degil, bu konuyu isleyen Bosphor Kralligi topraklarindan çikartilan tas tabletlerde de Azak Denizi''''nin güney kiyilari ve Kuban havzasi antik kabilelerinin isimleri açiklanmaktadir. Bu isimler Meot kabilelerini olusturan ve Bosphor Kralliginin da unsurlari olan Sind, Dandari, Toreatesi Pses ve Sarmat kabileleridir. Bu toplulukalar daha kuzeylerde, Don ve Volga irmaklari arasindaki, daha once Meotlara ait olan topraklari isgal etmis gorünmektedir (ozellikler Sarmatlar). Don ve Kuban nehirleri arasinda dogal bir sinirin bulunmamasi ve Sarmatlarin goçebe bir topluluk olmasi nedeniyle, bu toplulugu kah kuzeyde kah güneyde, Kuban Havzasi''''nda gorebilmekteyiz.


Bugünkü Çerkeslerin atalari olanve M.o. 1000 yillarinin ilk yarisinda etnik konsolidasyon (pekisme) sürecini tamamlamis olan Kuban bozkirinin bu sahipleri incelendiginde, devamli bir yer degisiminin yasandigi gorülmektedir. ornegin Iskitlerin, bu bozkirda yasayan kabileleri geride birakarak, bozkiri geçtikleri ve Kafkas Daglari''''ndaki geçitleride asip Transkafkasya''''ya (bugünkü Gürgüstan, Ermenistan ve Azarbaycan topraklari) gittikleri, bu yoreleri yagmaladiklari, M.o. 6. yüzyilin baslarinda ise tersine bir akin baslatarak eski topraklarina dondükleri bilinmektedir. Bu yorede sürekli Iskit yerlesimi bulunmamaktadir. Dolayisiyle bu bolgede bulunan kalintilarda Iskit yapiti pek azdir.
ote yandan Antik Yunan kolonileri (Phanugoria kenti) yaklasik 2500 yil once Sind''''lerin saldirisi ve isgali ile Taman yarimadasindan çekilmistir. Kuban bolgesinde ve azak Denizi''''nin dogu kiyisinda yasayan Meotlarla çagdas Yunan kolonilerinin içerisinde en gelismis olani süphesiz Phanugoria site devletiydi. Bu kentin yerlesim yeri bugünkü Seneggo kasabasi yakinlarinda bulunmaktadir. Bolgedeki diger Grek kolonileri, Cepi ve Hermonacca''''dir. Bu kolonilerin gelisimleri, kirsak sinirlari birlesmis, ayri birer bagimsiz devlet statüsünde ve M.o. 6. ve 4. yüzyillardaki Grek uygarliginin sosyopolitik yapisini belirleyen "polis"ler seklinde olusmustur. Kerç ve Taman yarimadasindaki bu site devletlerin tarihsel gelisimi, giderek Panticapeum''''un baskent oldugu Bosphor Imparatorlugu ile birlesme sonucunu getirmistir. Bu imparatorluk koleci bir devletti; hükümdarlari devamli dogu ve güneye inme agirlikli bir politika izlemislerdir. Bu politikanin sonucu olarak Asagi Kuban bolgesinde yasayan Meotlarin Sind koluna ait topraklar isgal edilmistir. Daha sonra diger Meot boylari da bu kralligin sinirlari içerisine girmistir. Zamanla bütün bu kabileler imparatorluk sinirlari içerisinde birbirlerine baglandiklari gibi, kültürel olarak da belirli bir yere kadar kaynasmislardir.



Yukarida da belirtildigi gibi bu tür goçler, yer degistirmeler uzun yillar sürmüstür. ornegin Strabon''''a gore bir Sarmat kabilesi olan Sirakisler, M.o. 2. yüzyilda Kuban bolgesine gizlice sizarak Kafkas Daglari''''nin güneyine kadar inmislerdir. Güçlü goçebe kabilelerden olusan Sarmatlarin yasam biçimi, üstün tarim yasami ve yontemleri bilen Meotlarin etkisiyle degismistir. Strabo Sirakisleri tanimlarken, "kimi gruplarin çadirda yasayip topragi sürdüklerini" anlatmaktadir. Bu tür kültürel degisim, Kuzey Kafkasya''''da yerlesik tarim nüfusunun artmasina neden olmustur. M.o. 1. yüzyilin sonlarina dogru Sarmat sizmalari arttigi için bolgede güçlü bir "Sarmatlasma" olayi gorülmektedir. Ancak kültürel yasamda bir degisme olmamistir. Sarmat çogunluguna karsin Meot kültürü, dil ve geleneksel, yasam tarzini sürdürerek genislemis, yeni gelenleri kendi kültürü içinde asimile etmistir. Sayica daha az olan Meot kültürü bu gücünü M.S. 3. yüzyila kadar sürdürmüs, bu yüzyilda Alan saldirisina ugramasi topraklarindan (Kuban nehrinin sag yakasindan) sürülmüslerdir. Yeni gelen Alanlar da aslinda Sarmat kokenliydi. Sarmat kabilelerinin bir kolu olan Alanlarin farkliligi Iran dili konusmalariydi. Iran dili konusan Sarmat kabilelerinden, yani Alanlardan soz eden kaynaklara M.S. 1. yüzyila ait belgeler arasinda rastlamaktayiz. Alanlar dogu Kuban bolgesine 1. ve 2. yüzyil arasinda gelmislerdir. Diger kabilelerle yakin baglar kuran alanlar, Daryal Geçidi ve Hazar Kapisi yolu ile Transkafkasya ve Asya''''ya geçmislerdir.



M.S. 3. yüzyilda Alanlarla Sarmat boylari birleserek Alan-Sarmat kabile birligini olusturmuslardir. Giderek güçlenen Alan baskisina dayanamayan yerli kabileler Kuban''''in sol yakasina geçip akraba olduklari diger Meot kabilelerine siginmistir. Boulece daha az verimli olan topraklara salt güvenlik nedeniyle yerlesmislerdir. Bu kabileler Kuban''''in sol yakasindaki orman-bozkir alanlarina, Kuban irmaginin taskin batakliklar ile kapli ova ve agaçlik bolgelerine yerlesmistir.


Alan-Sarmat kabile birligi uzun süre yasamadi, M.S. 375''''de Asya''''dan Bati''''ya yürüyüse geçen Hun dalgalari, Kuban bozkirini asarak Taman''''a dogru ilerlerken, arkalarinda harabe, yangin, açlik ve olüm birakarak Alan-Sarmat kabile birliginin yikilmasina neden olmustur. Yagmalanip yikilan, güçsüz birakilan Kuban''''in sag yakasi bundan boyle goçebe boylarinin yerlesim yeri olmaya baslamistir. Meotlar ve akrabalari olan Zikhi''''ler etnik anlamda pekismelerini tamamlayarak bugünkü Çerkes toplumunun atalari olarak tarih sanesinde güçlenmeye baslamistir.


-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 26-Haziran-2007 Saat 17:11
Hangi psikolojıde olduklarını anlamanıza yardımcı olacagından emınım

Çeçenistan’ın dışındaki bir mülteci kampında Çeçen çocukların çizdiği resimler.
 
           Resim 

         Resim

          Resim

          Resim

          Resim

          Resim

          Resim

           Resim

           Resim

           Resim

               Resim

                Resim

 


-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 26-Haziran-2007 Saat 21:15
Bu çocuktan ne istediler?
http://imageshack.us/">Resim
Bu gülümseyen yüze insan nasıl böyle bir şey yapabilir?

http://imageshack.us/">Resim

Bu acıyı dindirmek için sadece bir anne öpücüğü yeterli mi? O anne cocuğu için bir ağrı kesici hap alabiliyor mu, bulabiliyor mu?

http://imageshack.us/">Resim


Rus askerleri “Çeçen çocukları bile bizi öldürmeye yemin etmiş, bu yüzden ilk olarak Çeçen çocuklarını katlediyoruz.” diyor. O çocuğun gözleri önünde annesini ve babasını öldürüp, 14 yaşındaki kız kardeşine tecavüz ederlerse ondan başka ne bekleyebilirler?

http://imageshack.us/">Resim


http://img355.imageshack.us/my.php?image=z5br8.jpg">Resim http://img246.imageshack.us/my.php?image=z6ze4.jpg">Resim http://img246.imageshack.us/my.php?image=z7us4.jpg">Resim

http://imageshack.us/">Resim

daha fazlası için http://cecenistanda-rus-teroru.blogspot.com/ - TIKLA


-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 17:29
http://imageshack.us/">Resim
http://imageshack.us/">Resim
http://imageshack.us/">Resim
http://imageshack.us/">Resim
http://imageshack.us/">Resim



-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 17:39
 
Göç mü, yoksa sürgün mü?

Göç, iç ve dış göç şeklinde ele alınabilir. Göç coğrafi hareketlilik halindeki bir topluluğun bir bölgeden veya bir ülkeden diğerine hareket etmesidir. Tabii afetler, harpler, tarımda makineleşme, kitle haberleşme araçları, genç nüfus, ekonomik sebepler ve terör göçlere sebep olabilmektedir (Erkal-Baloğlu, 1997: 123-124).
Coğrafya başta olmak üzere, iktisat, sosyal psikoloji ve sosyoloji gibi göç olgusunu inceleyen disiplinler arasında konuya en geniş açıdan bakan bilim dalı sosyolojidir. Çünkü sosyolojik tahliller coğrafi değişmelerden ziyade sosyolojik boyut ve çerçevedeki değişmeleri dikkate alır. Örneğin, göçün ortaya çıkaracağı sosyal hareketlilik, göç sebepleri, uyum, göçe neden olan kararların oluşumu, göç sürecindeki ayıklama safhaları ve sonuçları ile göç edilen ülke ve göçe kaynak olan ülke halkları üzerindeki etkileri sosyolojinin ilgi alanı kapsamındadır (Gezgin, 1994: 14 ).
Göç türleri incelenirken ele alınan "mesafe" kavramı genellikle kıta içi ve kıtalararası göçlerle ilgilidir. Bir ülkenin milli sınırları içerisindeki nüfus hareketlerine iç göç, nüfusun ülke sınırları dışına yönelik yer değiştirmesine ise dış göç denir. Mahiyetleri itibariyle bu tür göçlerde fiziksel mesafe kavramının hiç bir önemi yoktur (Gezgin, 22).
Mecburi göçlerde, göç kararı göç edenin iradesini dikkate almamaktadır. Zorunlu iskân politikaları yahut bir savaş veya doğal afet nedeniyle ortaya çıkan göçler mecburi göçlerdir. Göç edenin iradesine dayalı olmayan yer değiştirmeleri klasik anlamıyla göç saymama eğilimi de mevcuttur. Bu eğilimin nedeni "sürgün" kavramının göç kavramından ayrı bir kriterle incelemeye tabi tutulması gereğine dikkat çekmek olmalıdır (Uysal, 1996: 141).
Yukarıdaki tanımlardan açıkça anlaşılacağı üzere, Çerkeslerin Kafkasyadan Anadoluya gelişi bir sürgün olup, bu kütlesel nüfus hareketinin göç olarak isimlendirilmesi doğru değildir.

Çerkeslerin sürülme sebebi

Ekonomik, dini, siyasi ve kültürel sebepler yanında tarih boyunca en çok karşılaşılan göç sebebi savaşlar olmuştur. Kafkasyadan Anadoluya kitleler halinde akan nüfus hareketinin de -siyasi ve dini boyutu da olmakla beraber- en mühim sebebi iki asır devam eden Rus savaşlarının Çerkesler aleyhine mağlubiyetle sonuçlanmasıdır.

Sürgün güzergâhı

1859-1864 yıllarında yurtlarından sürülen Çerkesler deniz yoluyla, Kafkasyada, Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum vd. limanlardan bindirilip Osmanlı Devletinin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indiriliyordu. 1865-1866 tehciri ile Osmanlı-Rus harbinden sonraki 1878 tehciri kara yoluyla gerçekleştirildi. Doğu yolundan genellikle Çeçen, Dağıstan, Asetin, Kabardey muhacirleri göçürülmüştür. Daha sonraki göçler de kara yoluyla yapılmıştır (Berzec, 1986: 114).

Sürgün yolunda çekilen çileler

Yolda telef olanların feci durumları Trabzondaki Rus konsolosunun, tehcir işlerini idare etmekte olan General Katraçefe yazdığı raporda şöyle anlatılır: "Türkiyeye gitmek üzere Batuma 70.000 Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzona çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbula götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım." İşte bu suretle peş peşe sürüp gelen felâketlerin ve musîbetlerin darbeleri altında inleyen ve eriyen bu kahraman ve fazîletkâr milletin bedbaht bakiyesi de Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak gibi daima tehlikeye maruz bulunan ve daima emniyetsizliğin hükümran olduğu yerlere iskân edilmiştir (Berkok, 1958: 529).
Çarın Kafkasya naibi olarak atadığı kardeşi Grandük Mişel, 1864 Ağustosunda Batı Kafkasya sakinlerine şu fermanı tebliğ etmişti: "Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusyanın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir:" (Berkok, 526).
İşte bu yüzden, esaret ve tabiiyeti en büyük şerefsizlik addeden Çerkesler, güzel vatanlarını terk etmeye mecbur kalmışlardır. Lermontof bu hakikati bir şiirinde şöyle dile getirir: "Bu insanlar neden yurtlarını ve babalarının mezarını terk ediyorlar? Düşman kuvvetinin zoru ile mi? Hayır! Düşman kuvvetlerinin beraber getirdiği esaret zincirinin korkusuyla!" (Berkok, 524).
Rus yönetimi, bölgenin yerli nüfustan arındırılarak boşaltılması hususunda zecrî tedbirler alma yanında bir takım kolaylıklar da sağlıyordu. Rus ordusundan ayrılıp gelen ve Osmanlı ordusunda görev alan General Musa Kunduk(ov) Paşa bakınız ne itiraflarda bulunuyor:
Çeçen reisleri uzun münakaşalardan sonra göçü kabul edip nasıl gerçekleşeceğini sordular. Ben de Gürcistan üzerinden kara yoluyla gideceğimizi ve Rus ordusunun da her türlü kolaylığı ve yardımı yapacağını söyledim... Rus Generali Lorise gidip 50 bin dönüm kadar olan arazime mukabil 45 bin altın ruble istedim. Derhal ödedi. Fakir muhacirlere sarf etmek üzere ayrıca 10 bin altın ruble daha istedim. Bunu az bularak 20 bin ödedi… Bu şekilde 25 Mayıs 1865te, aralarında ailem ve akrabalarımın da bulunduğu 3 bin Çeçen aile ile birlikte göç ettik. Geride kalanların tehciri görevini Çeçen mıntıkası naibi reis Sadullaha tevdi etmiştik. (Kundukov, 1978: 67-70).
Modern tarihin en büyük kitlesel nüfus hareketlerinden biri olan Çerkes sürgünü (Henze, 1986: 247) esnasında deniz gibi kan akıtıldı. Gemiye binmek için aç bîilaç kıyıda yağmur çamur içinde, ölüm iniltileriyle bekleşenler, yanaşan gemiye üşüşüp istîab haddinden çok fazla biniyorlardı. Gemiler de daha fazla para alabilmek için çok yolcu alıyor, bu yüzden fazla yol almadan batan gemilere sık rastlanıyordu. 1864 Mayısında, Trabzondaki Rus konsolosunun yazdığına göre 30 bin kişi açlık ve hastalıktan kırıldı. Gemilerde hastalık alameti gösteren olursa derhal denize atılırdı... 1858-1865 yıllarında 493.124 insanın gittiği Trabzonda bir tek adamın 30-50 cariye birden aldığı oluyordu... (Avksentev, 1984: 61-62).
Üç milyon Kafkas insanını zorla yurdundan süren Rusya, bu mazlum ve mehcur millet üzerindeki siyasi emellerine son vermiş değildi.
Rus Hükümeti adına General Fadol, Musa Kunduk ile Gazi Muhammede şu teklifi sunmuştu: Afganistan hududunda Çerkeslerden müteşekkil bir devlet kurmak, Osmanlı Devletindeki tüm Çerkesleri oraya göçürmek, kurulacak devletin Rusyaya bağlı kalması şartıyla bütün masraflarının Rusya tarafından ödeneceğini garanti etmek. Her ikisi de bu teklifi reddetmişti. Rusya bu projeyle Afganistanı işgal etmekte olan İngilizleri bertaraf etmeyi düşünüyordu (Kundukov, 12).
Göçürülen Çerkeslerin karşılaştığı dayanılmaz zorluklara şahit olan bazı Ruslar bile vicdan azabı duyuyordu. Musa Kunduk Paşanın hatıratına bir göz atalım:
… İnsanların perişanlığını hayretler içinde temaşa ettiğimi gören istasyon yetkilisi koşarak yanıma geldi ve gözleri yaşla dolarak dedi ki; Ekselans, dünyada bu acıklı manzarayı seyredip de kalbi burkulmayacak insan var mıdır? Allahtan korkmak lazım. Bu topraklar onların yerleridir. Ne hakla onları bir bilinmezin içine sürüyoruz? Nereye gittiklerini sorduğumda, Osmanlı Devletine diyorlar. Ama nasıl ve ne zaman? Onları neler bekliyor, belli değil. Bu konularda hiç bir bilgileri yok. (Kundukov, 62-63).

Tehcir sürecinde geri dönme eğilimi

21 Mayıs 1864te dört asırlık Rus - Kafkas savaşının batı kesimde de mağlubiyetle sonuçlanmasıyla başlayan büyük tehcir süreci uzun sürmemiştir. Osmanlı Devletinden dönüp gelen bazı insanların anlattıkları, Paçe Beçmırzanın şiirleri, açlık, hastalık ve ölüm haberleri getiren gözyaşı ve hasret dolu akraba mektupları özellikle Kabardeyden göçün devam etmesini engellemiştir (Berzec, 134).
Tehcir büyük bir hızla devam ederken, bir taraftan da geri dönme eğilimleri baş göstermişti. Türkiyedeki Rus Elçisi İgnatievin 21.02.1872 tarihinde Rus Dışişleri Bakanına yazdığı gizli bir yazıda, Türkiyeye göçmüş 8500 Çerkes ailenin katlandıkları dayanılması zor şartlardan şikayetle Kafkasyaya geri dönmek istedikleri bildirilmiştir (Berzec, 198).
İskân edildikleri yerlere uyum sağlayamayıp geri dönmeye yeltenen muhacirlerin sayısı o kadar artmıştı ki, Osmanlı hükümeti tedbir alma ihtiyacı hissetmişti. 18 Kânûn-ı sâni 1789 tarihli emirname ile Çerkeslerin kaçmasına fırsat verecek her hareketin engellenmesi emredilmiş, bu hususta yabancı deniz nakliyat şirketlerine de gemileriyle tek bir Çerkes dahi taşımamaları resmi yazıyla bildirilmiştir (BOA, Hariciye Nezareti, 122/64).
Bandırma civarındaki Yeni Sığırcı köyüne iskân edilen 300 aileden 150si, oradaki hayata uyum sağlayamayıp anavatana dönmüştür.
1911de Hac dönüşünde Şam valisi ile görüşen Canıko Bako; on bin Çerkes olduklarını, kendilerine hicret etmek istediklerini söyler, vali de memnuniyetle kabul eder. Canıko, Mehmet Hanaşe ile birlikte bir heyet halinde gelip daha önce iskân edilen köyleri gezer, perişan hallerine şahit olur. Kendilerinin iskân edilmesi için belirlenen Kerk tepelerini gezerler. Bu kayalıkları beğenmeyip Ağustos 1911de deniz yoluyla İstanbul üzerinden geri dönerler, hiç kimse de hicret etmez (Berzec, 130).
İstanbuldaki Çerkes Teavün Cemiyeti sekreteri hukukçu Tsağo Nuri 1913te anavatana dönerek Kabardey bölgesinde değişik okullarda Çerkes Dili okutmaya başlamıştı (Berzeg, 1995: 247).
1991de kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonunun (KHK) fahri başkanı Musa Şenıbe anlatıyor: Annem anlatırdı; Dedem yolda (karşıdan gelen gemidekilerden) Türke gidenlerin hastalıktan kırıldığını öğrenince yanındakilerle birlikte denizin ortasından dönüp geri gelmiş... (Şenıbe, 1996).

Osmanlı Devletinin tehcir ve iskân politikası

Osmanlı Devletinin Kafkasya ile ilk temaslarını kurduğu 17. Asırdan itibaren ferdi göçler başlamıştı. Büyük göçten önce Osmanlı ordusunda görev almış yüzlerce subay ve bir kısmı vezirlik yapmış 300 paşa vardı. Osmanlı Devleti Kafkasyayı hakimiyeti altına almak için bu üst düzey insanlardan yararlanmıştır. Musa Kunduk Paşa şöyle anlatır: Sadrazam ile görüştükten sonra Berzec Hüseyin Paşanın yanına gittim. Wubıkh Ali Paşa da (Hafız Paşanın kardeşi) oradaydı. Bu iki zat Çerkes muhacirlerinin vaziyetini yakından takip ediyordu. Hüseyin Paşa Osmanlı Devletinin göçe hazırlıklı olmadığını, bu konuda Çerkesler için hiç bir şey hazırlanmadığını, bu muhacirlerden ilk büyük grubun durumunun ağıt yakılacak derecede perişan olduğunu belirterek önemle rica ediyorum, tehcir meselesinde acele etmeyelim demişti. Hüseyin Berzec Paşa 1866da idam edilmiştir (Berkok, 517).
Kuruluşundan beri iç problemlerini çözmede tehcir ve iskân metoduna sıkça başvuran Osmanlı Devleti, 9 Mayıs 1857de tehcir kanununu çıkarmıştır. Bu arada Rus Çarıyla gizlice ittifak etmiştir... Göçenlerin mal, can ve hürriyetleri, sair tüm hakları sultanın garantisi altında idi. Her tür vergiden muaf olarak arazi verilmesi vaat edilmişti. Anadoluya yerleşenler 12 yıl askerlikten muaf tutulmuştu. 1860 yılında İskân-ı Muhacirîn Komisyonu kuruldu. Bunda ekonomik ve politik çıkarlar gözetilmişti. Buradan anlaşılıyor ki Çerkeslerin göçürülmesi, Osmanlı Devletince planlanmış, sonraları gelişen fiili durumdan çok daha önce programlanmış bir iştir. (Karpattan naklen Berzec, 47).
Nefy ve iskân, yönetim politikalarından en barizleri olan Osmanlı Devleti (Barkan, 1949-50: 524 vd.) bu tehcir ile yüz yüze kalmış olduğu bir çok problemini halletmeyi de düşünmüştü (Berzec, 120).

Rusyanın iskâna müdahalesi

Yurdundan zulüm ve kanla sürdüğü milyonlarca insanı gittiği yerde de rahat bırakmayan Rusya, onların nerelerde iskân edileceğine de müdahale etmiştir. Rusyanın 2 Mart 1878de Osmanlı Devleti ile imzaladığı anlaşmada, Rus hududuna yakın yerlerde iskân edilen Çerkeslerin iç bölgelere götürülmesi hususu üzerinde durulmuştur (Berzec, 126). Nitekim öyle de yapılmış, 150.000 Çerkes bu sefer de Rumeliden Anadoluya göçürülmüştür.

Tehcir edilen Çerkes sayısı

Büyük tehcirle ilgili resmi istatistik bilgilerinin tamamına sahip değiliz. Ancak muttali olunabilen Rus, İngiliz, Fransız ve Osmanlı kayıtlarında 700 binden 2 milyona kadar değişen rakamlar mevcuttur. Osmanlıdaki nüfus hareketlerini inceleyen Obisni İrolitimo 1866da muhacirlerin bir milyona ulaştığını belirtir (Nartların Sesi, 1980: 15).
Prof. Kemal Karpat, 1859-1879 arasında göçürülen Kafkasyalıların, çoğu Çerkeslerden oluşmak üzere 2.000.000 civarında olduğunu, sağ salim Osmanlı Devletine ulaşan muhacir sayısının ise 1.500.000 olduğunu belirtir (Karpat, 1995: 69). Kafkasyanın hürriyet mücadelesi konusunda değerli bir eser yazmış olan Hızal da tehcirin 1.500.000 Kafkasyalının yurdundan sürülmesiyle sonuçlandığını belirtir (Hızal, 1961: 49).
Ancak; Kafkasyada yaşanan iç tehcirleri, Sibirya ve Orta Asyaya sürülenleri, Balkanlardan Anadoluya, Bandırma civarından Güneydoğuya göçürülenleri, Yahudi - Arap savaşında Golan bölgesinin işgali üzerine Kunaytıradan sürülenleri de hesaba kattığımızda, kelimenin hakiki anlamıyla yurdundan sürülen Çerkes sayısı 3 milyonu aşmaktadır.

Çerkes diyasporası

Çerkeslerin Kafkasya dışında en yoğun yaşadığı yerler, başta Türkiye olmak üzere, Suriye, Ürdün, Filistin, Mısır, Yugoslavya, bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika gibi çok farklı ülkelerden oluşmaktadır. Varnada halen dört Çerkes köyü vardır ve özel kıyafetlerini ve dillerini muhafaza etmektedirler. Trablusgarpa 1000 aile gönderilmiş olduğu arşiv belgeleri ile sabittir. Irak, Endonezya gibi hiç tahmin edilmeyecek ülkelerde dahi Çerkes varlığına rastlanmaktadır. Mısırda üç asırdan fazla hüküm süren Çerkes Memlükleri ayrı bir bahis konusudur.

Sürgünün açtığı derin yaralar

Tehcir operasyonu, binlerce yıllık Kafkas tarihinin en mühim hadisesidir. Bu olay Kafkasyalıların sosyal yapısını, ekonomisini ve politikasını menfi yönde etkilemiştir. (Berzec, 129).
Aynı kanaati paylaşan ve 1864 büyük sürgününün Çerkes toplum yapısında son derece büyük tahribatlara yol açtığını belirten din bilgini Meretowkoe Nuh, Çerkes Tarihi adlı eserinde, gerek 1864te, gerekse daha sonra devam ederek 1878, 1888, 1890 ve nihayet 1900 yıllarında Osmanlı Devletine vuku bulan göç hareketlerini tenkit etmekte ve vatanın toplu şekilde terk edilmesinin meşru bir gerekçesi olmadığı görüşünü savunmaktadır (Mertûkî, 1912: 34, 61).
Büyük Çerkes sürgününün Adıge toplumunun sosyal yapısını derinden etkileyen sonuçlarından biri de, çok sayıda Adıge insanının köle ve cariye olarak satılması olmuştur ki bu olgunun yansımalarını, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamit, Sami Paşa-zâde Sezai, Mizancı Murat gibi kendisi veya annesi Çerkes olan bir çok Osmanlı aydınının eserlerinde açıkça görmek mümkündür (Bkz. Parlatır, 1987: 31 vd.).

_________________
Resim
 



-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 17:45
Kuzey Kafkasya Tarihi

5000 Yıllık Tarihsel Bakış


Prof. Dr. Nabatçikov
Devlet Oryantal Sanat Müzesi Direktörü, Moskova



Kafkas Dağları’nın yalçın dorukları, Hazar, Karadeniz ve Büyük Bozkır’ın uçsuz genişliğiyle dünya medeniyet merkezlerinden tarihin daha ilk çağlarında ayrı düşen Kuzey Kafkasya, antik kültürün en göz alıcı mekanlarından biri olmuştur. Elverişli iklim koşulları, bereketli doğal kaynakları ve müthiş verimli toprağıyla ilkçağ ekonomisinin gelişme kaydetmesi için gerekli olan tüm olanakları sunmuştur. Burada Maden Çağı’nın başlangıcı, Mezopotamya ve Kuzey İran ile aynı anda M.Ö. 6.Milenyum’a rastlamaktadır. Profesör Veselovsky N.I tarafından 1897’de Adıgey Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop’ta bulunan “Bereketli Kurgan” denilen gömülü bir tepecikten ismini alan Bronz Çağı Maykop Kültürü, Kuzey-Batı’daki Taman Yarımadasından Güney-Doğu’daki Dağıstan’a kadar Kuzey Kafkasya’nın gözde bölgelerine yayılmıştır. Bu kültürün ortaya çıkışı, oluşumu ve gelişimi Yakın Doğu’dan Trans-Kuban bozkırları ve tepelerine kadar olan bölgede yaşayan grupların bu kültürün içine sızmalarıyla yakından bağlantılıdır ki bu gruplar gelirken Yakın-Doğu’nun teknolojik gelişmelerini ve kültürünü yanlarında getirmişlerdir. Bu tür karışık kültürel ilişkiler, tüm Avrasya sınır topraklarının ve Avrupa Bronz Çağı’nın en çarpıcı olaylarından biri olarak adlandırılan tek bir kültürün oluşumu ile sonuçlanmıştır.

İlerleyen zamanlarda Maykop Kültürü bu bölgede, Kuzey Kafkas Kültürü’nün ve yerel farklılıkları da kapsayan tek bir tarihin gelişimine temel oluşturmuştur. Böylesine büyük çapta kaydedilen gelişme, Kafkas Bozkırlarındaki büyükbaş yetiştirici kabilelerin, yer altı mezarı ve kereste çerçeve taşıyıcılarının kitlesel yayılımıyla yakından alakalıdır. M.Ö. 2.Milenyum’un sonunda, Bronz Çağı’nın açıklandığı dönemde, Kuzey Kafkasya en geniş metal üretim merkezlerinden biriydi. Bronz parçacıklarından yapılan göz alıcı sanat eserleriyle ünlü Kuban Kültürü’nün asıl çıkış noktası Kafkas Sıra Dağları’nın meyilli etekleri ve bu eteklerin kuzey bölümleridir. Metal araç-gereç ve silahlarda pek çok değişik yerel çeşitliliğin arasında, Kuban Kabilelerinin Transkafkasya ve Yakın Doğu ülkeleriyle samimi kültürel ve ekonomik temaslarını kanıtlayan “Transkafkasya ve Yakın Doğu Modelleri” hiç zorluk çekilmeden ayırt edilebilir. Bozkırın o uzun zorlu yolları boyunca Kuzey Kafkasya sanatçılarının ortaya çıkardığı işler, Kafkas Dağları’nın sınırlarını aşarak uzaklara kadar ulaşmıştır.
Bronz Çağı’nın sonlarına doğru, bronz işlemeciliğinde gelinen nokta demirden araç-gereç ve silah yapımı için gerekli demir işlemeciliğini kolaylaştırmıştır. Doğu Avrupa’da M.Ö. 8.yüzyıl, Rusya ve Ukrayna’nın güney Avrupa kısımlarındaki ilk devlet oluşumlarını ve güçlü kabile birliklerinin yerleşme alanlarını eski çağın ilkel ilişkilerinden tamamen ayrı tutan çok önemli tarihsel bir sınır çizgisi olmuştur. Pek çok bozkır insanı göçebelikle sağladığı ekonomik yaşantısını değiştirmiş, geniş çapta göçler ve uzun mesafeli yolculuklar başlamıştır. Bozkırın o dağınık olma özelliğinin dışında sınırsız uzantısı birleştirici bir özelliğe dönüşmüştür. İlk defa savaşçı kabileler Kimmerler ve İskitler, dünya tarih arenasında belirmişlerdir. Onların güçlü etkileri, tüm Yakın Doğu medeni dünyasını sarsıntıya uğratmıştır. Kafkasya’nın kuzey düzlüğü, göçmen savaşçı birliklerin zengin güneye yağmalama yolculukları yapmaları için iyi bir geçiş alanı olmuştur. Tarihçiler, İskitlerin Kafkasya üzerinden Yakın Doğu ülkelerine yaptıkları yağmalama seferleri için dört rota belirlerler. Bunlar arasında Meot-Kolkis yolu, Mamison geçidi ile Derbent ve Daryal çıkışları vardır. En son söylenen asıl rota olarak bilinmektedir. Tam burada, M.Ö. 7.yüzyıl’ın ikinci yarısına rastlayan tarihlerde, Orta Kafkasya’nın bozkır bölgelerinde Kuzey Kafkasya’daki İskit Kültürü’nün antik arkeolojik yapıtları bulunmuştur. Kuzey-Batı Kafkasya’da Meot öncesi kabileleri, ilk olarak Kimmerler ve sonrasında da İskitler ile yakın ilişkiler kurmuşlardır. Şüphesiz Meot öncesi dönem nüfusundan bireysel grupların Yakın-Doğu seferlerine katılmaları Kuban Bozkırı’na savaş ganimeti getirmiştir. Bu sadece M.Ö. 7-8.yüzyıllarda Kimmerler ve İskitler gibi Meot öncesi dönem silah ve koşum takımlarının bulunmasıyla değil aynı zamanda Urartu ve Asyalı sanatçıların yapmış oldukları çalışmaların da bulunmasıyla kanıtlanmaktadır.

M.Ö. 6.yüzyılda Kuzey-Batı Kafkasya’da iki farklı etnik kültür birikiminin- Farsça konuşan göçebe İskitler ve yerel dümen yeleleri ile sığır yetiştiricileri- etkileşimi sonucunda eşsiz sanatsal geleneklere sahip Meot Kültürü oluşmuştur. Bu kültürün taşıyıcıları, Azak Denizi’nin kuzey sahil bölgeleri, Kuban ve Trans-Kuban Bozkırlarını da kapsayan geniş alanları işgal eden yazılı antik kaynaklardan öğrenildiği kadarıyla Meot Kabilelerinden Dandar, Kerket, Sindi, Psesi ve Thatei’dir. Kuzey Karadeniz sahil bölgelerinin antik merkezleri ile yakın ticari ve politik temaslar kurulmuş, özellikle Boğaziçi Krallığı zamanında kültürel ve ekonomik bağlar kuvvetlendirilerek şekillendirilmiştir.(M.Ö. 5.Y.Y.) Zengin cenaze alanlarında bulunan pek çok antik ithal mallar ve mezhep tapınakları bunu kanıtlamaktadır.

_________________
Resim
 
M.Ö. 4.yüzyıl’da Farsça konuşan yeni bir göçebe dalgası, Avrasya Bozkırları’na yayılmıştır. Don Deltası, Trans-Don ve Volga’ya kadar olan bölgede yaşayan Sarmatyanlar, Ural Bölgesinden benzer kabilelerin teşvikiyle birleşmiş ve güçlü bir kabile birliği oluşturmuşlardır. 2. ve 3.yüzyıllarda güneyde Kafkasya’nın bozkır kısımlarını ve Kafkas Sıra Dağları’nın eteklerine kadar olan yerleri, batıda ise Dyneper ve Don arasındaki Kuzey Karadeniz sahil bölgesinin bozkırlarını işgal etmişlerdir. Sarmatyanların geniş alanlara yerleşmeleri Sarmatyan Kültürü’nün yayılması ve en önemlisi yerel nüfusun Sarmatyanlaştırılması ile sonuçlanmıştır. M.Ö. 1 yüzyılda Avrupa’da güçlü bir politik güç olarak bilinen en büyük kabile birliklerinden Aorsi ve Siraci, Boğaziçi’nin Roma ve Pontus ile ilişkilerine engel olan iç savaşlarda yer almışlardır. M.S. 1 yüzyılda Kuzey Kafkasya ve Don bölgelerinde, çoğunluğunu Sarmatyan Kabilelerinin oluşturduğu Alani isminde yeni büyük bir göçebe birlik belirmiştir. M.S. 4.yüzyıla kadar Kafkasya düzlüğünün esas nüfusunu onlar oluşturmuşlardır. Düşman komşuların şiddetli saldırıları altındaki yerleşik nüfus, yerel kültür özelliklerinin devam ettiği dağlara ve yamaçlara doğru gitmeye mecbur bırakılmışlardır. Hun istilaları ile bağlantılı olarak M.S. 4 yüzyılın sonunda gelişen şiddetli olaylar Sarmatyan egemenliğine son vermiştir. Bu olay, Avrupa tarihinde yeni bir sayfa açan “Büyük Göç” devrinin de başlangıcıdır. Asya derinliklerinden sel gibi akıtılan sayısız Türk kabilesi ve insanı, Kuzey Kafkas nüfusunun etnik oluşumunda, daha sonra bu bölgede yer alacak kültürel ve etnik sürece de yansıyacak olan gözle görülür pek çok değişiklikler getirmişlerdir. Orta Çağ’ın başlangıcı, Kuzey Kafkasya için karışıklıklarla doludur. Hazarlar, Hazar Denizi’nin Kuzey-Doğu sahil bölgesinde güçlerini artırmış, Orta Kafkasya İran-Bizans savaşlarında bağımsız güç olarak dünya arenasına tekrar çıkan Alanlar’ın egemenliğine geçmiş, Kuzey-Doğu Kuban bozkırlarında Bulgarlar “Büyük Bulgarya” Krallığı’nı yaratmış ve eski Adıge-Zihi kabileleri Kuzey Karadeniz sahil bölgesinde birleşmişlerdi. Hazar Hanlığı’nın oluşumu, Kuzey Kafkasya Toplulukları’nın sosyal ve ekonomik alanda yeniden yapılanmaları için güçlü bir etki yaratmıştır. Ortak sınırlar, Hazar hanlarının merkezileştirilmiş politikaları, özünde Alan-Bulgar olan Hazar Kültürü’nün başarı ile gelişmesini sağlamıştır. Asya ve Avrupa’yı bağlayan muhteşem İpek Yolu, Kuzey Kafkasya’nın uluslar arası ticaret ve ekonomide ortaklıklar kurmasını kolaylaştırmış ve yeni kültürel, ideolojik düşüncelerin şampiyonu yapmıştır. İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilik Hazarya nüfusunun geleneksel pagan anlayışına önemli değişiklikler getirmiştir. Kuzey Kafkasya’nın politik ve ekonomik durumundaki derin değişiklikler Hanlığın çöküşünden sonra gerçekleşmiştir. Moğol öncesi dönem, ortaçağ kültürünün altın çağı olan Kafkas Kültürü’nün oluşumu için final dönemidir. Bu dönem, bölgenin pek çok genel ve özel özellikleriyle birlikte oluşturduğu genel imajının şekillendiği dönemdir. Madencilik, maden işlemeciliği, çömlekçilik ve mücevher zanaatı, ev yapımı ve tarımcılık Kafkas Milletine ait asıl alanlardır. Tatar-Moğol istilası, ekonomik temeli yıkılarak Kuzey Kafkasya eyaletleri ve insanının gelişimini uzunca bir süre sekteye uğratmıştır. Altınordu hanlarının acımasız yok edici baskınları ve daha sonrasında Timur’un seferleri, Kuzey Kafkasya bölgesinde büyük çapta yıkımla sonuçlanmış ve 13.yüzyılın başında oluşan etnik sınırlar değişikliğe uğramıştır. Bu süreç özellikle Kuzey-Doğu ve Orta Kafkasya’da Adıgelerin Alan birliklerini bozguna uğrattıkları ve Alan nüfusunu çıkardıkları ve daha sonra da güneydoğu içlerine doğru hareket ederek sırasıyla bugünkü Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes topraklarını işgal ettikleri yerlerde görülmektedir. Bu dönem, Meotlardaki zengin bulgulara dayanarak “Beloreçerkesya” ismi verilen ortaçağ Adıge Kültürü için altın bir çağdır. Çeşitli silah parçaları, mücevher ve kemer setleri, gümüş fıçılar ve Vedenik camı bu kültürün refahı ve zenginliğini Batı ve Doğu dünyalarıyla olan kültürel ve ticari ilişkilerinin genişliğini göstermektedir.

Bu makale 5 Milenyum süresince Kuzey Kafkasya tarihsel süreçlerine kısa bir bakış getirmektedir. Meotlar, gömülü zeminler, antik alanlar ve şehirler, tapınaklar ve Kuzey Kafkas insanının tarihine dair pek çok kültürel yapıtın araştırılmasıyla bunlara açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Özel bir bilim dalı olarak Kafkasoloji oluşturulmuş, çok ciltli önemli çalışmalar yayımlanmıştır. Ancak her yıl yeni materyaller belirmekte ve böylelikle bilim adamları onları gözden geçirmekte, doğrulamakta ve bilimsel çalışmalarını genişletmektedir. Kuzey Kafkasya’nın zengin toprakları günümüzde de pek çok gizeme sahiptir ancak geçen zaman bu gizemlerin ortaya çıkması ve açıklık kazanmasına imkan sağlamaktadır. Tarlalar açmak, sulama çalışmaları, su hatları ve depo çalışmaları pek çok ortaçağ antik eserinin yok olmasına sebebiyet vermiştir. Bu da, geniş çaplı koruma ve aktif alanlardaki eserlerin muhafaza edilmesini birincil derecede öneme sahip bir konuma getirmektedir. Moskova Saint-Petersburg, Krasnodar Bölgesi, Stavropol, Adıge, Dağıstan, Osetya, Karaçay Çerkes, Kabardey-Balkar, İnguşetya ve Çeçen Cumhuriyetlerinin arkeologları son dönemlerde tarihsel ve kültürel anlamda zengin olan bu bölgenin kültürel mirasını koruma altına almak için arkası kesilmeyen bir mücadele içerisine girmişlerdir. Ayrıca bu, 1981’de Ph.D Leskov A.M. öncülüğünde kurulan Devlet Oryantal Sanat Müzesi Kafkas Arkeoloji Heyeti’nin gerçekleştirmeyi hedefledikleri amaçları arasındadır. 17 alandaki dönemlik kazılar, Orta ve Kuzey-Batı Kafkasya Orta Çağ tarihinin nüfusunun ve zengin antik materyallerin bulunmasını sağlamıştır. Bu buluntular oryantal ve antik sanatın gerçek örnekleri olan yerel sanatçılar tarafından yapılan eşsiz eserleri içermektedir. Bu eserler Karaçay-Çerkes ve Stavropol Bölgesinde Dr. Flerov V.S. ve Ph.D. Kozenkova V.I. önderliğindeki Rus Bilim Akademisi Arkeoloji Enstitüsü Heyetinin kazılarında bulunan ilginç buluntuların da eklendiği Devlet Oryantal Sanat Müzesi Arkeoloji Koleksiyonu’nun asıl eserlerini oluşturmaktadırlar.

_________________
Resim
 


-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 17:51
3000 KİMMERLERİN (ÇERKESLERİN İLK ATALARI)TARİH SAHNESİNDE GÖRÜNMELERİ

VII.YY KLASİK ESKİ ÇAĞDA ADI PAGRY OLAN BUGÜNKÜ GAGRA KENTİNİN GREKLER TARAFINDAN KURULMASI.

V.YY ADİGELERİN ATALARI OLAN SİND’LERİN GORGİPPA KENTİ BAŞKENT OLMAK ÜZERE CİTE DEVLET KURMALARI.

IV.XIV.YY ADİGELERDE FEODALİZMİN TEDRİCEN OLUŞMASI SÜRECİ.

IV.YY HRİSTİYAN DİNİNİN KAFKASYA’DA YAYILMAYA BAŞLAMASI.

374 ÇERKESLERİN BARBAR HUN SALDIRILARINA UĞRAMALARI VE KUZEY KAFKASYA’NIN YAKILIP YIKILMASI.

V.YY “ADİGE” ADININ İLK DEFA ORTAYA ÇIKMASI VE KULLANILMAYA BAŞLANMASI.

VI.YY ABHAZYA’NIN BİZANS2A BAĞLANMASI.

VIII.YY ABHAZ KRALLIĞININ KURULMASI.

746 II. ANSABADZE LEWAN’İN ABHAZ-GÜRCÜ KRALLIĞINI KURMASI.

780 ABHAZ LİDERİ II.TATAS’IN BİZANS ‘TAN AYRILARAK ABHAZ KRALLIĞINI YENİDEN KURMASI.

IX.YY ABHAZ KRALLIĞININ LAZ KRALLIĞINI İÇİNE ALACAK ŞEKİLDE GENİŞLEMESİ.

X YY. TEK DİL KONUŞAN ADİGE HALKININ OLUŞMASI.

XIII-XV YY KATOLİK MEZHEBİNİN KAFKASYA’YA YAYILMASI.

25 MART 1382 MISIR’DA ÇERKES KÖLEMEN DEVLETİNİN KURULUŞU.

1396 TİMUR’UN KAFKASYA’YI TAMAMEN YAKIP YIKMASI.

31 AĞUSTOS 1561 KABERDEY PRENSİ TEMİYRUKO’NUN KIZI GOŞENAY’IN ÇAR
IV.IVAN İLE POLİTİK EVLİLİK YAPMASI.

XVIII YY ABHAZYA’NIN ÜÇE BÖLÜNMESİ.ABHAZYA’DA İÇ SAVAŞIN BAŞLAMASI

1725-1728 ABHAZLARIN OSMANLI EGEMENLİĞİNE KARŞI AYAKLANMALARI.

1778 OSMANLI İMP. KIYI ADİGELERİNE İLGİ DUYMAYA BAŞLAMASI.

EYLÜL 1839 ÜÇ VATAN HAİNİNİN ÖLÜM CEZASI İLE CEZALANDIRILMASI.

1842 ŞEYH ŞAMİL’İN İLK KEZ NAİBİ HACI MEHMET’İ ABEDZECH’LERE GÖNDERMESİ.

1 OCAK 1851 NALÇİK’DE İLK KEZ ÇERKES OKULUNUN AÇILMASI.

1860-1861 KABERDEY NÜFUSUNUN 1/8’İNİN OSMANLI TOPRAKLARINA GİTMESİ.

ŞUBAT 1864 TRABZON’A GİDEN ÇERKES GÖÇMENLERİN SAYISI 10.000’İ BULUR.BUNLARIN 3000’İ ÖLÜR.

MART 1864 SUBES NEHRİNDE 100’E YAKIN SAVAŞÇI TESLİM OLMALARINA RAĞMEN ÖLDÜRÜLÜR.

MAYIS 1864 ÇERKESLERDEN BOŞALAN YERLERE AZOF’TAN GETİRİLEN KAZAKLARIN YERLEŞTİRİLMESİ.

HAZİRAN 35.000 ÇERKESİN AVRUPA’YA GETİRİLMESİ.

AĞUSTOS OSMANLI TOPRAKLARINA GÖÇ EDEN ADİGELERİN SAYISI 400.000’E ULAŞMASI

EYLÜL SAMSUN’A ÇIKAN ADİGELERDEN YAŞAYANLARIN SAYISI 60.000 ÖLÜLER İSE 70.000.

31 TEMMUZ KÖLE ALIM SATIMININ ÇAR TARAFINDAN YASAKLANMASI.

8 AĞUUSTOS 1864 ADİGE FEODAL BEYLERİNİN KÖLELERİ SERBEST BIRAKMALARI.

1870 ABHAZYA’DA ÇARIN EMRİ İLE KÖLELİĞİN RESMEN KALKMASI.

27 ŞUBAT 1917 RUS ÇARLIĞININ ÇÖKÜŞÜVE ÇAR II.NİKOLA’NIN TAHTTAN

İNDİRİLMESİ.

MAYIS 1917 DAĞLI HAKLARI BİRLİĞİ MERKEZ YÜRÜTME KURULUNUN SEÇİLMESİ.

1918 İSTANBUL’DA “ÇERKES KADINLARI TEAVUN CEMİYETİ”NİN KURULMASI.

11 MAYIS 1918 KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİNİN KURULMASI.

1 NİSAN 1923 İLK ADİGEY ÖZERK BÖLGESİ ANAYASASININ HAZIRLANMASI


-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 17:53
1578-1579daki Özdemir Oğlu Osman Paşanın Kafkasya seferinden sonra uzun müddet, Osmanlı Devleti Kafkasya ile fazla ilgilenmedi(1). Ancak 1774den sonra Rusyanın Kırımı ele geçirmek istediği anlaşılınca Kafkasya ile daha yakından ilgilenme ihtiyacı hissedildi. Çünkü burası Rusyanın güneye doğru inmesini engelleyebilecek tabii bir set gibi idi. Bu bölgedeki Osmanlı nüfuzunu kurmak veya güçlendirmek için, devleti temsilen Ferah Ali Paşa Anapaya gönderildi ve oradaki kalenin inşası görevi ona verildi. Anapa muhafızı olarak Ferah Ali Paşadan beklenen Çerkes kabileleri ile ilişki kurarak onları Osmanlı Devletinin nüfuzu altına sokmak idi(2). Kafkasyada, Dağıstan öteden beri siyasi olmaktan çok dini ve manevi bakımlardan Osmanlı Devleti ile sıkı ilişkilere sahip idi. Buradaki halkın büyük kısmı sünni idi ve İslamiyet ve halifeliğe bağlılıkları kuvvetli idi. Rusyanın ve Şii İranın tehdidi altında kaldıkları zaman Dağıstanlılar Osmanlı Devletinden yardım isterlerdi(3). Fakat yine de Dağıstanda Osmanlı Devleti XVI. yüzyılın sonlarından itibaren Rusya da Doğu Kafkasyaya (hatta genel olarak Kafkasyaya) doğru nüfuzunu ilerletmeye çalışınca üç devlet arasında rekabet baş gösterdi. Ancak İranın yerini XIX.yüzyılın başlarında Müridizm aldı. Bu tarikat da bu bölgedeki gücünü arttırmaya çalıştı ve bütün devletlerden bağımsız kalmaya ağırlık verdi.

Ancak Osmanlı Devletinin Batı Kafkasyadaki nüfuzu daha da zayıf idi. Osmanlı Devleti hiçbir zaman bu bölgeyi doğrudan, doğruya hakimiyeti altına almaya çalışmamıştır(4).

Bilhassa dağlardaki kabileler üzerinde ciddi bir tesiri yok gibi görünmektedir. Kuban boylarında ve ovada oturan kabileler ile ilişki kurma ve sürdürme görevi Kırım Hanlığına bırakılmıştir(5). İslamiyetin dahi Kuban Çerkesleri arasında yayılmasında yine Kırım Hanlığının en önemli rolü oynadığı ileri sürülmektedir(6). Ancak onların İslamiyete girişlerinde en önemli katkıda bulunanın Ferah Ali Paşa olduğunu Mehmed Haşim Efendi ve ondan naklen A.Cevdet Paşa(7) ile Lettresin yazarı(8) ileri sürmüşlerdir. Böylece Çerkeslerin Osmanlı Devleti ile fazla ilişkilerinin

olmayışı (Osmanlı İmparatorluğundaki Çerkes asıllılar hariç), İslamiyetin geçmişinin burada oldukça yakın oluşu ve dolayısıyla halifenin otoritesini henüz ciddi olarak kabul etmeyişleri ve bin yıllardan beri özgürce yaşamaya alışkın olmalarından dolayı olmalı, bu bölgede Osmanlı Devletinin etkisi fazla değildi. Bu durumda Dağıstan Osmanlı Devletine manen daha fazla bağlı olup bu nedenle Ruslara karşı ağırlıkla Osmanlı Devletinden yardım istemekle yetinmişlerdir. En azından başka devletlerden de yardım istediklerine dair bilgimiz yoktur. Halbuki Çerkesler Ruslara karşı Osmanlı Devletinin yardımı yanında İngiltere ve Fransadan da yardım sağlamaya çalışmışlardır. Zaten bu ülkelerin ilgileri de anlayabildiğimiz kadarıyla Doğu Kafkasyadan çok Batı Kafkasyaya (bilhassa Çerkezistana) dönük olmuş ve Çerkesleri Rusyanın güneye inmesini engelleyen bir kalkan olarak gören İngiliz politikası, bunlarla daha çok ilişki kurmuştur.

Ferah Ali Paşa Anapayı karargah olarak tutup, Çerkesler ve Abhaz-Abazalar arasında Müslümanlığı yaymak ve Osmanlı Devletinin manevi nüfuzunu kurmaya çalışmakla görevli idi. Önce dinsel bağlar kurulacak, daha sonra da siyasi ve askeri bağlar kurulmasına çalışacaktı. Kendisi de Çerkes olan Ferah Ali Paşanın akıllıca davranışları sayesinde onun burada görev yaptığı yıllarda (1780-1785) hem kendisini hem de devletini Çerkeslere saydırtmasını bilmiştir. Özellikle Kuban Çerkesleri arasında Osmanlı Devletinin etkisi onun sayesinde arttı. Her ne kadar ondan sonra (1785den sonra) Anapa Muhafızlığına gönderilenler genel olarak onun kadar, başarılı olamamışlarsa da Çerkesler ile Osmanlı Devleti arasındaki manevi ve siyasi bağlar kuvvetlenmiştir. Ancak bir Kabardayları bundan hariç tutmak lazımdır. Çünkü bu kabile öteden beri Rusya ile iyi ilişkiler içerisinde idi(9).

XVIII. Yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti Rusya ile giriştiği savaşlarda Kafkasyalıları da dahil etmek istiyor ve her defasında onları Ruslara karşı tahrik etmeye çalışıyordu. Aslında aynı tarihler Rusyanın Kafkasyaya doğru yayılmaya (ve hatta Kafkasyayı ele geçirmek amacıyla) harekete geçtiği tarihlerdi (bilhassa 1790lardan başlayarak). Bu nedenle Kafkasyalılar (bilhassa da Çerkesler) zaten Ruslarla sık sık çatışmakta idiler. Bu nedenle Rusyaya karşı sürekli bir işbirliği iki tarafında çıkarınaydı. Ancak Osmanlı Devleti, Rusya ile savaş sona erip barış antlaşmasını imzaladıktan sonra kenara çekiliyor ve Ruslar ile Kafkasyalıları karşı, karşıya bırakıyordu. 1787-1792, 1806-1812 ve 1827-1829 Osmanlı-Rus savaşlarında bilhassa Çerkeslerde Ruslara karşı çarpışmalara katılarak Osmanlıları desteklemişlerdi. Ancak bu savaşlar sona erdikten sonra dahi Rusların Kafkasyadaki harekatları durmadığı ve oradaki savaş sürdüğü halde Osmanlı Devletinin kendilerini desteklemeyişinden dolayı gittikçe hayal kırıklığına uğrayan ve soğuyan Çerkesler Osmanlı Devletine karşı olan güvenlerini büyük ölçüde kaybetmişlerdi. Bunun etkileri Kırım Savaşı sırasında Çerkeslerin seyirci kalmalarında görülebilir.

Ancak burada Osmanlı Devletinin (bilhassa XIX.yy.da) Rusyaya karşı gittikçe zayıfladığını ve her savaş da büyük kayıplara uğramak durumuna düştüğünü ve bunlardan kurtulmak için de olabildiğince Rusya ile iyi geçinmenin gerekli olduğu anlayışına varıldığını dikkate almak gerekir. Genellikle Osmanlı devlet adamları Rusyayı (zaten genellikle aramakta olduğu) savaşa, tahrik etmemek için çok dikkatli davranmaya çalışıyorlardı. Kafkasyalıları desteklemek Rusyaya savaş açma fırsatı vermek demek olurdu. Bu nedenle çıkarları Kafkasyalıları Rusyaya karşı desteklemekte olmasına rağmen, devletin içinde bulunduğu durum buna elverişli değildi(10).

1829daki Edirne Antlaşması ile Osmanlı Devleti Kafkasya ve Gürcistan üzerindeki her türlü hükümranlık haklarını Rusyaya terk etmişti(11). Ancak Kafkasyalılar bu antlaşmayı kabul etmediklerinden Rusların zorlukları ortadan kalkmış olmadı. Ama hiç olmazsa Osmanlı Devletinin her türlü hukuki bağlarını koparmakla bu bölgeyi kendi başına bırakmış oluyordu. Böylece Osmanlılar bu bölgeye müdahale etme ve Kafkasyalılara yardım etmek için hukuken bir hakka sahip olmaktan çıkmışlardı.

Buna rağmen Osmanlılar ile Ruslar arasında savaş çıktığında yine de Kafkasyalılar Rusyaya karşı mücadeleye çağırılıyorlardı. Mesela Kırım Savaşı patlak verdiğinde bu şekilde Kafkasyaya (ve Şeyh Şamile) fermanlar gönderilmişti(12) Aynı şekilde Rusya ile "93 Harbi" başlayınca aynı yolda ferman ve fetvalarla savaşa davet edilmişlerdi(13).

Halbuki her iki savaş sona erdikten sonra Rusya ile mesele çıkartmamak düşüncesiyle Kafkasya ile ilişki yeniden kesildi. Hatta Osmanlı İmparatorluğundaki Rusyanın düşmanı bazı Polonyalıların ve Kafkasya asıllı şahısların özel gayretleri Kafkasyaya yardım etmeleri ve malzeme göndermelerinin dahi önüne geçilmeye çalışılıyordu(14). Ancak görüldüğü gibi pek çok devlet adamı (ki aralarında bir çok Kafkasya asıllı da vardı) aslında Kafkasyanın Rusyaya karşı mücadelesine derin bir sempati besliyordu. Hatta oraya yardım edilmesine dahi taraftar idi. Genel olarak Osmanlı Devleti ve kamuoyu Kafkasyaya yakın duygularla dolu olmakla beraber Rusyayla savaşa yol açmaktan kaçınma zorunluluğu yüzünden pek bir şey yapılmıyordu. Ancak yine de az da olsa şahısların gayretleri ile Kafkasyaya yardım sağlanabilmiş olmalıdır.

1- Gökçe: s.114, 248. Berkok: s.371. Her ne kadar 1569daki Astarhan seferinin bir amacı da Kafkasyaya doğru olan Rus ilerlemesine engel olmak gibi görünüyorsa da bu sefer başarısızlığa uğrayınca bu amaca ulaşılamadı (A. Nimet Kurat: Türkiye ve Idil Boyu.Ank. 1966,8.103)
2- Gökçe: s.39. Berkok: s.320-321. A. Cevdet Paşa: Tarih, C:3, s.161-165.
3- Gökçe: s.248-249. Berkok: s. yuk. yerde.
4- Kırzıoğlu (Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, 1451-1590, Ank. 1976) 1451 de birinci defa (s.4), 1454 de ikinci defa (s.6) Sohumun Osmanlılar tarafından zaptedildiğini ve Kuban Çerkeslerinin Taman Beylerbeyliğine bağlandığını söylüyor (s.65-81). Ancak Sohumun zaptı geçici olduğu gibi, ikinci tedbir de herhalde kağıt üzerinde kalmıştır.
5- Kuban Ovası Kırım Hanlığının dahilinde idi. Ancak dağlık kesim üzerinde hanlığın herhangi bir hakimiyetinin söz konusu olmadığı anlaşılıyor. Aslında bir çok defa Kırımlılar ile Çerkesler arasında (herhalde Kubandakiler değil) bir çok savaş olmuştur. Ancak Kuban Ovasındakiler ile hanlık arasında özel bir ilişki vardı. Kırımdan şehzadeler çok küçükken Kuban Çerkeslerine gönderiliyor, onlar da onları yetiştirip, eğitip geri gönderiyorlardı. Böylece bir nevi akrabalık bağları dahi kurulmuştu (Bu konu için bakz. A. Cevdet Paşa: Kınm ve Kafkas Tarihçesi, İst. 1307, s.6-8 ve Gökçe: s.40-41). Cevdet Paşanın "Tarih"inde (C:3, s.161) "...Çerkezistan iki üç yüz yıldan berü egerçü Devlet-i Aliye yeddinde idi. Lakin Kırımın mülhakatından olanmağla ne Devlet-i Aliye Çerkeslerin halini bilür ve ne de onlar doğrudan, doğruya Devlet-i Aliyeyi tanur idi..." diyor. Yine Cevdet Paşa (on birinci tezkirede) "...el-hasıl Cebel-i Kafkas ahalisinin ekseri Ehl-i İslam ve Sünni olmak hasebiyle selatin-i Osmaniyenin makam-ı hilafetlerini itiraf ile ihtiram ede gelmişlerdir. Fakat bu dağın ahalisi bir tarafın hükümet-i maddiyesini kabul etmeyüb ötedenberü istiklal ve serbesti üzere kalmışlardır..." A. Nimet kuratda (herhalde VIV.yy için söylüyor) "...Kuzey Kafkaslarda Çerkes uruğları arasındaki Osm. hakimiyetinin ancak sözden ibaret kaldığı gözönünde tutulursa..." (Türkiye ve İdil Boyu, s.54-56, 74) diyor. Aynı husus için bakz. M. Bala: Çerkesler, İslam Ans. C:3, s.379.
6- A.V. Minorsky: Kuban, İslam Ans. C:6, s.928 de kesin bir ifade ile Kırım Hanlığının Çerkeslerin islamlaştırılmasını 1717 de tamamladığını belirtiyor.
7- M. Haşim Efendi, Ferah Ali Paşanın katibi idi. Kitabı: "Ahval-i Abaza ve Çerakise" adını taşır (Topkapı Sarayı, Hazine Kitapları, No:1564 de). Çevdet Paşa: Tarihinde (C:3, s.175-179) Ferah Ali Paşanın Kafkasyadaki faaliyetleri hakkında ondan naklen geniş bilgi veriyor. Ayrıca "Kırım ve Kafkas Tarihçesi"nde (s.49)de bahs ediyor.
8- lettres sur le Caucaseda da (s.122) "...Chez les Tcherkesses, le chariate a ete introduit pour la premiere fois par les pachas turcs dAnapa au commencement dece siecle." diyor. P. 3 de de "Les Kabardiens et le Koumouks introduisirent chez les Tu-hetchenses Lİslamisme, au commencement XVIIIe siecle." demişti.
9- s.7-8e bakz.
10- Bu konularda Gökçenin kitabında da geniş bilgi var.
11- Dördüncü Madde ile...Bakz. Muahedat Mecmuası, İst. 1294-1298, C:IV, s.70-80.
12- Şeyh Şamile gönderilen fermanın nüshası; Cev. Hariciye, 5454 dedir.
13- 3. Bölümde Not:49a bakz.
14- İstanbuidaki Rus elçisinin isteği üzerine, Çerkeslere silah ve mühimmat götürmek üzere hazırlanan bir geminin sağlanması ve techiz edilmesine katıldıkları için iki paşayı sürgüne göndermiş, Polonyalı milliyetçileri de Tırhalaya sürmüştür. Ayrıca Trabzon Valisi ve Diğer ilgili memurlara emirname gönderilerek Kafkasyaya hiç bir silah ve mühimmatın sevk edilmemesi istenmiştir (Bu konulardaki belgeler: ira. Hariciye, 7327 (18 C 1273 tarihli), İra. M.M. 384 (18 Ş 1273 tarihli) ve C. Havadis (9 L 1273 tarihli sayı).
93 Harbinin öncesinde Dağıstandan İstanbula bir heyet Rusyaya karşı ayaklanma ve savaş için "ruhsat" istemiş olduğu halde o zaman Rusya ile barış halinde bulunulduğu için kabul edilmediği bir belgede (İra. Dah. 61133/3. Aslında savaş çıktıkdan sonra Dağıstanlıları Rusyaya karşı ayaklanmaya çağırmak için gönderilecek bir fermana dairdi) belirtilmektedir.
Not: Kafkasyadan Anadoluya Göçler (Bedri Habiçoğlu. Nart Yayıncılık. İst.1993) kitabından alınmıştır.



-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 18:06
İLK ÇAĞLARDAN 1864'e ADİGE HALKININ TOPLUMSAL GELİŞİMİ

Kafdağı Aylık Kültürel Dergi. (Değişik sayılardan derleme)

İçindekiler

1) En İlkel Sosyal Yapılanma

2) Klan ve Kabile Örgütlenmesinin Ortaya Çıkışı

3) Kabile Toplumunun Çözülmesi: Feodalizin Ortaya Çıkışı

4) 19.yüzyılda Adigey’in Sosyal Yapısı

5) Kabilelere Göre Egemen Sınıf Sömürülen Köylü Sınıfı

6) Tlfkotller

7) 18.yüzyıl Başları ve Adige Köylü Hareketleri

Müridizm ve Adige Köylülüğü

9) Sürgün



En İlkel Sosyal Yapılanma

Kafkasya'da ilk insan izlerinin ortaya çıkması çok eski tarihlere dayanır. Üstelik Güney Kafkasya birçok tarihçiye göre insan soyunun ilk ortaya çıktığı dönemlere dek uzanır. Ancak Kafkasya'da insanın varlığı, özellikle Kuzey Kafkasya'da ki varlığı, buzul dönemleriyle kesintiye uğrar. Kesintisiz oluşumu son buzul dönemin bitmesiyle MÖ.12000 yılları dolaylarında başlar. İlk başta ilkel sürüdür insan toplulukları. Yiyecek toplayıcılık ve avcılık sürünün bütün üyelerinin katılmasını gerektiren işlerdir. Yiyecek toplama işleri açısından erkeklerle dişiler arasında bir ayrım yoktur.Yiyecek toplayıcılık avcılık ile yaşayan ilkel sürü mutlak olarak anaerkil ve endogamiktir.



Klan ve Kabile Örgütlenmesinin Ortaya Çıkışı

Üretim araçları geliştikçe ve üretimdeki kazanımlar arttıkça ilkel sürü daha gelişmiş bir sosyal ve ekonomik örgütlenmeye bırakacaktır kendini. Bu klan örgütlenmesidir. Adigelerde "tlako" klanın karşılığıdır. Klanlar egzogamiktir, yani klan (tlako) içi evlenme yasaktır. İlkel-komünal döneme ilişkin bu özellik, bir üst yapı kalıntısı olarak günümüzde de aramızda sürer.

Kabile sisteminin en alt birimi olan klanın başlıca özellikleri şunlardır:



Klan totemiktir:

Totemizm kabile toplumunun alt aşamalarına özgü büyüsel-dini sistemdir. Kabile toplumu geliştikçe totemizm biçimsel ve soyut bir durum aldı. Adigeler'de hayvan adlı soyadları totemizmin üst yapı kalıntıları olabilir. Bir çok hayvan adlı ya da hayvan önekli tlako vardır.



Klan egzogamiktir:

Klan içi evlilik yasaktır. Kabile örgütlenmesi klan (tlako) içi evliliğin yasak olduğu kan bağına dayalıdır. Kanbağı ise özellikle başlangıçta ana tarafından belirlenmektedir. Kabile topluluğuna geçişte anaerkillik bir süre devam eder. Kafkasya'lı Kimmerler ovalarda yaşadıklarından çoban kabile toplulukları ve MÖ. 8. yy. da kabile içinde ileri bir aşama olan ataerkilliğe geçmişlerdir.Eğer doğa koşulları tarımı, özellikle bahçe tarımı ve çapa tarımını gerektiriyorsa, kadının üretimdeki ağırlığı uzun bir süre daha devam edecaktir. Kimmerler ataerkilliği yaşarken, aynı federasyon içinde olan ve bugünkü Adigelerin ataları olan Meotlar anaerkil idi. Sınıfsız Adige toplumunun yaşamını yansıtan Nartlar'da Setenay Guaşe'nin ağırlığı anaerkil toplum yapısının göstergesidir. İlkel kabile toplumunda mülkiyet kollektifdir:Çok gerilerde kabile sisteminin alt aşamalarında, topluluğun yaşaması için mutlaka herkesin çalışması gerekirken, artık çalışamayacak durumda olan yaşlılar ölüme terk ediliyorlardı. Destana göre Nartlar yaşlananları öldürürler ve kan gütme geleneğini sertçe sürdürürlerdi. Daha sonra av alanları, iklim değişiklikleri, vb... hakkındaki deneyimleri onları geleneksel bilginin doğal depoları durumuna getirdiğinde, yaşlılar ekonomik bir değer kazandılar, yaşamalarına ve üretimden pay almalarına izin verildi. Kafkasya'da Adigeler 15-16. yy.'lara kadar, bazı dağlı Kafkas halklarıda 19. yy'ın başlarına kadar kabile yapısını korumuşlardır. 19. yy'da Çeçenlerin toprak paylaşımları, kabile toplumunun kollektif mülkiyeti için iyi bir örnektir. Adigelerin "çıpkhe" dediği işaretler tlakonun ortak mülkiyetini belirleyen işaretler olsa gerek.



Kabile toplumu demokratiktir:

Sınıfsız Adige toplumuna ilişkin yiğitlik efsaneleri

Nartların sosyal yapısı Adige kabile toplumu yapısına ışık tutmaktadır. Nartlar'da ayağına çarık geçirebilen herkes Khase'ye katılabilmektedir. Sefere ve savaş işlerine karar veren, kabileye alınacak kişileri, ordu yöneticisi (Dzepş) ile başkanı seçecek ya da görevden uzaklaştıracak olan, başka bir soy ile birleşmeye birlikte savaşmaya, yakınlık kurmaya ve toprağında yerleştirmeye karar veren Khase'dir.



Kabile Toplumunun Çözülmesi: Feodalizmin Ortaya Çıkışı

Ovalar üretimin ve üretim araçlarının gelişmesine daha uygundur. Ancak Kafkasyalılar, İskitlerin, Sarmatların, Moğolların ve daha sonra Çarlık Rusyası’nın baskısıyla derin vadilere sıkışmışlar ve toplumsal organizasyonlarını geliştirememişlerdir. Adigeler'in 15. yy.'a dek kurabildikleri en güçlü politik birlikler, bir devlet taslağı olan kabileler federasyonudur. Adigeler MÖ. 8. yy. dolaylarında ki Meotlar'dan, MS. 15. yy.'a kadar kabileler federasyonu biçiminde organize olduklarından, geniş bir alana yayılmış olmalarına karşın ortak bir kültür ve politik gelişim çizgisi gösteriyorlardı. Kabile toplumunun çözülmesi, toplumun toplam üretiminin, toplumun gerekli tüketiminden fazla olmasıyla ortaya çıkar.

15. yy.'da Adigey'de 19. yy.'da Çeçenya'da görülen durum budur. Ancak kabilenin çöküşünü getiren koşullar yalnız doğal durumlarda üretimin artmasıyla olmamıştır. Tesadüfi çatışmalar Adigelerin "zek'ue" dediği yağma akınlarına dönüşür. Ele geçirilen ganimet Zek'ue grubunun elemanları arasında paylaşılır. Ancak bu bölüşüm eşit olarak yapılmadan önce, grup şefi küçük de olsa bir pay alır. Giderek bu yağma ve çapul akınları savaş şefleri (Dzepş) etrafında az çok istikralı askeri maiyetlerin oluşmasına ve bu şeflerin ve maiyetlerinin, kabilenin ya da klanın diğer elemanlarına göre daha zengin bir duruma gelmelerini sağlar. 1470'lerde Adigey'de bulunan İtalyan seyyah İnteriano, worklerin çalışmayıp yağma ve talanla yaşadıklarını yazar. Bu 15. yy.'da Adigey'de askeri aristokrasinin oluştuğunu ve kabile ilişkilerinin çözülmeye başladığını gösterir. Kadın, çocuklar ve toprak şefleri için özel payların ayrılmasından sonra, yağmacılar arasında kurayla paylaşılır. Bu alternatif, ataerkil köleliğin "wunevut" sınıfının oluşumunun tohumlarını ortaya çıkarır. Feodal toplumda wunevut sınıfı, ataerkil toplumdaki köleliğin kalıntısıdır ve zamanla serfliğe (Pşıtlı) dönüşür. Doğal olarak Adigey'de feodalizm gelişimin tamamlayamadığından bu dönüşüm sürecide yaşanmamıştır. Kafkasya'da son yüzyıllara kadar gelen kollektivist ekonomi, üretim araçlarının gelişmesi, sabanın kullanılması, tarım tekniğinin gelişmesiyle toplumun kendini devam ettirmesi için gerekli olan üretimden fazlası elde edildiğinde çözülmeye başladı. Klan ve kabile savaşları da feodalizmin gelişimine ivme verdi. Feodalizm Adigey'de ve Kabardey'de 15. ve 16. yüzyıllarda, Abhazya'da 18. ve 19. yüzyıllarda, Dağıstan'ın dağlık kesimlerinde 19. yüzyıl başlarında ovalık ve dağlık kesimlerinde daha önce, Çeçenya'da 19. yüzyıl başlarında gelişmeye başladı.



19. Yüzyılda Adigey'in Sosyal Yapısı

Adıgeler eski dönemlerden beri kabileler federasyonu biçiminde örgütlendiklerinde, çok sayıda kabileye bölünmüş olmalarına karşın, ortak bir kültür ve aşağı yukarı ortak politik gelişim çizgisi gösteriyorlardı. Adıgey'de ataerkil klan sistemi 15.-16. yüzyıllarda parçalanmaya ve feodalizm gelişmeye başladı. Ancak feodalizmin tam gelişmesi 19. yy. başlarında henüz tamamlanmamıştı. O sıralarda Adıgelerin yaşamı çoğunlukla doğal ekonomi üzerine kuruluydu. Yani zanaat üretiminin olmadığı, mal mübadelesinin gelişmediği, tarıma dayalı, kendi kendine yeterli kapalı ekonomi üzerine kuruluydu. Kendi aralarındaki ticaret zayıftı. Ticarette para kullanılmazdı. Değiş-tokuş ticareti egemen idi. Bütün kabilelerin sınıfsal yapısı aynı değildi. Feodalizmin gelişmişlik düzeyi her kabilede ayrıydı. Bunu yarı-feodal ve feodal kabileler olarak iki ana bölümde, sınıfları ise; egemen sınıflar, bağımlılar ve tifekotl'ler olarak üç ana bölümde incelemek konuyu daha anlaşılır kılacaktır.



Kabilelere Göre Egemen Sınıf

Yarı-feodal Kabileler:

Coğrafi konumları gereği üretim araçlarını, dolayısıyla üretim ilişkilerini geliştirememiş kabilelerdir. Abzakhlar, Şapsığlar, Natuhaylar ve Vubıhlar yarı-feodal kabilelerdir. Bunlarda Pşi sınıfı yoktur. Egemen sınıfı tlekotleşler ve çeşitli kademe workler oluşturur.



Feodal Kabileler:

Diğer kabilelere oranla nisbeten ovalık kesimde oturan, dolayısıyla üretim araçlarını, üretim ve üretim ilişkilerini geliştirebilmiş kabilelerdir. Bjeduğ, Ç'emguy (Kemirguey), Hatukay, Yecerkoy ve Mehoş'lar feodal kabileleri oluşturur. Bunlarda egemen sınıfı pişler ve çeşitli kademe workler oluşturur.



Sömürülen Köylü Sınıfı

Wuneutlar, pşitliler ve oglardır. Tifekotl'lerin (özgür köylü) feodallere karşı bazı yükümlülükleri olmasına karşın, köylü ayaklanmalarının ve bağımsızlık savaşının temellerini oluşturan bu sınıfın konumu süreç içinde değişmiştir. Wuneut'lar: Hiç bir hakka sahip olmayan kölelerdi. İlk wuneutler komşu kabilelerle yapılan savaşlarda elde edilen kadın ve erkek esirlerdi. Daha sonraki yıllarda, bağımlı köylülerden efendilerine başkaldıranlar ya da borçlanıpda borcunu ödeyemeyen köylüler wuneut yapılmaya başlanmıştır. Feodal üretim tarzında temel üretici pşitli sınıfı idi. Wuneutlar çalıştıkları topraklar üzerinde hiç bir hakka sahip olmadıklarından, üretimin artması için maximum emek harcıyorlardı. Ancak pşitli'ler çalıştıkları topraklarda azda olsa belli haklara sahiptiler. Üretim artışından azda olsa çıkarları vardı. Bu nedenle wuneutlar feodalizm geliştikçe pşıtlı sınıfına alındılar. Ancak bu süreç 1864'de tamamlanmamıştı.



Pşıtlı'ler:

Kısıtlı da olsa mülkiyet ve aile haklarına sahip serflerdir. Bunlar ya kabile savaşlarında topraklarına kendileriyle el konmuş köylüler veya wuneutluktan pşıtlılığa geçenler, ya da yükümlülüklerini yerine getiremeyen, suç işleyen hür köylülerden kaynaklanırdı.



Og'lar:

Serflikle hür köylülük arasında bir sınıfdır. Ogların sömürüsü, ürettikleri ürünün bir kısmına el konarak gerçekleşirdi.



Tlfekotller

Adıgeler arasında en büyük sosyal sınıfı tlfekotller oluşturuyordu. Tlfekotl sınıfı tarımla uğraşan özgür köylü sınıftı. Feodal beylere karşı yükümlülükleri henüz zayıftı. Yarı-feodal kabilelerde tlfekotller, feodal kabilelere kıyasla daha özgürdüler. Feodalizmin gelişme süreci içerisinde tlfekotllerin az bir kısmı varlıklılar sınıfına tırmanmış ve bazı varlıklı ve güçlü tlfekotl ailelerle, feodal beylerin feodal kurumları sağlamlaştırma çabaları ile asiller alınmışlardır. Feodalizmin geliştiği kabilelerde geri kalan çoğunluk tlfekotl yavaş yavaş ataerkil-komünal dönemden kalan haklarını yitirerek feodal bağımlılık altına girmişlerdir. İlk önceleri yükümlülükleri armağan biçiminde idi ve periyodik değildi. Ancak sonraları periyodikleşmeye ve zorunlu olmaya başladı. Adıgey'de köylü reformunun yapıldığı tarihte (1868) rant toplayıcılık tam olarak oturmamıştı. Bu da Adıgey feodalizmini tamamlayamadığını gösterir. Adıgey'de reform öncesi belli başlı üç tip feodal rant vardı; angarya rantı, aynı rant ve çok az miktarda para rantı vardı. En yaygın rant angarya rantı idi. Tlfekotller adetlere göre en fazla üç gün asiller için çalışmak zorunda idi. Anti-feodal mücadelenin, Çarlık Rusyası’na karşı yürütülen anti sömürgeci mücadele ile özdeşleşmesi ve bağımsızlık mücadelesinin temelini tlfekotllerin oluşturması, onların feodal beylere karşı konumunu güçlendirdi. Köylü ayaklanmaları sonucu toplanan halk meclislerinde feodallerin haklarını kısıtlayan kararlar bu direnişin meyvelerinin göstergesi idi.



18.yüzyıl Başları ve 19.yüzyılda Adige Köylü Hareketleri

Çarlık Rusyası’na karşı verilen anti-sömürgeci savaşın ve sömürgecilerle çıkarları gereği uzlaşan feodallere karşı verilen anti-feodal savaşın temel gücünü tlfekotller oluşturuyordu. Adıge feodalleri ile Çarlık Rusyası’nın sömürgeci çıkarlarının özdeşleştiğinin soyut göstergesi Bziyuk Savaşı’ydı. Adıge feodalleri ile buna karşı direnen köylülük Bziyuk nehri vadisinde karşı karşıya geldiler.Feodal beylere, Çarlık Rusyası bir topçu birliği ile destek verdi.(1796) Köylüler askeri yönden savaşı kaybettiler. Ancak savaş sonrası, feodalizmin zayıf olduğu kabilelerde tlfekotller halk meclisini toplayarak kendilerini yönetecek Starşina'larını (Rusca bir sözcük olan Starşina, köy yöneticisi -bir tür muhtar- demektir. Köylü ayaklanmarında köylü liderleri genellikle Starnişa'lar ve varlıklı tlfekotler olmuşlardır.) seçtiler ve kendi yönetimlerini kurumlaştırmaya başladılar. İskelelerdeki alış-verişi serbest bırakıp tüm yargılama yetkilerini tlfekotleşlerden alıp starnişalara devrettiler. Meclisinde yönlendiricisi olan starnişalar ve varlıklı tlfekotller feodal beylerin haklarını kısıtlayıp tlfekotllerin haklarını arttırdılar. Beylerin haklarını tam olarak yok etmediler. Çünkü bu olayın özünde, starnişaların ve varlıklı tlfekotllerin gelecekte feodal beylerin yerine geçme istekleri olduğu gibi feodalizme alternatif egemen sınıfı oluşturma istekleri de gizliydi. Bziyuk'tan sonra, Adıge köylüleri ile feodal beyler arasındaki çelişki artan dozlarla devam etti. Tlfekotller Çarlık Rusyası'na karşı sürdürülen bağımsızlık savaşını tam olarak ellerine almış, henüz gelişmemiş feodalizmi de tasfiye etmeye başlamış ve kendi kurumlarını oluşturmaya başlamıştı. Feodalizmin gelişmiş olduğu bölgelerde ise (örneğin Bjeduğlar) feodal beylerin çıkarları çarlığın askeri gücüyle korunuyordu. Çarlık, işbirlikçisi feodal beylerin konumunu daha da güçlendirme çabası içerisindeydi. Çarlık destekli feodal beylerin, ağır baskı ve sömürüsüne karşı Bjeduğ köylüleri 1856'da baş kaldırdılar. Bu ayaklanmanın sonunda Çarlık destekli feodal beyler, ayaklananları ağır bir şekilde cezalandırdılar. Adıge köylü hareketlerinin başarı kazanmamasının nedeni; 19.yy.'da Adıgey'in sosyo-ekonomik düzeyinin geri kalmış olmasındandır. Feodalizmin tam yerleşmemesi, feodalizme alternatif sınıfın, zayıf üretim ve ticaretten dolayı olgunlaşmamış olması, köylü hareketlerinin taleplerini kararsız kalmıştır.



Müridizm ve Adige Köylülüğü
19. yy. başlarında Adıgey yoğun köylü hareketlerini ve bağımsızlık mücadelesini yaşarken, aynı yıllarda Kuzeydoğu Kafkasya, özellikle Dağıstan, önceleri dini, sonraları köylüler arasında yayıldıkça askeri ve politik bir nitelik kazanan, Rus araştırmacıların "müridizm" adını verdikleri bir hareketle çalkalanıyordu. Lenin'e göre müridizm "Dini kılıf içinde politik direniş oluşumu, yalnız Rusya'ya değil, gelişimlerinin belirli bir aşamasında tüm halklara özgüdür." Şamil, mürid hareketinin önemli temsilcilerinden birini, Muhammed Emin'i 1848'de Adıgey'e gönderdi. M. Emin'in öğretileri, ilk başlarda olumlu tepkiler aldı. Zayıf da olsa Adıge köylülerinin anti-feodal, anti-sömürgeci kurumlaşmaları vardı. M. Emin bu kurumlaşmaya şeriat hükümleriyle bir nitelik kazandırmaya çalıştı. Şeriatla yönetilen bir devlet organizasyonu kurdu. Ticareti teşvik etti. Dayandığı kitle özgür köylülerdi. Muhammed Emin'in pşıltı ve wunevutları vardı ve asıl dayanağı özgürleştirilmelerini uman kölelerdi. Feodalizme karşı net bir tavır içerisinde değildi. Şeriat yasaları ise, hala demokratik klan gelenekleri taşıyan özgür köylülüğün kültürüyle çelişiyordu. İlk başlardaki köylü desteğini yavaş yavaş kaybediyordu. 1859'da Şamil'in yenilgisiyle o da Ruslara teslim oldu.



Sürgün
1861'de Çarlık Rusyası’nda serflik kaldırılmış, feodalizm yerini kapitalist ilişkilere bırakmıştı. Kaldırılan serflikle topraksız ya da az topraklı köylüler ortaya çıkmıştı. Aynı yıllarda da Osmanlı İmp. iskan yasalarını hazırlıyordu. 1864'de Adıgeler kesin olarak yenildiğinde, büyük toprak sahipleri ile Rus burjuvasinin çıkarları doğrultusunda ve çarlığın Osmanlı’yla yaptığı işbirliği sonucu bölge halkı Osmanlı topraklarına sürüldü. Özetlersek: Tarihin çok eski dönemlerinden beri Kuzeybatı Kafkasya'da yaşayan Adıgeler, içinde bulundukları coğrafi koşullar nedeniyle üretimi, üretim ilişkilerini geliştirememişlerdir. Geliştirebilenler ise (Kuzey Kafkasya ovalarında yaşayan Kimmer'ler MÖ. 8. yüzyılda güçlü bir kabileler federasyonu kurmuşlar ve diğer kabileleri proto-feodal düzenle yönetmişlerdir.) kuzeyden gelen güçlü kavimlerin basksıyla yokedilmişler ya da sürülmüşlerdir. Dağlı Adıge kabileleri 15-16.yüzyıllara kadar klan-kabile sistemini yaşatmışlardır. 15-16. yüzyıllarda üretim araçlarının ve üretimin gelişmesi ve klan-kabile eşrafının da artı ürüne el koymasıyla feodal eğililer ortaya çıkmıştır. Feodal kurumlaşma yerleşmeye başlamıştır. Feodal kurumlaşmaya karşı köylülük direnmeye başlamış ve bu sıralarda Çarlık Rusyası'nın sömürgeci çıkarlarıyla da karşılaşmışlardır. O topraklar üzerinde feodal beyler ile Çarlık Rusyası'nın çıkarlarının parelellik göstermesi, feodal beylerin önemli bir bölümünün Çarlık Rusyası’yla işbirliğine gitmesine neden olmuştur. Bu durum köylü mücadelesinin anti-feodal, anti-sömürgeci kurumlaşmasını getirmiştir. Bu süreç tamamlanamadan Adıgeler topraklarından sürülmüşlerdir. Adigeler, yarı feodal, yarı klan kültürü, biraz da ulusal kurumlaşmaya adım atmış ve zayıf da olsa ulusal bilinç öğeleri taşıyan karmaşık bir yapıyla sürgün yaşamına itilmişlerdir



-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 18:10
Yazılı tarihi olmayan halklar için söylenceler ve halk türküleri bir nevi tarih vazifesi görür.

Çerkesler de yazılı tarihi olmayan bu halklardan birisidir.

Çerkeslerin geçmişinde hiç bir önemli olay yokturki hakkında bir türkü, bir ağıt vb.söylenmemiş olsun.

Başka bir deyişle hiç bir Adige türküsü yokturki kaynağında bir yaşanmış olay olmasın,bir yaşanmış gerçeğe dayanmasın.

Neğume Şora'nın "Adige halkının tarihi ";isimli kitabında geçen türküler ve bu türkülerin kaynağına dair anlattığı olaylar söylediklerimizi doğrulayan güzel bir örnektir.

Türkülerin,ağıtların Adige halkının yaşamında her zaman çok önemli bir yeri olagelmiştir.

Çocuk doğduğunda sevinç ve mutluluk türküleri(nacjen.. veya nacden)ile karşılanır,beşiğe yatırıldığında(guşekıu vuered)ile uyutulur,yürümeğe başladığında(tl|e teuve vuered) ile yürütülürdü.

Evlendirirken (nısaşe - şıaueyişij vuered) ile,gelin ve kaynananın ilk karşılaşmasında(ipeteh|ıe vuered),savaşa giderken(zıavue-l|ığe vuered) ile gidilir ,yaralılara(ş|ıepşıakuıe vered) dinletilirdi.

Bir insan öldüğünde onun hakkında(feyepl| vuered)söylenir bu şekilde ismi ebedileştirilirdi.

Tıpkı türkülerde olduğu gibi huehıu(dilek)adigelerin dilinden hiç düşmeyen bir başka ifade biçimi idi.

Her önemli işe (uehıu peıuble huehıu)ile başlanırdı mutlaka.

Di th|a (tanrımız.

Th|aşhue (yüce yaratan).

Psınş|e teue (çabuklaştır).

F|ı teuate (iyilikle anlatılsın).

A yij|ımk|ıe yeğauıble(sağ le ile başlat).

A semeguk|ıe yeğauıh (sol le ile bitirttir).

Uzınşağek|ıe Kadğalej| (sağlık ile kazandır).

guf|ıeğuek|ıe dığaşhij (mutluluk ile yedir).

Biz burada ağırlıklı olarak eski adige türküleri ve ağıtlarına değineceğimiz için bu konuya fazlaca girmeyeceğiz.

Sözlü kültürün muhafazasında büyükler defter görevi görmüşler ve diğer toplumlarda olduğu gibi çerkeslerde de bu tür türküler ,dilekler ve söylenceler unutulmaması için büyükten küçüğe özenle aktarılarak devam ettirilegelmiştir.

Çerkeslerde Sözlü kültürün yeni nesile sevdirilmesi , yaygınlaştırılması ve aktarılması için her yıl bu konu ile ilgili bir büyük eğlence düzenlenir her alanda en iyi olan seçilerek çeşitli ödüllerle, eğerli güzel atlarla,işlemeli kılıçlarla ödüllendirilirlermiş.

Bu tür yarışmaların en sonunusunu görme şansına sahip olan yaşlılarımızdan h|ıemğuokue h|ıajbiy'nin bu konu ile ilgili anlattıklarını bizzat dinleme ve kaleme alma fırsatı olmuş bu vesile ile yazılı şekle de dönüştürülmüştür.

Adige türküleri (özellikle de eski türküler)söylenmesi ve öğrenilmesi oldukça güçtür.

Bunun nedenleri bu türkülerin söz ve müzik olarak birbirinden çok farklı biçimlerde olabilmesi,sözlerin arasında hiç bir anlama gelmeyen çeşitli sesler ile eşlik ediliyor olmasıdır.Fakat burada dikkati çeken bir önemli konu ,koro halinde eşlik ederek söylenen bu kısımın asıl o müziğin iskeletini oluşturuyor ve sözleri giydirerek sararak şiirden şarkıya dönüştürüyor olmasıdır.

İkinci olarak eski Adige türküleri genel olarak gurup halinde söylenen ve bu nedenle de iki ayrı bölüm halinde olan türkülerdir. .

Solistin veya solistlerin söylediği bölüm,gurubun eşlik ettiği bölüm.

Bu iki bölüm müzik olarak birbirinden çok ayrı ve hatta tamamen birbirinden bağımsız olabilmektedir işte bu nedenledirki eski adige türkülerinin hepsi, türkünün (veya sözlerin )makamı ve ondan ayrı olarak koronun makamı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Bu türlerin pek çoğunda koronun söylediği kısım, müziğin baskın ve belirleyici bölümünü teşkil eder.

Bu bahsettiğimiz tür en eski adige türküleridir ve guruplar halinde avlanırken,savaşırken söylenmiş veya adigelerin hristiyan olduğu ve büyük guruplar halinde ayin yaptıkları çok eski dönemlerden kalma türkülerdir.

Bu tür türkülerden koroyu çektiğinizde o türkü yarım gibidir.

Türkünün yada ağıtın sözlerinin yanısıra İşte bu koronun söylediğini ezberleyip söylemek gereğidir eski Adige türkülerinin söylenmesini öğrenilmesini zorlaştıran şey. .

Fakat buna rağmen atalarımız bunları yaratmış,yaşatmış ve kendilerinden sonra gelen nesile aktararak bu güne getirmişlerdir.

Nart destanlarını şöyle kısaca bir hatırlarsanız , sözleri,müziği ve hatta dünyanın en eski halklarından olduğumuzu belgelemesi bakımından yukarıda anlatılmış olanlara en güzel örnektir aslında. .

Albek Aves ilk olarak eski adige türkülerini ve söylencelerini derlediği sırada, bir yaşlının ağzından "büyük ramses ile çalakılıç savaşanların çocuklarıyız"diye başlayan bir türkünün sözlerini kaleme almıştı ihtiyarın hatırladığı kadarı ile.

Eski Adige türkülerinde bunun benzeri pek çok ipucu vardır halkımızın yeryüzünün en eski halklarından ve kültürlerinden biri olduğuna dair.

Noğuma şora derlediği eski adige türküleri ile bunu dahada net ortaya koymuştur ve fakat maalesef bunların sadece sözleri mevcut olup makamları hakkında bir bilgi yoktur.

Başlarken söylediğimiz gibi eski Adige türküleri, dilekleri(HuaHuıe),söylenceleri halkımızın tüm geçmişine dair bilgiler içeren birer sözlü tarihtir.

İşte bu nedenle bu bizim tarihimiz olduğu kadar,dilimiz,töremiz,bizi tanıtan armamız,üzerimizdeki giysimiz,onurumuz,sesimiz ve en nihayet tüm geçmişimizdir.

Sözlü tarihimizi araştırıp öğrenmek ve halkımızın tarihte hakettiği yeri alması için istifade etmek görevimiz,yeryüzünde tek bir Adige kalıncaya kadar muhafaza etmek namus borcumuzdur. .




-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 18:14
OSMANLI GAZETELERİNDE KAFKASYA

Hazırlayanlar:
Ali Barut
Mustafa Özsaray
Rafet Özsaray

Hazar denizi kenarındaki Apşeron yarımadasından kuzeybatıda Karadeniz kıyısındaki Taman yarımadası arasında doğudan kuzeybatıya uzanan Kafkas dağları Kafkasya'yı ikiye ayırır. Hazar denizine dökülen Samur nehri ile Kafkas dağ silsilesi ve Karadeniz'e dökülen İngur nehri ile güneyden Hazar denizinin, doğudan Karadeniz ve Azak denizinin, batıdan Kuman nehri ile birçok uzun göllerin teşkil ettiği Maniç hattının kuzeyden çevrelediği bölge "Kuzey Kafkasya"dır.
İlk etapta zikredebileceğimiz Avar, Lezgi, Çeçen, Çerkes (Adige), Abhaz, gibi bölgede yaşayan Kuzey Kafkasya'nın otokton halkları tarih öncesi dönemlerden itibaren öz vatanlarını korumak için gereken mücadeleyi vermişler, kısmen çeşitli istila ve işgal girişimleri vukû bulmuşsa da varlıklarını ve bağımsızlıklarını koruya gelmişlerdir.
16. yy. sonlarına gelindiğinde Kuzey Kafkasya; 1552 yılında Kazan'ı, 1556 yılında Astırhan'ı istila ve işgal ederek hızla güneye inen Rus tehdidi ile karşı karşıya gelmiştir. Rus yayılmacılığına karşı yürütülen mücadele ve savaş 17. yy. sonlarından itibaren şiddetlenerek artmış, 1864 yılına gelindiğinde cansiperane bir mücadele yürütülmesine rağmen, Kuzey Kafkasya'nın Ruslar tarafından istila ve işgali ile son bulmuştur.
Ruslar üç asır devam eden savaş sürecinde hiçbir insani değer ve kural tanımamış, sivilleri katliam, yerleşim yerlerini ve yaşam kaynaklarını tahrib ile ormanları yakmaya varana kadar tabîî varlıkları yok etmekten geri kalmamışlardır. 1864 yılında Ruslar; Dağıstan, Çeçen, Kabardey, Karaçay ve Balkarları kısmen, kuzeybatı Çerkesleri ile Abhazların tamamına yakınını zor kullanarak gerekli hazırlığın yapılmasına dahî fırsat vermeden (1944 yılında yapacakları gibi) soykırıma zemin hazırlayacak şekilde Karadeniz kıyılarına sürmüş ve bu sürgün nihayetinde, Osmanlı topraklarında son bulmuştur. Bu esnada Kuzey Kafkasyalıların önemli bir kısmı hayatlarını kaybetmişlerdir. Ruslar 1864 sonrasında belli dönemler içerisinde ve günümüzde Çeçenistan örneğinde olduğu gibi, dünyanın gözü önünde yukarıda belirtilen insanlık dışı uygulamalarını devam ettirmektedirler.
Kuzey Kafkasyalıların geçmişte Ruslara karşı yürüttükleri uluslar arası hukuka göre haklı ve cansiperane mücadele ve sonrasında maruz kaldıkları, öz vatanlarının işgali, katliam, soykırım ve sürgün gibi insan hakları ihlallerinden dolayı uğradıkları mağduriyetin muhataplarına; ilgili ulusal ve uluslar arası kuruluşların hukuki mercilerinin dikkatlerine sunulup gasp edilen temel hakların geri alınmasına çalışılması gerekmektedir. Bu durum ekonomik, siyasi, bu bağlamda sosyal ve kültürel hakların telafisi için önemli bir mesafenin katedilmesini sağlamış olacaktır. Bunun için özellikle Rus tehdidinin ortaya çıkışından itibaren, yani 16. yy. sonrası Kuzey Kafkasya'nın günümüze kadarki tarihinin bilimsel olarak ortaya konması bir zarurettir. Özellikle günümüzde tarihi belgelere dayalı Kafkasya ile ilgili çalışmalar az sayıda olup, üstelik mevcutların bir kaçının dışındakiler objektif bakış açısından uzak, yetersiz ve sathîdir. Örneğin Kafkas savaşları denilince sadece Şamil'in kuvvetlerinin dile getirilmesi, uğranılan soykırımın kamuoyu tarafından bilinmemesi gibi... P. B. Henze'nin, "Şamil, 19. yy. Kafkas direniş hareketi liderlerinin en uzun olanıdır. Ancak bu direniş hareketinde başka başka liderler de vardı ve Şamil'in önderlik ettiği hareketle sınırlı değildi. Gerçekten bu direniş hareketi Batı Kafkaslar'da Çerkes, Abaza ve diğer kabilelerin Şamil'e paralel hatta onu aşan hürriyet mücadeleleri incelenmeden anlaşılamaz." şeklindeki tesbiti yukarıdaki yargıyı doğrular niteliktedir.
İşte gerek Kuzey Kafkasya'nın tarihini aydınlatmak, gerek uğranılan haksızlıkları belgelemek için Kuzey Kafkasya ile ilgili temel kaynaklara ulaşılıp elde edilmesi gerekmektedir. Tarih metodolojisinde otorite ilim adamlarının kabul ettikleri gibi tarih yazıcılığında birinci derecede kaynaklar arasında süreli yayınlar, yani gazete ve dergiler önemli bir yer tutmaktadır.
Matbaanın mekânik anlamda icadından sonra ilk olarak Strazburg'da (1609) olmak üzere Avrupa başkentlerinde gazeteler yayınlanmaya başlanmıştır. Osmanlı Devleti sınırları içerisinde ise ilk olarak Fransızca gazeteler yayın hayatına girmiştir. Türkçe (Osmanlıca) olarak ilk yayınlanan gazete 1828 yılında Mısır'da çıkan "Vakâyi-i Mısriyye" olup, ilk resmi gazete ise 1831 yılında basılan "Takvîm-i Vakâyi"dir. Resmi olmayan ilk Türkçe (Osmanlıca) gazete ise bir İngiliz tarafından 1840 yılında basılmaya başlanan "Cerîde-i Havâdis"tir. Sonraki dönemlerde Osmanlı Devleti'ndeki gazetelerin sayısı bir hayli artmıştır. Bunlardan bazıları; Tercümân-ı Ahvâl (1860-1866), Ruznâme-i Cerîde-i Havâdis (1860-1865), Tasvîr-i Efkâr (1861-1867), Muhbir (1867-1867), Hürriyet (1868-1870), İbret (1870-1875), Basîret (1870-1878), Tercümân-ı Hakîkat (1878-1921), İkdâm (1894-…), Sabah (1875-…), Tanin (1888-1925), Peyâm (1913-1914), Tercümân (1882-1917) gazeteleridir.1
"Osmanlı Gazetelerinde Kafkasya" adlı bu projede ilk aşamada "Tasvîr-i Efkâr" gazetesi ele alınmıştır. Daha sonra diğer gazete ve dergiler de peyderpey taranarak kapsamlı bir kaynak eser oluşturulacaktır.
"Havadis ve Maarife Dair Osmanlı Gazetesidir" ibaresiyle kendisini ifadelendiren ve Şinasi'ye ait olan bu gazetenin ilk sayısı 'selh-i Zilhicce 1278' (29 Haziran 1862) tarihinde haftada iki gün İstanbul Matbaası'nda basılarak çıkmaya başlamıştır. Hicri 1285 (1868) yılına kadar 830 sayısı yayınlanan gazetenin tesbit edilebilen 1-700 sayıları İstanbul'daki Atatürk Kitaplığı (Belediye Kütüphanesi) ile Beyazıt ve Millet kütüphanelerinden karşılaştırmalı olarak taranmıştır. Taramalar sonucunda Kafkasya ile ilgili 32 habere rastlanmıştır. Bu 32 haberin 30 kadarı 1-197 sayıları arasında yer almış, geri kalan 503 sayıda ise sadece 2 haber görülebilmiştir.
Tasvîr-i Efkâr gazetesinde Kafkasya ile ilgili haberler, Hariciye ana başlığı içinde yer alan Avrupa, Asya, Amerika ve Afrika alt başlıklarının Asya kısmındadır. Haberler genelde Kafkasya kaynaklı olup ekserisi "Tahrirât-ı Mahsûsa" adı altındaki özel mektuplardan oluşmaktadır. Bazen de "Courrier d' Orient" başta olmak üzere "el-Cevâib", "Nur", "Kavkaz", "Envalid Rus" ve "Augsburg" gazetelerinden iktibaslar yapılmıştır. Gazetedeki haberlerin içeriği umumiyetle Ruslarla yürütülmekte olan 1861-1863 yılları arasındaki savaş ve bu bağlamda gelişen siyasi hadiseler çerçevesindedir.
Aşağıda, "Tasvîr-i Efkâr"da Kafkasya ile ilgili çıkan haberlerin transkripsiyonları yer almakta olup, çalışmada herhangi bir sadeleştirme ve yoruma yer verilmemiştir. Sadece okuyucuya kolaylık sağlaması için haberlerin içeriğine uygun kısa özet sayılabilecek başlıklar tarafımızdan konmuştur. Bunun yanında hicri tarihler Takvîm-i Sinîn esas alınmak suretiyle miladi tarihe çevrilmiştir.
Bu çalışmamızdaki amaç, Kuzey Kafkasya ile ilgili yapılacak araştırmalar için temel kaynakların en önemlilerinden biri ve aynı zamanda bu güne kadar el atılmamış olan Osmanlı basınına dikkat çekerek, orada tarihin tozlu raflarından gün ışığına çıkmayı bekleyen gerçekleri ortaya çıkarmak olmuştur. Bundan sonrası bu malzemeleri değerlendirecek araştırmacılara kalmaktadır.
Değerli bir tarihçinin, "Tarih milletlerin hafızasıdır" sözü kuşkusuz önemli bir tespiti ortaya koymaktadır. Kuzey Kafkasya'nın tarihi gerçekleri gün yüzüne çıkartılmadan yani temel kaynaklara ulaşılmadan yapılacak çalışma ve araştırmaların, bilincini kaybetmiş bir bireyin çaba ve ürünlerinden farklı bir sonuç vermeyeceği yadsınmaz bir gerçektir. Bu sebeple zaman kaybetmeksizin Osmanlıca dışındaki Avrupa ve Rusya'da çıkan gazete ve dergilerle birlikte Osmanlı, Rus, İngiliz, Fransız, İran, Gürcü arşiv belgelerinin ve diğer yazılı, sözlü ve müzelik malzemelerin temini ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Böylece Kuzey Kafkasya'nın tarihi ve geleceği için önemli bir altyapı hazırlanmış olacaktır.
İşte bu yöndeki çabalarımız, biz Kuzey Kafkasyalıları, önemli bir düşünür olan Toynbee'nin, "Bazı toplumların veya yok olan toplumların bu akıbetlerinin sebebi şartların meydan okuyuşlarına cevap verememeleridir" şeklinde işaret ettiği tehlikeden koruyacaktır.

I. KAFKAS-RUS SAVAŞI HAKKINDA TASVÎR-İ EFKÂR'DA ÇIKAN HABER ve YORUMLAR (1862-1865)

1. Abazaların Amketi kalesini ele geçirmeleri

Tasvîr-i Efkâr, 10 Muharrem 1279 / 8 Temmuz 1862, Sayı 5

Rusya Generali Evdekimof bir fırka-i müfreze ile Amketi Kalesi'ne karîb Abaza memleketinde vâki' ve bin sekiz yüz müteferrik Abaza hanelerini câmi' bir vadiye doğru hareket etmiş ve ahali-i memleket davarlarıyla beraber dağlara çıkıp hem civar olan hemcinslerini davetle bi'l-ittifak Rusya askerinin geldiği güzergâhları büyük ağaçlarla sedd ü bend eylemiş ve ba'du mezkûr kaleyi zabt ederek mustahfızlarını kılıçtan geçirdikten sonra fırka-i mezkûrenin etrafını çevirmiş olduğu haber alınmıştır.

2. Ubıhların Soçi ve Ordane zaferi ve Adagum'daki Rus yerleşimcilerin uzaklaştırılması

Tasvîr-i Efkâr, 1 Safer 1279 / 29 Temmuz 1862, Sayı 9

19 Muharrem tarihinde Çerkes tarafından gelen tahrirat.

Mâh-ı hâlin dokuzuncu günü mikdar-ı vâfi asâkiri hamil olduğu halde Rusyalıların beş kıt'a vapuru sahilde kâin Soçi ve Ordane ve sair iskelelere gülle endaht ederek sevâhil-i mezkûreyi yedi gün dolaştıktan sonra asâkir-i mezbûre karaya çıkarak Ubıh ahalisinin mahkemesi üzerine kadı Ramazan Efendi'nin kemâl-i sa'y ve gayretiyle ahali tarafından fedakârane olunan mukabelede Rusyalılar ric'ate mecbur ettirilmiş ve bu muharebede mahkeme-i mezkûre civarında olan küçük misafir odasından başka bir mahalle zarar ve ziyan isabet etmeyerek Rusya askerinin yüzden mütecâviz telefâtı ve Çerkeslerin onsekiz nefer mecrûh ve bir mikdar vefeyâtı vuku bulmuştur.
Rusyalının Abzah üzerine sevk etmiş olduğu ordusuna karşı gitmiş olan Ubıh askerini geri çevirmek efkârına mebni bervech-i muharrer sevâhil-i mezkûreye asker sevk etmiş ise de bu tedbire karşı Ubıh askerinin fedakârane ve şecîâne gösterdikleri mukabeleye Rusya asakiri dayanamayarak münhezimen ric'ate mecbur olmaları edecekleri tedâbirin sûr-i icrâiyesine mani olmuş olduğu cihetle Rusyalılar nail-i emel olamamışlardır.

Diğer Tahrirat:
Şapsığ ile Natuhaç kabileleri beyninde üç sene mukaddem ihdas olunmuş olan Adagum kalesinin etrafına Rusyalı tarafından iskân edilen üçyüz hane Hristiyan ziraate başladıklarında eben anced zer'ederek tasarruf etmekte oldukları halde Rusyalının zulmen oradan tard eylediği yerli Çerkesler buna tab-ı âver tahammül olamayıp merhum Sefer Paşazade İbrahim Bey'e ifade olunduğunun üzerine asker tertibi ile hücum olunarak zikr olunan haneler külliyen tahrib ve yağma edilmiş ve bu ma'rekede gerek İslam gerek Hristiyan'dan sıbyân ve nisvânın telef olması mesuliyeti havalimizde nâhak icrâ-yı hükümet etmeye ve vatanımızı elimizden almak için kanımızı dökmeye çabalamakta olan Rusya zabitanının üzerinde kalacağı meâlini mutazammın Çerkesler canibinden Rusyalıya name gönderilmiştir.

1Gazete koleksiyonları ve bulundukları kütüphaneler için bakınız, Hasan Duman, Osmanlı-Türk Süreli Yayınları ve Gazeteleri (1828-1928), Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı, 3c, Ankara 2000.



-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 18:22
1763 - Ruslar Adige kenti Mozdok'u işgal ettiler. Kabardeyler bu
gelişmeye karşı koydular 4 yıl boyunca Rus kalelerini basarak ağır
kayıplar verdirdiler fakat Mozdok'u kurtaramadılar

1767 - Kabardeyler prensleri yönetiminde Kuma ırmağı boylarına yerleşmek
zorunda kaldılar. Daha batıda Kuban ırmağı havzasında yaşayan Adigelerle
dayanışma içine girdiler.

1768 - Osmanlı Rus savaşı başladı Çarlık Rusya'sı Kabardey'i ele geçirip
Kafkasya'yı ikiye bölen bir hat oluşturma peşinde.

1774 - Osmanlı Rus savaşı sona erdi.Savaş sonunda küçük kaynarca
antlaşması 21.maddesine göre Kabardey Kırım Han'ının takdirine
bırakılmıştı. Oysa Kırım Han'ı daha önce 1772 de Rus Çarı ile yaptığı bir
antlaşmaya göre Kabardey'in Rusya'ya katıldığını kabul etmişti. 1774'te Han
daha önce verdiği söz uygulamaya konuldu ve Kabardey'in Rusya'ya
katıldığını kabul etti.

1774 - Kabardeyler yeni statülerini kabul etmediler, Ruslarla 1820'ye kadar
uzanan bir savaşa tutuştular.

1777 - Ruslar Azak Mozdok müstahkem hattının inşasına başladılar. Kabardeyler buna direnmeğe çalıştılar.Sel gibi Kabardey kanı
aktı. Bununla da yetinmeyen Ruslar Kuban bölgesine de saldırdılar.

1778 - Çar Kuban'ı ele geçirmek için Kuban kolordusu adı altında askeri
bir birlik kurdurdu ve bu orduyu Nogay ve Adige topraklarına soktu. Görev
Nogaylara boyun eğdirmek, Adigeleri dağıtmak, böylece Osmanlıların bölgeye yönelik planlarını boşa çıkarmaktı

1778 - Ruslar yaz ayları boyunca Kuban'ın sağ yakasında 20'den fazla kale
kurdular.

1778 - Çerkesler Slaviyanski kalesi yakınlarında Ruslara saldırdılar ve
bir Kazak müfrezesini toptan yok ettiler. Mayıs 20.

1778 -- Çerkesler Arhangelsk kalesine saldırdılar şimdiki Krasnodar
bölgesi. Eylül 23

1778 - General Rayzer büyük bir birlikle Kuban'ı geçti ve köyleri ateşe
verdi Bu saldırıya cevap olarak Adigeler Vsehsviyatsk kalesine saldırdılar

1779 - Kabardeylerle Kuban Adigeleri birlikte mücadele etmeye başladılar
ve böylece mücadele yeni bir boyut kazandı. Kemguy ve Besleneylerin
birlikte Stavropol'a saldırdıkları bir sırada Kabardeyler de Aleksysvsk
kalesini bastılar.

1779 - Kabardey ve Adigeler prens ve soyluları da dahil 300 kişiyi bu
çarpışmada yitirdiler ve Ruslar bu çarpışmaları da silah ve sayı
üstünlükleri ile kazandılar

1781 - Osmanlılar Adige toprağında Anapa kalesini kurdular ama bu durum
Rusların daha güçlü olduğu gerçeğini değiştirmedi

1783 - Kuban ırmağı Adige ülkesinin kuzey sınırına kadar çekildi. Çünkü
Ruslar Kırım, Taman yarımadası, Kuban ile Yeya ırmakları arasındaki
bölgeyi ilhak etmişler ve Osmanlılar da bu durumu kabullenmişlerdi

1783 - Nogaylar Yeysk kalesi önünde Rus yönetimini kabul ettiklerine
ilişkin imza verdiler. Böylece Nogay halkı şefleri çariçeye bağlılık andı
içti.

1783 - Aynı yıl Ruslar Nogayları Ural bölgesine sürmek için harekete
geçtiler Nogaylar bu durumu kabullenmeyip silaha sarıldılar. Büyük Yeya
ırmağı kıyısında Ruslara yenildiler ve Kuban'ı geçip Adige ülkesine
sığındılar (Temmuz).

1783 - Adigelerle Nogaylar birlikte Yeysk kalesine saldırdılar kaleyi
alamadılar ama Ruslara büyük kayıp verdirdiler (Ağustos).

1783 - Rus Kuban ve Kafkas kolorduları ile Don Kazak ordusu Gece Kuban'ı
geçip Adige toprağına girdi ve Laba ırmağı kıyısında yerleşmiş bulunan
Nogaylara baskın yaparak yok ettiler. Nogaylara yardıma koşan bir çok Adige de aynı akıbete uğradılar

1785 - Kafkasya'da mücadele daha da şiddetlendi. Çeçen halkı mücadele
bayrağını ele aldı Adigeler de Çeçenlere destek oldular. Çeçenlerin
başında sonradan tarihlere Şeyh Mansur olarak geçecek olan "Uşurma"
bulunuyordu.

1785 - Ruslar Uşurma'nın doğduğu Çeçen köyünü ateşe verdi. Dehşet saçan
Rus birliğini Uşurma'nın birlikleri karşıladılar ve Rus birlikleri darmadağın edildi. Uşurma bu savaştan sonra Çeçenistan ve Dağıstan'ın imamı
oldu. Kendisine "yenen,üstün gelen " anlamında Mansur adı verildi.

1785 - İmam Mansur (Uşurma) Kizliyar kalesini ele geçirmek için harekete
geçti ama bunu gerçekleştiremedi.

1786 - Rus Ordusu Çeçenleri yatıştırdı. İmam Mansur zor duruma düştü.
Ancak Adigeler savaşa devam ettiler.

1787 - Adigey'de büyük bir savaşın sürmekte olduğunu bilen İmam Mansur
buraya geldi. Mansur Adige Ordusu'nun başına getirildi.

1787 - Kuban bölgesinde Adige Rus savaşı sürüp giderken, Ruslarla
Osmanlılar arsında savaş çıktı. Osmanlılar Kırım yarımadasını yeniden ele
geçirmek için Ruslarla savaş başlattılar.

1787 - Osmanlılar İmam Mansur önderliğindeki Dağlıları yanlarına çekmek
için harekete geçtiler. Savaş başlamadan önce 1785-1786 yıllarında
Osmanlılar Mansur'dan hiçte hoşnut değillerdi. Çünkü o Kafkasya'nın
bağımsızlığını savunuyordu. Ruslara olduğu kadar Osmanlılara da karşıydı.
Osmanlılar daha önce "yalancı", "çılgın" gibi karalamalarda bulundukları
İmam Mansur'u elde etmek için üst üste elçiler gönderdiler ve savaşın daha
da şiddetlenmesi üzerine Mansur, Osmanlılarla anlaşma yolunu seçti. Fakat
Mansur komutasındaki Adige ordusu tamamen Osmanlılardan ayrı savaştı

1787 - Varp ve Laba nehirleri arsında konaklamış olan Mansur'un sekiz bin
kişilik birliğine Ruslar baskın düzenlediler. Üç günlük savaştan sonra Adige
birlikleri büyük Zelençuk ile küçük Zelençuk ırmakları civarına çekilmek
zorunda kaldılar. Rusların ikinci saldırısı ile daha da içerilere kadar
çekildiler.

1787 - Adigeleri cezalandırmak isteyen Ruslar, Besleney ve Kemguy
topraklarına girerek katliam gerçekleştirdiler

1788 - Ruslar Anapa üzerine yürüdüf akat kaleyi ele geçiremediler.

1790 - Büyük bir Rus ordusu Çerkesya'ya girdi Çerkeslerin bütün
direnmelerine ve saldırılarına rağmen Ruslar Anapa'ya ulaşmayı başardılar.
Fakat kaleyi ele geçiremedikleri gibi dönüşte de Çerkes saldırılarında
büyük kayıp verdiler.

1790 - Battal paşa komutasındaki Osmanlı ordusu (8 bin yaya,10 bin atlı ve
bunlarla birlikte savaşan 15 bin Çerkes savaşçısı) ile Kuban'ın sağ
yakasına geçti ve Kabardey sınırına ulaştı Bu günkü Çerkessk kentinin
olduğu bölgede Ruslarla savaşa tutuşan Osmanlı ordusu yenildi ve Battal
paşa Ruslara esir düştü.

1790 - Hemen bir ay sonra Mart ve Psij ırmakları bölgesinde bulunan 36
Çerkes köyünü yaktılar. Ruslar Osmanlılar ile işbirliği yapan Çerkesleri
cezalandırmak istiyorlardı.

1791 - Ruslar Anapa kalesini ele geçirdi. Şeyh Mansur tutsak edildi

1792 - 1791 sonlarında sona eren Osmanlı-Rus savaşı 9 Ocak'ta imzalanan
yaş anlaşması ile resmen sona erdi. Taman ve Kuban ırmaklarının sağ
yakasının Rusya'ya ait olduğu bir kez daha teyit edildi. Kuban ırmağı
Rusya'nın Güney sınırı olarak kabul edildi.

1792 - Rusya Kuban bölgesine Slavları yerleştirmeye başladı. Kazaklar toplu
biçimde gelmeğe ve yerleşmeye başladılar.

1793 - Bu günkü Krasnodar kenti kuruldu. Kuban boyunca yeni Rus kaleleri
kurulmağa başlandı.

1793 - Rus mahkeme usullerinin ve ceza kanunlarının Kabardey'e
getirilmesi. Bu değişikliği kabul etmeyen Kabardeylerin bir bölümünün
ayaklanması.

1794 - Şeyh Mansur konulduğu Şlisselburg cezaevinde öldü

1796 - Ataman Çepaga'nın gönderdiği Kazak ordusu Shapsugh toprağını kana buladı kazaklar fırsat buldukça Çerkesya'da talan ve yağma hareketlerine giriştiler.

1800 - Batı Adigelerinin hemen hepsinin halk meclislerince yönetilmeye
başlanması.

1801 - İlk Çerkes tarihini yazan Neğume'nın (Şora) doğumu. Pyatigorsk
yakınlarındaki Neğume köyünde doğmuş daha sonra Kabardey'e yerleşmiştir.

1802 - Kabardey'de Sivil idarenin ordunun elinden alınarak din işlerine
bağlanması.

1804 - Ruslan Bek Mıssost'un Ruslara karşı ayaklanması.

1805 - Kabardey ayaklanmasını bastıran General Glasenapp'ın seksen Adige köyünü yakıp yıkması.

1806 - Abhazların Çar'a karşı ayaklanması

1807 -- Kabardey'de dini mahkemelerin yeniden kurulması

1808 - Abhazya'nın bağımsızlığını yitirmesi. Gürcistan'dan sonra Abhazya'da
Ruslarca ilhak edildi

1809 - Kabardeylerin Çar'a karşı yeniden ayaklanmaları.

1810 - General Bulgakov'un Kabardey ayaklanmasını bastırması ve
önderlerinin cezalandırılması.

1811 - Rusların bir çok denemeden sonra Sucuk-kale'ye ulaşması ve yeniden inşa ettirmesi Kalenin Adigelerce kuşatılması sonucu Rusların bir yıl
kalede tutsak kalması. Ruslar kaleyi terk ederken Adigeler kaleyi temelden
yıkarlar.

1813 - Rusların Çerkesya'yı denizden kuşatmaya çalışması. Bunu
yapmalarındaki maksat Çerkeslerin Türklerle ticaretini önlemek ve bunun
sonucunda Ruslarla ticari ilişkiye girmelerini sağlamaktı. Böylece
Çerkesler savaş yapılmadan Rus yönetimine bağlanmış olacaktı.

1814 - Anapa Kalesi'nin Osmanlılarca yeniden onarılması.

1820 - Stavropol'un Ruslarca ele geçirilmesi.Böylece ovalara yerleştirilen Kazak köylülerinin Adigelerin baskılarından korunmaları sağlanmış oluyordu.

1822 - General Manca Vlassov'un Adigelere ani bir baskın düzenlemesi.
Adigeler Ruslarla aralarında saldırmazlık paktı bulunduğu için böyle bir
saldırıyı beklemiyorlardı. Ruslar, saldırmazlık paktını ihlal etmelerine
rağmen Adige savaş esirlerini geri verir, ölü ve yaralılar için tazminat
öder, gasp ettikleri malları da iade ederler.

1822 - Dağlarda yaşayan Kabardeylerin zorla ovalara yerleştirilmesi
Soylular bu zorunlu iskana karşı çıkarlar, Ruslar ise kölelere bağımsızlık
verirler.

1823 - Çarlık yönetimince Terek yöresinin istilasının tamalanması. Bu
bölgenin bir bölümü Nalçik, diğer bölümü Vladikafkas idare merkezlerine
bağlanır. Böylece Kabardeyler, iki ayrı yönetim bölgesine ayrılarak
bölünürler.

1824 - General Yermelov'un ilk kez Karadeniz kıyısındaki Guda dağına dev
bir haç diktirmesi bundan sonra buranın adı "haçlı dağ" olarak anılacaktır.

1825 - Kabardey'den geçecek olan yeni askeri yol'un yapılmasını istemeyen
Çerkeslerin ayaklanması.

1825 - Neğuma Şora'nın ilk Adige alfabesini hazırlaması

1827 -- General Mençikof'un 1700 Adige savaşçısını Kuban bataklıklarında
boğdurması.

1828 - Elbruz geçidinin General Emanuel tarafından ele geçirilmesi

1829 - Edirne Antlaşmasının 4. maddesine göre tüm Çerkesya'nın Rus bölgesi olduğunun ve tüm hanların da Çar'a ait olduğunun Osmanlılarca kabul edilmesi. Ancak dağların iç kesimlerinde yaşayan Çerkeslerin büyük
çoğunluğu Osmanlıları tanımadıkları gibi, kıyı şeridindeki bir kısım Çerkes
ise sultanı sadece dini lider olarak kabul ediyor, siyasi bir bağlılık
duymuyorlardı. Buna dayanarak İngilizler, Edirne anlaşmasını kabul etmiyor,
Çerkesleri bağımsız bir ulus olarak tanıyorlardı

1829 - Adigeler İstanbul'a yardım talebiyle bir heyet gönderirler. Bu talep Osmanlılarca reddedilir

1830 - Zanıko Sefer beye İngilizler tarafından vaat edilen silah yardımının gelmemesi. Aynı yıl Osmanlılarca gönderilen yardım malzemesinin
ise çok eski ve kullanılamaz olması nedeni ile hiçbir işe yaramaması. Gelen
yardım sadece 15 top, 300 fıçı barut, 4 topçu subayından ibaretti. Toplar
çok eski ve hantal, barut fıçılarının çoğu yarım gönderilmiştir.

1831 - Küçük bir Çerkes çiftliği olan "Kutlitze"nin Çar askerlerince işgal edilerek yakılması.

1832 - Socok-kale'nin ve Tzimise suyu kıyısındaki 50 hanelik bir Çerkes
köyünün Ruslarca topa tutularak yakılması. Bu köy Çerkeslerin ticaret
kapısı idi.

1833 - General Bergman komutasındaki 5 bin askerin 15 yelkenli ile gelerek
Socok-kale'yi ele geçirmesi Bu harekatta 16 Osmanlı gemisi yakılmış ve 7
depo da havaya uçurulmuştur.

1834 - Çar ordusunun Shapsughlara karşı askeri operasyon başlatması
Olga-stanitsa ve Jelentsuk kalelerinin kurulması.

1834 - İngiliz büyükelçisi Lord Ponsonby'nin kendisini ziyarete gelen
Çerkes temsilcilerine bir bağımsızlık komitesinin hazırlanarak dünyaya
ilan edilmesini istemesi. Hazırlanan komite ve bildirisi Portfolio'da
yayınlanır.

1835 - Çerkeslerin Jelentzik'ten Anapa'ya yürümekte olan Rus kolordusunu
imha etmeleri

1835 - Bu yıl da Rus ordusunun Çerkesya cephesindeki asker sayısı 594 bin
kişiden oluşmaktadır. Bu sayıya o zaman Çeçenistan ve Dağıstan'da hazır
bekletilen Rus askerleri dahil değildir.

1835 - Osmanlılının Çerkesya'ya gemi geçişini yasaklaması ve Trabzon
valiliğine bu yasağın uygulanması için yetki verilmesi

1836 - General Williaminof komutasındaki 20 bin kişilik ordu ile Socok
kaleyi ele geçirmek için harekete geçer. Çerkesler tarafından bozguna
uğratılır ve esir düşer. Ancak savaşın bittiğine dair bütün Çerkes
önderleri önünde yemin etmesi üzerine serbest bırakılır. Ancak general
yeminini unutarak yeniden savaşa katılır

1837 - Çar yönetiminin Kuzey Kafkasya'da ablukayı sıklaştırması. 12
kişilik geçici Çerkes hükümetinin kurulması. General Rosen Abhaz ve
Gürcü kökenli askerleri cepheden çekmek zorunda kalır, çünkü bu askerler
Adigelere karşı savaşmak istemezler. Baron Rosen Zibelda ve Ardler
dağlarını kuşatarak ele geçirir. İngiliz casusu Stanislaw Bell'in
İstanbul'dan Çerkesya'ya hareketi. Sefer Bey'in isteği ve İngilizlerin de
yardımı ile Ruslara barış teklifi için bir komite gönderilir, ancak Gn.
Williaminof bu teklifi reddeder. Abedzehler halk kurultayında kardeş
Adige halkına yardım kararı alırlar. Bjedughların Çar'a Asker vermeyi
reddetmeleri.

1838 - Büyük Kabardey bölgesi köylülerinin bağımsızlık isteği ile
ayaklanmaları 5 bin çerkes savaşçısının Kuban'a doğru yürümesi. Deliliği ve
acımasızlığı ile ünlü general Zass yakalanan Çerkes nöbetçisinin derisini
diri diri yüzdürür. Hatukuayların katledilişini gören Bjedughların
Abazedchlere sığınması. Çopson kalesinin Çerkeslerce kuşatılması.
Şase'de 21 Rus gemisinin demir atması Çerkeslerin savaş hazırlığına
başlaması. Çerkesya kıyılarının Rus gemilerinden topa tutulması.
Şase'ye çıkartma yapan Rusların barış istemesi. Bu çağrıya cevap verme
yetkisi verilen Stanislav Bell'in "Çerkeslerin savaş istediğini" yazması. Böylece Çerkes halkının ve vatanının kaderi bu kez de İngiliz çıkarlarına emanet edilmişti. Anapa yakınlarında kurulan bir Rus kalesinin ele geçirilmesi. Mensur komutasındaki 500 atlı savaşçı 19 Rus köyünü yerle bir eder, bu arada bir Rus süvari birliğini de imha eder.

1838 - Rusların Şapevska kalesini kurmaları. 30 adet yelkenlinin
Socok-kaleye gelip 2 gün süre ile çevredeki dağ ve tepeleri bombalamaları,
iki tümen askerin karaya çıkarak kale kurmaya başlaması. Abun
kalesinden Nikolaevski kalesine cephane götüren Rus birliğine Shapsughların saldırması ve Rus birliğinin üçte birinin imha edilmesi. Rusların Tsemez kalesinden çıkarak Anapa'daki Rus birlikleri ile birleşmek istemesi ve Çerkeslerin saldırıları karşısında bu amaca ulaşamadan geri dönmeleri.

1839 - Şase kalesinin ele geçirilmesi. Ayrıca Vayia kıyısındaki bir diğer
kalenin ele geçirilerek yıkılması. Çerkes tarihinde ilk kez üç vatan
haininin ölüm cezası ile cezalandırmaları. Rusların kale inşaatlarının
bölge bölge sürmesi.

1840 - General Rayevski komutasındaki dört kalenin Çerkeslerin eline
geçmesi. Ne yazık ki, bu kaleler işgal edilmediği gibi yıkılmazda. Böylece
daha sonra Ruslar bu kaleleri onarırlar. Gagra'nın Kuzey'inde oturan
Cigetlerin Rus yönetimini kabul etmeleri. 100'e yakın Çerkes
thamadesinin vatana dönebilmek içi Sinop'ta bekletilmesi. Sinop'taki Osmanlı paşası Çerkesya'ya seyahati yasaklar. Rus konsolosu ise Rus pasaportu aldıkları takdirde gidebileceklerini söyler. Çerkes liderleri bu teklifi
kabul etmezler. Çerkeslerin Abun, Lazarevski, Vayia, Golovin, Nikolayevsk
Tuapse kalelerinin Çerkeşler tarafından geri alınması Çerkeslerin arka
arkaya aldığı bu başarılardan teleşlanan Çar'ın Besarabya'daki Askeri
birliklerini Çerkesya'ya taşır ve Sivastopol'da harp meclisi toplar.

1841 - Bu yıl içinde Çerkesya'da hiç bir askeri harekata girişilmemiştir.
Ancak ortaya çıkan Veba salgını çok sayıda Çerkes'in ölümüne neden olmuştur.

1842 - Çerkesya kıyılarına yanaşan 4 ticaret gemisinin Ruslarca batırılması Çopsın kalesinin Çerkesler tarafından ele geçirilmesi.

1843 - Kuban'da oturan Adigelerin yeniden savaşa başlamaları Şeyh
Şamil'in Naibi Mohaman Kabardey'de Cherzurdsen köyüne akın düzenler ancak başarılı olamaz ve Kabardeylerce öldürülür.

1844 - Şeyh Şamil 12 bin kişilik ordu ile Kabardey'e akın düzenler. Bazı
Adige köyleri Şamil'i destekler. Şamil açık ovada savaşmaktan çekindiği
için dağlara çekilir. Adigelerin bir çoğu Çeçenleri topraklarına çekmek
istemedikleri için tarafsız kalırlar. Şamil, Hacı Mehmet'in öldürülmesinden
sonra naibi Hacı Süleyman'ı Abedzechlere gönderir. Fakat o da gelenekler
yerine Şeriat'ı uygulamaya kalkışınca aynı akıbete uğrar.

1845 - Abhazya'nın tamamen Ruslar tarafından ilhak edilmesi Rus Sosyalist
Petrasevski'nin Çar'a karşı yürüttükleri savaşta, Çerkesleri yazıları ile
destekleyip Rus halkının da Çerkesleri desteklemesi için çağrılar yapması.

1846 - Şamil 20 bin süvari ile yeniden Kabardey'e saldırır. 60 Kabardey ve
20 Kazak köyünü yağmalayıp yerle bir eder.

1848 - Muhammet Emin'in Şamil'in 3.Naib'i olarak Abedzech'e gelmesi ve bu
kez daha yumuşak bir yaklaşımla sözde Şamil'e bağlı, gerçekte ise Adige
geleneklerine göre bir yönetim kurması. Shapsughların İslam dinini kabul
etmemeleri üzerine M.Emin'in Shapsughlara karşı cihad çağrısı yapması ve bu çağrıya katılan 6 bin kişi ile Shapsughlara saldırıya geçmesi. (Ne ilginçtir
ki, 500 kişinin öldüğü bu kardeş kavgasında her iki tarafın da komutanları
Adige değildir. Sefer bey Tatar, M.Emin Dağıstan kökenlidir.) Uzun savaşlar
sonunda M.Emin bölgede hakimiyetini kurar.

1849 - Ubıhlar da kardeş kanı akıtmamak için M.Emin'e katılırlar. Ancak
Shapsughlar gibi Ubıhlar da İslam dinini kabul etmezler.

1850 - Rusların Çerkesya kıyılarına uyguladıkları ablukayı gevşetmeleri
üzerine Çerkesya'ya dönen soylular ellerinde fermanlarla halkı Sultan'a
bağlanmaya teşvik ederler. M. Emin'i padişah düşmanı ilan ederek onunla
mücadele etmeye başlarlar ve böylece M.Emin tarafından kurulmuş olan
birlik dağılır.

1851 - Nalçik'te ilk Çerkes okulunun açılması. M.Emin'in 30 bin kadar
asker toplayıp yeniden Batı Çerkesya'nın tek hakimi haline gelmesi.

1852 - Rus orduları başkomutanlığınca Rus taraftarı olmayan Çerkeslerin
dış ülkelere seyahatlerinin yasaklanması.

1853 - Fransız ve İngilizler Kırım harbi için 12 bin süvari isterler Çerkesler bu isteği reddeder.

1854 - Fransız ve İngiliz donanmalarının Karadeniz'e girmesi. Rus hizmetinde çalışan Abhaz beylerinden general Serbesidze'nin Çar'dan kopması ve Sohum kale'yi kuşatarak geri alması.

1855 - Şecem ve Churmalsk'ta yaşayan Adige köylülerinin ayaklanması. Çar
yönetimince Avrupa'dan Kafkasya'ya 400 bin asker gönderilmesi. Kafkasya'dan Osmanlıya 2. göç dalgası.

1856 - Kırım harbinin sona ermesi. İngilizlerce Çerkesler için istenen
hakların Fransızlar ve Osmanlıların ilgisizliği nedeniyle ve Osmanlı
delegesinin İngilizlerin Protestosuna neden olan "Kafkasya ile ilgili hiç
bir politik meseleleri olmadığını" söylemesi.

1856 - Çerkeslere yardıma gitmek isteyen Polonyalı birliklerin Osmanlılarca engellenmesi. Lapinski'nin İstanbul'dan topladığı, Polonyalılardan gelen yardımlarla birlikte Çerkesya'ya hareketi. Bölgede
aktif olarak çerkesler yanında faaliyet göstermesi Muhammet Emin'in
Osmanlılarca tutuklanarak gönderildiği Şam'dan kaçarak Kafkasya'ya dönmesi ve birliklerinin başına geçmesi.

1857 - Küçük bir Adige birliği Ançır nehrini geçip 26 adet Rus gözetleme
kulesini ve evleri yakarlar.

1858 - M. Emin'in Çerkes asıllı bir subayı aracılığı ile Tuapse'de şeriat
kurmaya kalkışması. Bu subay genç bir kız ile onun rızası dışında
evlenmeğe kalkınca, halk galeyana gelir ve subayı linç ederek hocaları ve
kadıları öldürürler. Abedzechler M. Emin'den kopar. Çar birliklerinin Mazga'ya kadar olan bütün yolları işgal etmeleri.

1859 - General Philipson'un 30 tabur askerle Labe ile Şhaguaşe arasındaki
tüm bölgeyi zapt etmesi. Aguyips'te kuraklık. Kuban ovasında kolera.
Şamil'in Dağıstan'da durumun bozulduğunu ve kendisinin de Çerkesya'ya
gelmek istediğini M.Emin'e bildirmesi. M.Emin'in "sakın gelme Abadzechler
şeriat istemiyorlar sen ise koyu şeriat taraftarısın, can güvenliğini
garanti edemem cevabı üzerine vazgeçmesi. M. Emin ile birlikte hareket etme teklifinde uzlaşamayan Lapinski'nin Kafkasya'yı terk etmesi. Lapinski
İstanbul'a döndüğünde Osmanlıların Çerkesleri top yekün Kafkasya'dan göç
ettirerek Trakya'ya yerleştirme ve Balkanlarda bir set oluşturma
planlarını öğrenir. Bunun yanlış olduğunu anlatır, fakat kimseye
dinletemez. Osmanlı yönetimi bu planın propagandası için de bir çok
fanatik Çerkes'i de Kafkasya'ya gönderir.

1860 - Kabardey nüfusun 1/8 kadarının Osmanlı topraklarına gitmesi. Her
biri 15 bin kişiden üç Rus ordusunun Shapsugh eyaletinde ilerlemeye
başlaması ve Shapsugh arazisinin adım adım ele geçirilmesi. Abhazların
Çar yönetimine karşı ayaklanmaları.

1861 - Rusya'da toprağa bağlı çiftçilerin serbest bırakılması. Serbest kalan
çiftçiler Çerkes toprağını işgal ederler ve Rus ordusu himayesinde yerleşirler.

1862 - Dache köyünün Rus birliklerince yerle bir edilmesi. Abedzechler
buna karşılık 4 Rus köyünü yakar, bir köyü ise tamamen haritadan
silerler. İstanbul, Paris ve Londra'ya giden Çerkes temsilcilerin Çerkesya'ya yardım edilmesini istemeleri. Ancak hiç bir destek bulamamaları.

1863 - Şamil'den sonra M. Emin'in de Ruslara teslim olması. Osmanlıların savaşın Ruslar lehine sonuçlanacağına inandıkları için hazırladıkları planı yürürlüğe koymaları ve gelen göçmenlerin Trakya'ya yerleştirilmesi. Maykop'taki Rus karargahına gelen bir kısım temsilcilerin barış içinde yaşamak istediklerini ve kendilerine yer gösterilmesini istemeleri.

1864 - Yer yer şiddetli direnişler olmakla birlikte savaşın bütün ülke
genelinde Ruslar lehine dönmesi. Ubıhlar ve Abadzechlerin teslim olması..

1864 - 14 NİSAN ÇERKESYA'NIN TAMAMEN DÜŞTÜĞÜ KARA GÜN.

1864 - ÇERKESYA'NIN BOŞALMAYA BAŞLAMASI. (Rus askerlerinin acımasız tutumları ve Osmanlı propagandaları sonucu göçün hızlanması).



-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 18:30
Amman Wadi Sir Derneği Başkanı ve 79 yaşındaki Mececiko Şapsığ İdris’in, Ethem Bey konusundaki sorularımıza cevaplarını içeren görüşme tutanağıdır:

“Ethem Bey önceleri yeğenleri Hakkı ve Arslan beyler ile kalıyordu. Arslan tütün fabrikasında çalışıyordu. Sonradan Arslan Bey ĞOR tarafına gidip tarımla uğraşmaya başladı. Hakkı da yasaklı olmadığı için Türkiye’ye döndü. Ethem de Wadi Sir Derneği’nin yaptırmış olduğu kerpiç sıra evlerden birinde kalmaya başladı. Herhangi bir iş yapmadı. Arkadaşlarının ve komşularının verdikleriyle yaşadı. Üç gün aç kaldıysa bile kimseden birşey istemedi. Konuşmayı sevmezdi. Uzunboylu, çakır gözlü, sürekli huzursuz ve öldürülme kuşkusu içindeydi. Arslan Bey buradan ayrıldıktan sonra kışları onun yanına gider orada kalır, yazın dönerdi. Nefes darlığı rahatsızlığı nedeniyle yazları bir süre Suwilah’da da kaldı. Reşit Bey geldiği günden itibaren sürekli olarak Hurma İlyas ve Zekeriya’nın tahsis ettiği evde kaldı. Hoşsohbet ve topluma giren birisiydi. İsrail kurulmadan önce Arap-İsrail savaşı sırasında nehrin bu tarafında birlikte savaşı izliyorduk. Ethem Bey, bu savaş Filistinlilerin geri dönüşü için değil İsrail’in kurulması için yapılıyor, savaşı Arap alemi kaybedecek demişti ve öyle de oldu. Ethem’e burada askeri bir görev teklif edildiğini hiç anlatmadı. Sadece Mustafa Kemal’in para ve pasaport gönderdiğini, Ethem’in de “ianeye ihtiyacım yok, yargılanıp aklanmayacaksam dönmenin bir anlamı yok” diyerek reddettiğini biliyorum. Ethem’in Mustafa Kemal ile ilgili kötü söz sarfettiğini duyan olmamıştır. Ama İsmet Bey için ve Reşit Bey için söylerdi. Anzavur ile olan savaşlarında da hatanın Anzavur’da olduğunu, hatırlı kişileri gönderip ikaz ettirdiğini ama dinlemediğini o günün koşulları gereği üzerine gittiğini, birçok konuda kendisini yanıltanın ve harcayanın kardeşi Reşit Bey olduğunu, Mustafa Kemal’in Reşit’i de kendisini de kullandığını, isyanları bastırdıktan sonra kendisine ihtiyaç kalmamış olmalı ki, İsmet Bey marifetiyle inadına inadına üzerine gelindiğini ancak insanları kırdırmamak ve bazı karşı önerilerine rağmen başka türlü hareket olanağı bırakılmadığı için adamlarını serbest bırakarak ve geçiş protokolu imzalamak suretiyle Yunanlılar’a teslim olduğunu ama onların da sözünde durmadığını, İstiklal Mücadelesi’nin ilklerinden olmak ve iyi niyetle hizmet etmekten başka bir hatasının olmadığını geniş katılımlı bir toplantıda bir bir anlatmıştı. Eğer Ethem Bey önce ölmeseydi, Reşit Bey de dönemeyecekti. Zira onun akıbetini hazırlayanın kendisi olduğunu biliyordu. Aytek ve Hakkı gelip zorla ikna ederek geri götürdüler. Bir toplantıda Sultan Abdülhamit halledilince Yahudi kökenli 4 mebusun nasıl naralar atarak kucaklaştıklarını, Osmanlı’nın hatalarını kollayarak Yahudilerin yıllarca sessiz sedasız nasıl hazırlık yaptıklarını planlarını gizli gizli nasıl uyguladıkların anlatmıştı. Zaman Reşit’i haklı çıkardı.” dedi. İfadesi okunduktan ve açıklandıktan sonra imza altına alındı. Amman, 2.3.1998.

Görüşme yapanlar: Muhittin Ünal, Muhammed Ğassan Abaza,

Bildiklerini anlatan: Mececiko Şapsığ İdris.
Ürdün’ün başkenti Amman’ın bir semti olan Wadi Sir Kafkas derneği salonunda tanıklar huzurunda konuştuğumuz 79 yaşındaki Şoproka Hüsni’nin Ethem Bey ile ilgili sorularımıza vermiş olduğu cevap tutanağıdır:

“Wadi Sir’da eskiden bir derneğimiz vardı. Bu derneğin bitişiğinde tek odalı kerpiç evler vardı. Onlardan birisini de Ethem Bey’e vermişler ve orada tek başına kalıyordu. Uzun boylu cam renginde gözleri olan, tam anlamıyla Çerkes tipli birisiydi. Evine de rahatlıkla girip çıkıyorduk. Ama yaşımız gereği önem vererek olanları enine boyuma tartışmazdık. Kendisi de geride kalmış hadiselerden bahsetmeyi sevmezdi. Türkiye’den zaman zaman gelen Çerkesler, bu adam Çerkesler’e kötülük yaptı, neden O’nu koruyorsunuz demişlerdi, ama aldırmadık. Özellikle Duğuj Yusuf ve Ketej Hako Selim O’nu sahiplenmişlerdi. Onlar ve komşuların yardımıyla yaşardı. Kendisi de bekar işi bir şeyleri yapabiliyordu. Bir gün bir dükkanda akrabam İsa da varken Arap-İsrail savaşı konu oldu. Bazı Araplar’ın Yahudiler’e yardım edişini anlayamadığını söyleyince, İsa da “Sen de Yunan’a yardım etmedin mi?” deyiverdi. Ethem önce şaşırdı, sonra böyle bir şeyin kesinlikle varid olmadığını kesin bir dille söyledi. Bu arada Arap-İsrail savaşının sonucunu da önceden söyledi. Kendisi Türkiye’den gelecek birileri tarafından öldürüleceği endişesi içindeydi. Gece gezerken eli hep tabancasının kabzası üzerinde ve tetikteydi. Türk ve Ürdün hükümetleri arasında Ethem Bey’in Ürdün dışına çıkarılmaması için anlaşma vardı. Sadece bir kez Türkiye’ye gitmeyi denedi ve Suriye’de yakalanıp geri getirildi, iki ay hapis yattı. Hapishane yöneticisi bir Arap, Ethem’e şöyle yaptım, böyle yaptım diye övününce gençler olarak onun ağzının payını verdik. Türkiye’ye gidip Mustafa Kemal’i öldürmek gibi bir kastının ve düşüncesinin olduğunu duyan olmamıştır. En yakın dostlarından olanlar dahi böyle bir şeyi duymuş ve kuşkulanmış değildirler. O’nun böyle bir düşüncesinin olduğuna bugün de inanmıyorum. Büyük kardeşi Reşit Bey ise hep “Hurmalar”da kaldı. O’nu fazla tanımadım. Yalnız Ethem Bey, şu anda İngiltere’de yaşamakta olan Muhammed Hayır adındaki bir hemşehrimize bir şeyler yazıp vermiş. Zamanı gelince bunlar çok işe yarayacak diye de tembihatta bulunmuş. Abu Mervan bu konuyu daha iyi bilebilir. Benim bu konuda bildiklerim bunlardan ibarettir” dedi. İfadesini okuyup huzurumuzda imza etti. Amman Wadi Sir derneği, 28.2 1998.

Görüşmeyi yapanlar: Muhittin Ünal, Muhammed Ğassan Abaza

Anlatan: Şoproka Hüsni
 
Amman Wadi Sir Kafkas Kültür Derneği’nde görüştüğümüz 75 yaşındaki Şhalduğ Nurettin’in Ethem Bey konusunda kendisine yönelttiğimiz sorulara vermiş olduğu cevapları içeren görüşme tutanağıdır.

“Ben o tarihlerde dükkanda çalışıyordum. Ethem Bey de gelir giderdi. Uzun boylu, yakışıklı, cam gibi gözleri olan bir l kişiydi. Fazla konuşmazdı, ağzı sıkı birisiydi. Hayatından mı endişesi vardı bilmiyorum ama şüpheci bir tavır içindeydi. Çerkes terbiyesi almış birisiydi. Suriye’ye bir kez gitmişti. Onda da yakalanıp iade edildi ve hapis yattı. Bildiğim kadarıyla Türk ve Ürdün hükümetleri arasında Ethem Bey’in Ürdün dışına çıkarılmaması konusunda bir mutabakat veya anlaşma vardı. Türkiye’ye yönelik bir olumsuz organizasyon içine girdiğini hiç sanmıyorum. Öldüğünde Amman veya Suwilah’a gömüldüğünü sanıyorum. Benim bildiklerim bunlardan ibarettir.” dedi. İfade metni kendisine okunduktan sonra müştereken imza altına alındı. Amman, 28.3.1998

Görüşmeyi yapanlar: Muhittin Ünal, Muhammed Ğassan Abaza

Anlatan: Şhalduğ Nuredin

 
Ürdün’ün başkenti Amman’ın bir semti olan Wadi Sir Kafkas Kültür Derneği salonunda tanıklar huzurunda görüştüğümüz 82 yaşındaki Abdürrezzak oğlu Ahmed Hakuj’un Çerkes Ethem Bey konulu sorularımıza vermiş olduğu cevaplar tutanağıdır:

“Ethem Bey’i ilk kez yakinen görüp dinlediğimde yaklaşık yirmi yaşlarındaydım. Hurmalar’ın evinde Reşit Bey kalıyordu. Çok sayıda insanın bir arada olduğu bir toplantıda başlarına gelen olayların oluş şekli konu ediliyordu. Daha çok Reşit Bey konuşuyordu. Ethem Bey hep dinledi ve sonunda “Güç ve kuvvet bendeydi. Tüm isyanları bastırdım. Siyasi amacım hiçbir zaman olmadı. Ama olsaydı da başarabilirdim. Mustafa Kemal, kardeşimi hep kandırıp kullandı, O da beni kandırdı. Mustafa Kemal için bunu normal sayarım. Benim akıbetimi kardeşim Reşit Bey hazırladı” dedi. Türkiye’ye gidip şöyle yapacağım, böyle yapacağım gibi bir konuşmasını duyan olmamıştır. Zaten hep öldürüleceği korkusu ve kuşkusu içinde yaşadı. Hac’dan gelen babamın getirdiği hurmayı ikram ettiğimizde alıp yemedi. 3-4 gün aç gezse bile ağzını açıp bir şey isteyecek bir adam değildi. Öleceği gün hastahanede karşılaştık. Ne yaptığını sorduğumda; “Önemli bir şey yok. Boğazımdaki rahatsızlığım için ameliyat edilme ihtimalim vardır, onun için buradayım” karşılığını vermişti. Görüşmemizden sonra aynı gün ameliyat oldu. Fakat ameliyat masasında can verdi. Suwilah’a mı yoksa buraya mı gömüldü, iyice bilemiyorum. Çok enteresan bir insandı. İri yarı, çakır gözlü ve yakışıklı bir adamdı. İkinci Dünya Harbi’ni yakından izliyordu. Gelişmeleri radyodan dinleyip haritalara iğneler batırarak izlerdi. Savaşı merak edenler gidip O’ndan bilgi alıyorlardı. Benim konuyla ilgili olarak bildiklerim ve söyleyebileceklerim bunlardan ibarettir.” dedi. İfadesini okuduktan sonra huzurumuzda imzaladı. Amman, Wadi Sir derneği, 28.2 1998

Görüşmeyi yapanlar: Muhittin Ünal, Muhammed Ğassan Abaza

Anlatan: Ahmed Hakuj
 
GÖRÜŞME TUTANAĞI 5

Ürdün’ün başkenti Amman’ın merkez köylerinden olan Suwilah’ta oturmakta bulunan takriben 70 yaşlarındaki Hacı Kasım Sadettin ile Çerkes Ethem konusunda kendi evinde yapmış olduğumuz görüşmede sorularımıza verdiği cevaplar tutanağıdır:

“Ethem Bey Suwilah’tan önce nerede kalıyordu onu bilemem. Ben okul çağındayken O buraya gelmişti. Bolat Aziz Bey’in eski tip evlerinden ve direkt bahçeye açılan tek odalı bir yerde kalıyordu. Akrabamız olan bu aileye sık sık gittiğim için biliyorum. Şimdi o evler kalmadı. Tamamı yıkıldı ve dernek binası yapıldı. Ethem Bey ile görüşmemiz merhabayı pek geçmedi. Zaten astımlı olduğu için buraya geliyordu. Çalışacak hali de yoktu. İri yarı, zayıf bir adamdı. Entare tarzında ve diz altına kadar inen uzunca bir Arap kıyafetiyle dolaşırdı. Yün çoraplarını da üste giyerdi. Sabah ve akşamları yürüyerek vadiye iner, dolaşır gelirdi. Silah taşıdığını görmedim ama elinde uzunca bir sopa bulunurdu. Kışları Amman’a veya yeğenlerinin olduğu Şuna Menşiye’ye giderdi. Burada kalırken Bolat Aziz ve annesi yardım ediyorlardı. Başka yardım eden komşular da vardı. Ethem’in, zamanında şaşaalı bir yaşam sürdüğü konuşulurdu. Kardeşi Reşit Bey bu köye hiç gelmedi. Hurmalar’ın evinde kaldı. O’nu birkaç kez Amman caddelerinde gördüm. Konuşkan ve heybetli bir yapısı vardı. Ethem Bey’in bende bir resmi vardır. Memlüklüler konusunda araştırma yapan bir avukat Mısır’dan gelmişti. Onlarla birlikte piknikte çekilen bu resmi verebilirim. Bu resimde Ethem Bey hayli kiloludur. Oysa burada kalırken bayağı zayıflamıştı. Ethem Bey burada köyümüzde ölmedi. Bu köy mezarlığına da gömülmedi. Muhtemelen Amman’da öldü ve orada gömüldü. Benim bu hususta bildiklerim bunlardan ibarettir.” dedi. İfadesi okunduktan sonra müştereken imza altına alındı. Amman, 2.3. 1998

Görüşmeyi yapanlar: Muhittin Ünal, Muhammed Ğassan Abaza

Anlatan: Hacı Kasım Sadettin
 


-------------


Mesajı Yazan: yesgarkoyavuz
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 18:31

bu yazınlar bes bolumden olusmaktaydı ben tek bolumde pargraf olarak topladım umarım begenırsınız...



-------------


Mesajı Yazan: akozba
Mesaj Tarihi: 23-Temmuz-2007 Saat 19:18
Wink


Mesajı Yazan: abhaz23
Mesaj Tarihi: 24-Temmuz-2007 Saat 15:07
Milattan önce Adıgeler

N.Y. Mar şöyle yazıyor: Adıge-Abhaz ve diğer Kafkas halkları, Elam, Kasit, Hald, Sümer, Urartu, Bask, Pelask, Etrusk, büyük bir ırk olarak Akdeniz havzasında yaşıyordu. Abhaz-Adıge ile Bask dilleri biraz uyuştuğu gibi kültürlerinde de büyük benzerlikler vardır. Bunların güçlü büyük bir ırktan türemiş olmaları gerekir ki, bu bir Akdeniz havzası ırkı idi. Adıge-Abhazlar, Kafkas-Anadolu coğrafyasında yaşayan ilk halklardandır. Önceden bir olan Kafkas-Hat'lardan bölünmüştür. Adıge-Abhaz dili, ölü Hat dilinden başka hiç birine benzemiyor. İnsanın kimliği sorulurken 'hat' , 'het' denmesi, Hatkoy kabilesi, Hatuw, Hatko, Hatıjıko, Hatşıko, Hatkh, Hatıkhe, Hataw vb. sülale adları da bu akrabalığı destekleyen delillerdendir. Küçük Asya ile Kafkas kültürünün yakın, hatta aynı olduğu söylenebilir. . Tanrı adları birbirine yakın idi. Hatca savaş tanrısı 'İnare' idi. Adigelerde, İnarowko, İnar; Abhazlarda İnarbe gibi isimler kullanılmaktadır. Tanrı Datto'yu (bazıları yıldırım tanrısı olduğunu söylüyor) çağrıştıran 'dotta' kelimesi vardır. Adiğeler saygın sülalelere bir saygı ifadesi olarak 'Dotta' diye hitap ederlerdi. 'Waşkho'(Hatça ibadet adı): M.Ö. 2 bin yıllarında kullanılan bu kelime Abhazca'da halen aynen kullanılır. Wubıhlerde 'Waşhve', Adıgey'de 'Waşkho', Kabardey'de 'Waşho' yemin için kullanılır. M.Ö. 7-8 bin yıllarında Küçük Asya'da insan yaşıyordu. Buğday ve arpa ekiliyor, koyun ve keçi besliniyordu. M.Ö. 5-4 bin yıllarında buralarda gelişme, 3 bin yıllarında değişim görülmekte, kale ile çevrili şehirlere rastlanmaktadır. Daha o dönemde kültürel ve politik ilerleme sağlanmıştır. Dorak ve Alacahöyük'te kama, kılıç, balta, mızrak vs. gümüş işlemeli madenler bulunmuştur. Kaş'ların (Kas da denir) orada yaşadığı tartışmasız bilinen bir husustur. Bunlar Hat'larla yakın akraba idiler. M.Ö. 2 binin sonları ile binin başlarında Hat kavimleri yayılmaya başladı. Hatusas şehri merkezleri idi. Güney bölgelerde yaşayan Het'ler de Hat ve Kas'ların yaşadığı kuzey bölgelere doğru çıkmaya başladılar. Yeni gelen fertler, Hatların dilini almıştır. Demirin adının ve önemin Kas ve Hatlarda aynı oluşu akrabalıklarının en büyük delillerinden biri olarak kabul edilir. 1970'li yıllara kadar bilim adamları, 'Maykop kültürü'nün sadece Karadeniz sahillerinde yaşadığı kanaatindeydi. Bu kanaatin dayandığı bir temel yoktu. Ancak 'Maykop kültürü'nün hakimiyet alanını belirlemek o kadar kolay değildi. Kuzey Kafkasya'daki halkların kültür birliğini daha önce belirtmiştik. Nalçik'te açılan kurgan, yapılış şekli ve muhteviyatı itibarıyla Maykop kurganlarının aynı idi. Batı Gürcistan kültürü de Maykop kültürüne yakındır. Millattan önce 3 bin yıllarında Maykop kültürü hükümran olmuştu. Merkezi de Ön Kuban idi.




-------------
***фзыгцф ащк умук***


Mesajı Yazan: abhaz23
Mesaj Tarihi: 24-Temmuz-2007 Saat 15:20
                           KAFKAS MUCİZESİ KEFİR
 
Kefir yapılışında esas olarak inek sütü kullanılır.Bunun evlerde ve endüstriyel şekilde süt fabrikalarında yapılışı birbirinden farklıdır.
Kefir yapılışında kullanılacak süt 5dakika kadar iyice kaynatıldıktan sonra bir kaba alınır ve 25 dereceye kadar soğutulur.Üzerindeki kaymak tabakası alınır.Süt 1litreye 15-20gr.kadar kefir tanesi katılır homojen hale gelmesi için iyice karıştırılır.Kabın kapağı kapatılır ve süt 20-25derecede kalacak şekilde kap sabit bırakılır.Soğuk havalarda kabın etrafı ısıyı muhafaza etmek için sarılır.Kabın 20-30derecede sabit kalması sağlanır.Bu sıcaklık yoğurt yapmak üzere sütün mayalandığı dereceden düşüktür.Zira yoğurt için mayalama sıcaklığı 42-45derecedir.Bu yüzden kefir yapımında sütün sıcaklığı serçe parmağıyla kontrol edilerek olursa,sıcaklığın ve soğukluğun hissedilmediği bir derecede süte kefir tanesi katılır.

Kap içindeki süt normal olarak 18-24 saat sonra pıhtılaşır.Pıhtılaşma süresi üzerine süte katılan kefir tanesi miktarı,bekleme sırasındaki sütün sıcaklığı ile etkili olmaktadır.Soğuk havalarda kabın etrafı sarılmaz ise sütün ısısı düşeceğinden pıhtılaşma gecikir veya hiç gerçekleşmez.
Pıhtı yani kefir oluşunca buzdolabına alınır ve soğuyuncaya kadar burada bekletilir.Buzdolabından alınan kefir tanelerin ayrılması için bir kabın üzerine yerleştirilen tel süzgeçten geçirilir.Süzgeç üzerinde kalan taneler hemen kefir yapımında kullanılabileceği gibi yıkanarak bir su bardağı içerisinde buzdolabında bir hafta kadar saklanabilir.Saklamak gerektiği zaman taneleri örtecek kadar bardağa su koymak gerekir.
Elde edilen süzüntü hemen içilir veya 2-3gün buzdolabında kalabilir.Bu süre içinde kefirde biraz asit,alkol ve karbondioksit oluşur,dolayısiyle tat ve aroma değişir.
Bu tip fermentasyonun oluşumunda,laktikasit bakterileri ile mayalar birlikte hareket ederler.Kefirde bulunan fermentasyonlar sonucu laktozdan asit(örn.laktik asit,oksalik asit,keto glutarik asit) ve bazı volatil(uçucu)bileşiklerin(uçucu yağ asitleri)yanısıra,alkol ve karbondioksit meydana gelir.Bu bileşikler kefirin tipik aromasının oluşmasına yardımcı olurlar.
Kefirin bileşiminde yeralan maddeler esas itibariyle sütün özelliklerine bağlıdır.Ayrıca bileşimi,tadı ve aroması.üzerine yapımı sırasında sütün mayalama sıcaklığı,bekleme süresi,yapımdan sonra içilmeye kadar geçen süre etkili olmaktadır.İnek sütünden yapılan kefirin içerisindeki maddeler genellikle aşağıdaki gibidir.
SU
KURU MADDE
YAĞ
KAZEİN(SÜT PROTEİNİDİR)
LAKTOALBÜMİN
LAKTOZ(SÜT ŞEKERİ)
ALKOL(AZ MİKTARDA)
SÜT ASİTİ
MİNERAL MADDELER


işte kefir yapılışı ve içinde barındırdığı maddeler bu şekilde sizlere sunulmuştur.teşekkür ederim...



-------------
***фзыгцф ащк умук***


Mesajı Yazan: abhaz23
Mesaj Tarihi: 24-Temmuz-2007 Saat 15:35
ÇERKESLER


Kendi dillerinde: Adige; ve Abadzeck, Besleney, Bjeduğ, Gaytukay, Yererukoy, Kemgoy, Keak, Nathuaç, şapsığ, Temirgoy gibi kabilevi isimler; Rusça'da: Çerkesi. Çerkezlerin çoğunluğu Karaçay-Çerkez özerk Vilayeti'nde yaşamaktadır. TARİH Çerkez kavramı, "Tatar" kavramı gibi, farklı zamanlarda farklı anlamlarda kullanıldığı için yanıltıcıdır. Çerkezler Adige (bkz. s. 184) grubuna aittirler ve Çerkez isminin Adige kabilevi isimlerinden biri otan Kerketi'den geldiği anlatılmaktadır. Eski Rus kroniklerinde (vekayinamelerinde) bu grubun tamamından Kasogi/Kosagi olarak bahsedilir; hemen hemen ayni dönernde (M.S. 10. yüzyıl) Araplar, Farslar ve Gürcüler arasında ise Kaşak olarak bilinirlerdi. 13. yüzyıldan itibaren Çerkez adı kullanılmaya başlandı. (Ancak başlangıçta sadece Adigeler için değil, daha çok güney Ukrayna halkı için kullanılırdı). Bu kavrarn Çerkez şeklinde, kuzey Kafkasya insanları (Abhazlar, Abazalar, Osetler vs.) için bir genel isirn olarak kabul edilmiş ve hala da Türkçe ve Batı Avrupa kaynaklarında bu anlamda kullanılmaktadır. 1926 Sovyet nüfus sayımında Kabardalar hariç bütün Adige halklari için "Çerkez" tabiri kullanılmıştı. daha sonra, belli bölgelerde yaşayan (özellikle Karaçay-Çerkez Özerk Vilayeti'nde) Adigeler için kullanılır oldu ve bugün hala bu manada kullanılmaktadır. Bu arada, "Adige" (yerli konuşma dilinde her zaman olduğu gibi) bu grup için genel etnik bir tabir haline geldi. 1926 ve 1959 yılları arasında çerkez nüfusunun görünürdeki düşüşü sayida gerçek azalmadan ziyade tabirlerin manalarının yeniden belirlenmesinden kaynaklanmaktadır. (Çerkezlerin tarihi için Adige kısmına bakınız.) Karaçay-Çerkez özerk Vilayeti Ocak 1922'de Rusya Federasyonu'na baglı Stavropol topraklarında (kray) o1uşturu1muştur; idari merkezi (şimdi Çerkesk olarak bilinen) Batalpaşinsk'tir. Nisan 1926'da iki bölge birbirinden ayrı1mış (ayni yılın Ocak ayında yapılan nüfus sayımında zaten ayrı ayrı zikredilmişlerdi) ve Karaçay özerk Vilayeti ile 1928'de özerk vilayete dönüşecek olan çerkez Ulusal BöIgesi meydana getirilmiştir. Savaş yıllarında Karaçay özerk Vilayeti ilga edildi ve 1957'de tekrar kuruIduğunda yine çerkez Vilayeti'yle birleştirilerek Karaçay-Çerkez özerk Vilayet'i.oluşturuldu ve Çerkessk'de idari merkezi oldu. 27 Temmuz 1922'de Adige-Çerkez özerk Vilayeti kuruldu; Agustos 1928'de Adige özerk Vilayeti oldu. Daha önce çerkez olarak bilinen yerli halk şimdi "Adige" olarak bilinmektedir, (bkz. Adigeler) NÜFUS ve DAĞILIMI Çerkes Nüfus artışı : 1926 1959 1970 1979 Çerkez+Adige 65.270 30.453 39.785 46.470 Ana dili Çerkeslerin Bölgesel dağılımı: Çerkez/Karaçay-Çerkez 34.430 - (74.1%) (tahmini) Ayrıca Rusyanın (Çerkes özerk vileyeti Adigey vb. bölgeler hariç) diğer yerlerinde de % 4.5 oranında bir çerkes nüfus olduğu tahmin edilmektedir. Rusya Federasyonu'nda Çerkezlerin kent-kırsaI kesim dağılımı : Çerkez +Adige Kent (18.8%) Kırsalkesim (81.2%) DİL Milli dil çerkezcedir Kabardiyan diliyle birlikte bir edebi dil oluşturduğu kabul edilir ve buna "Kabardino-Çerkez" olarak atıfta bulunulur. Kuzey-Batı Kafkas dilleri grubuna ve Abhazca-Adige alt grubuna aittir Adige diline oldukça yakındır ve her iki dil (Kabardino-Çerkez ve Adige) de kendi konuşanlarınca Adyga-bze şeklinde ifade edilir. Kabardino-Çerkez dilinde dört ana lehçe grubu vardır: Büyük Kabardiya, Mozdok bölgesi, Besleneyler (şu anda Çerkez halkının çogunluğunu oluşturan grup; yani Karaçay-Çerkez özerk Vilayeti'nde yaşayanlar) ve Kuban bölgesi. Aralarındaki farklar genellikle fonetik ve rnorfolojiktir. Kelime haznesinde önemli sayıda Türkçe, Farsça ve Arapça (özellikle din alanında) kelimelerin yanısıra bir hayli de Rusça kelime bulunmaktadır. İdari, adli ve diger resmi işlemlerde genellikle Rusça kullanılır, ancak teoride, gerekirse Çerkezce de kullanılabilir. Öğretim dili olarak Çerkezce tümüyle kullanılmamakta, yalnizca öğretirn dilinin Rusça oldugu okullarda 1-10 sınıflarda seçmeli ders olarak okutulmaktadır. Hem Kabardino_Balkar cumhuriyetinde , hemde Karaçay Çerkes'te Kabardino-Çerkez dilinde radyo Tv,gazete ve süreli yayınlar mevcuttur yalnız bunlardan bilimsel,teknik ve okul kitabı niteliğinde değildir. Ana dili Çerkes'çe olanların yüzdesi : Çerkez+Adige Kentlerde %75.3 -- Kırsal kesimde 96.5 Rusçayı iyi bilen Çerkeslerin yüzdesi : Ana dil olarak %5.9. , ikinci dil olarak % 69.6 DİN Çerkesler de Hanefi ekolüne mensup sünni müslümanlardır ve Kuzey Kafkasya-Dağıstan din işleri idaresine bağlıdırlar. Çoğunluğu Türkiyede olmak üzere yakındoğuda sayıları tam bilinmemekle birlikte Kafkasyadakinden bir kaç katı Çerkes vardır.



-------------
***фзыгцф ащк умук***


Mesajı Yazan: cukupha_11
Mesaj Tarihi: 25-Temmuz-2007 Saat 16:29
Nart Tlepş nartların en ulularındandır. Nart halkının tüm araç ve çereçlerini yapmak, yeni buluşları ile halkın yaşamını kolaylaştırmak onun görevleri arasındadır. Her türlü madeni işleyip olağanüstü güzellikte araçlar yapar. Maden çağı uygarlığı aşamasının ve Nart toplumunun yeni buluşlarının simgesidir.
Halkın gözünde çok güçlüdür. Ünlü Seteney Guaşe ile kimi zaman yardımlaşarak, toplumsal sorunları çözerler. Kimi zaman da birbirlerine ters düşerler. Setney Guaşe kızgın taş parçasını Tlepş'e kırdırarak Sosrikua'nın doğmasını sağlar. Sosrikua'yı maşası ile suya daldırarak çelikleştiren yine Nart Tlepş'tir.
Sosrikua'nın bir kahramana yaraşır biçimde eğitilmesini, silah kullanmasını öğrenmesini Seteney'in önerisi üzerine yine Nart Tlepş üstlenir. Bu manevi çocuğunun silah kullanma çağına geldiğini anlayan Seteney, Tlepş'e sihirli silahlar ısmarlar. Kahramanımız bu yönü ile Grek Mitolojisinin topal ve çirkin tanrısı, ateş ve demircilerin piri Hephaistos'u anımsatır. Akhilleus Troya savaşlarına giderken annesi Thetis Hephaistos'a giderek oğlu için efsunlu silahlar yapmasını ister.
Topal Hephaistos tanrıçaların en güzeli Aphrodite ile evlidir. Gerçi Tlepş ile Seteney Guaşe'nin evli oldukları pek anlatılmaz, ancak ilişkileri adı geçen Grek tanrılarını anımsatmaktadır. Bu benzerliğe karşın Tlepş'in tüm buluşları toplumun yararınadır. Hephaistos ise devamlı kin güden ve kötülük düşünen bir tanrı olarak tanımlanır. Buluşlarını kendisi ile alay eden, kendisini küçümseyen diğer tanrılar aleyhine kullanır. Hatta topal olduğu için oğlundan utanan annesi tanrıça Hera bile onun şerrinden kurtulamaz. Topal tanrı, içine zincirler sakladığı bir taht yaparak annesine götürür. Hera tahta oturunca zincirlerle bağlanır ve bir daha kurtulamaz. Kısacası topal ve çirkin oluşundan aşağılık duygusuna kapılmış olan Hephaistos kötülük yapmaktan kendisini alamayan bir mitoloji kahramanıdır.
Oysa Tlepş güçlüdür, cesurdur. Tarım araçlarından döküm araçlarına, silah yapımına kadar tüm uygarlık gereksinimlerini toplum yararına yapar. Buluşlarında en yakın danışmanı ve yardımcısı Seteney'dir. Abazin Halk Destanlarından Türkçeleştirdiğimiz aşağıdaki text bunun en güzel örneğidir.
"Nartlar güçlü ve insanüstü ırktı. Sert mizaçlı idiler. Büyük bir halk idi Nartlar... Çok güçlü atları vardı, alp (mitolojik olaylarda geçen, dağlara uçarak çıkan kanatlı at türü) soyundan gelen. Toplumsal düzenleri vardı. Sorunlarını yaşadıkları Guım (kuma) ırmağı kıyısında toplanan kurultayda çözümlerlerdi.
Evlenmiş, çok güzel ve akıllı bir kadın yaşardı aralarında. Seteney guaşe bilge idi, O nartların her derdine derman olurdu, felaketlerde, kıtlık yollarında, savaşlarda halkına yol gösterirdi, başı derde düşen ona koşardı.
O çağlarda nartlar çok yaşarlardı; ikiyüz, üçyüz yıl kadar... Uzun yaşamlı olurd Nart halkının bireyleri... Bu uzun yaşamlı halkın arasında Seteney'in belli bir yeri vardı. Aynı çağlarda Nartlar'ın demirci ustası tlepş de yaşamaktaydı. Seteney sık sık Tlepş'in dökümhanesine giderdi, "Örsü taştan, çekicide ağaçtan oldğu için yoruluyor" diye üzülürdü. Bir gün "Tlepş'in örsü ve çekici demirden olsa bu kadar yorulmazdı" diye düşünen akıllı kadın bir ağaç parçasını yontarak bir takım örs ve çekiç maketi yapar, çekiç maketinin tam ortasını delerek sap takılacak yeride belirtir. Onuru kırılmasın diye Tlepş'e söylemez, gizlice gidip yaptığı maketleri dökümhanenin penceresinden içeriye bırakır. sabah olup Tlepş iş yerini açtığında ağaç maketlere bakar bir süre, nerden geldiğini anlayamaz. ancak bunların örs ve çekiç modeli olduğunu kavrar hemen. "Bu örs olmalı, bu da yanılmıyorsam çekiç" diye söylenir kendi kendine...Önce örsü döker demirden, sonra çekici şekillendirir makete uygun biçimde... Ortasına açtığı delikten de sap takar. Böylece Tlepş'in takımı tamamlanmış olur. Ama çalışırken yine zorluk çeker. Ateşten aldığı kızgın demir parçaları ellerini yakmaktadır. Bir tutacak yapmak gelmez aklına. O güne dek bir akıllı çıkıp da bir kerpeden veya maşa yapmayı düşünmemiştir henüz.
Dökümhaneye sık sık uğrayan Seteney durumu izler bir süre, fakat bir yolunu bulamaz, ne yapsa da Tlepş'in ellerini yanmaktan kurtarsa?... Derken birgün, Seteney suya giderken yolda iki küçük yılan yavrusu görür. Yılancıklar boyunlarını birbirinin üzerinden geçirmiş, uyumakta... Sarmaş dolaş yatan yılanlara bakarken Seteney'in aklına bir fikir gelir, bir dal parçasına taktığı yılanları, şekilleri bozulmadan Tlepş'e götürür: "Tlepş, Tlepş ilginç, çok ilginç bir şey buldum. Örsün çekicin tamam, bunun gibi demirden bir şey yapda ellerin yanmaktan kurtulsun..
Tlepş boyunlarındanbirbirine çakılmış yılan ölülerine bakar, bakar da onların biçimlerini erimiş demirden biçimlendirir. Maşa veya kerpetenin bulunuşu böylece seteney'in parlak zekasından doğar.
Kahramanımız yararlı buluşları, gücü, haksızlıklara baş kaldırışı ile günümüze dek çeşitli ozanların ve yazarların esin kaynağı olmuştur. Ömer Seyfettin'in "Diyet" öyküsündeki demirci kahramanından, Yaşar Kemal'in "Ağrı Dağı Efsanesi"ndeki Demirci Hüsso'ya değin çeşitli yazarlarca işlenen demirci motifi Nart Tlepş ve Greklerin Topal Hephaistos'unun edebiyata yansıması biçimidir bizce...


-------------
Bu GuN TaNRıYa BıR KeZ DaHa CeRKeS oLDuGuM ıCıN SuKReTTım... HeRGuN YaPTıGıM GıBı...


Mesajı Yazan: abhaz23
Mesaj Tarihi: 26-Temmuz-2007 Saat 13:31
 

Bana soruyorlar, sen ne Milletsin diye.
Söylüyorum ben Abhaz'ım diye.
Anlamıyorlar, bilmiyorlar, anlat diyorlar.
Ve ben anlatıyorum belki beş bininci kere.

Bana soruyorlar,
Senin ataların ne zaman yerleşmiş Abhazya'ya diye.
Onu bana değil, Hz. NUH'a sorun diyorum.
Lakin oda ancak Hz. ADEM'e sormuşsa bilebilir,
Diye cevap veriyorum.

Ey bana bu soruları sorduran.
Bunlara sebep olan alçaklar.
Bir gün gelecek, sizinle de hesaplaşacağız.
Anlayacaksınız gemilerde ölümün soğukluğunu.
Anlayacaksınız bir bebeğin,anne kucağında,
Nasıl çürüyebileceğini.
Ve anlayacaksınız.
Sınırları kapatmanın bizi durduramayacağını!




-------------
***фзыгцф ащк умук***


Mesajı Yazan: cukupha_11
Mesaj Tarihi: 26-Temmuz-2007 Saat 14:42
tek kelimeyle süper tüylerim diken diken oldu sagol paylasımın için

-------------
Bu GuN TaNRıYa BıR KeZ DaHa CeRKeS oLDuGuM ıCıN SuKReTTım... HeRGuN YaPTıGıM GıBı...


Mesajı Yazan: jiphaiclal
Mesaj Tarihi: 26-Temmuz-2007 Saat 18:24
koray sağol super yazı

-------------
Hazşöaz Apsuwara Yıwuumrızın


Mesajı Yazan: abhaz23
Mesaj Tarihi: 28-Temmuz-2007 Saat 15:22
ne demek,herzaman paylaşımlarım olacak...Smile

-------------
***фзыгцф ащк умук***


Mesajı Yazan: abhaz23
Mesaj Tarihi: 28-Temmuz-2007 Saat 20:09

.........

                                 ÇERKESLER

Araştırma A.D

.........

.........

Tarih

Kendi dillerinde: Adige; ve Abadzeck, Besleney, Bjedugh, Gaytukay, Yererukoy, Kemgoy, Keak, Nathuaç, Shapsugh, Temirgoy gibi kabilevi isimler; Rusça'da: Çerkesi. Çerkeslerin çoğunluğu Karaçay-Çerkessk Özerk Cumhuriyeti’nde yaşamaktadır. Çerkes kavramı, "Tatar" kavramı gibi, ayrı zamanlarda ayrı anlamlarda kullanıldığı için yanıltıcıdır. Çerkesler Adige (bkz. s.184) grubuna aittirler ve Çerkes adının Adige kabilevi adlarından biri olan Kerketi'den geldiği anlatılmaktadır. Eski Rus kroniklerinde (ve kayinamelerinde) bu grubun tamamından Kasogi/Kosagi olarak söz edilir; hemen hemen aynı dönemde (M.S. 10.yüzyıl) Araplar, Farslar ve Gürcüler arasında ise Kaşak olarak bilinirlerdi. 13.yüzyıldan başlayarak Çerkes adı kullanılmaya başlandı. Ancak başlangıçta yalnız Adigeler için değil, daha çok güney Ukrayna halkı için kullanılırdı. Bu kavram Çerkes şeklinde, Kuzey Kafkasya insanları (Abhazlar, Abazalar, Osetler vb) için bir genel isim olarak kabul edilmiş ve hala Türkçe ve Batı Avrupa kaynaklarında bu anlamda kullanılmaktadır.

1926 Sovyet nüfus sayımında Kabardeyler dışında bütün Adige halkları için "Çerkes" adı kullanılmıştı. Daha sonra, belli bölgelerde yaşayan (özellikle Karaçay-Çerkessk Özerk Cumhuriyeti’nde) Adigeler için kullanılır oldu ve bugün hala bu anlamda kullanılmaktadır. Bu arada, "Adige" (yerli konuşma dilinde her zaman olduğu gibi) bu grup için genel etnik bir deyiş durumuna geldi. 1926 ve 1959 yılları arasında Çerkes nüfusunun görünürdeki düşüşü sayıda gerçek azalmadan çok deyiş anlamlarının yeniden belirlenmesinden kaynaklanmaktadır.

(Çerkeslerin tarihi için Adige bölümüne bakınız.)

Karaçay-Çerkessk Özerk Cumhuriyeti Ocak 1922'de Rusya Federasyonu'na bağlı Stavropol topraklarında (kray) oluşturulmuştur; yönetim merkezi (şimdi Çerkessk olarak bilinen) Batalpaşinsk'tir. Nisan 1926'da iki bölge birbirinden ayrılmış (aynı yılın Ocak ayında yapılan nüfus sayımında zaten ayrı ayrı zikredilmişlerdi) ve Karaçay Özerk Vilayeti ile 1928'de özerk vilayete dönüşecek olan Çerkes Ulusal Bölgesi meydana getirilmiştir. Savaş yıllarında Karaçay Özerk Vilayeti ilga edildi ve 1957'de yeniden kurulduğunda yine Çerkes Vilayeti'yle birleştirilerek Karaçay-Çerkessk Özerk Cumhuriyeti oluşturuldu ve Çerkessk'de yönetim merkezi oldu.

27 Temmuz 1922'de Adige-Çerkes Özerk Cumhuriyeti kuruldu; Ağustos 1928'de Adige Özerk Cumhuriyeti oldu. Daha önce Çerkes olarak bilinen yerli halk şimdi "Adige" olarak bilinmektedir (bkz. Adigeler).



Nüfus Dağılımı

Çerkes Nüfus artışı: Çerkes+Adige

1926 65.270
1959 30.453
1970 39.785
1979 46.470

Dil

Ulusal dil Çerkesce'dir. Kabardey diliyle birlikte bir yazın dili oluşturduğu kabul edilir ve buna "Kabardino-Çerkes" olarak atıfta bulunulur. Kuzey-Batı Kafkas dilleri grubuna ve Abhazca-Adige alt grubuna aittir. Adige diline oldukça yakındır ve her iki dil (Kabardino-Çerkes ve Adige) de kendi konuşanlarınca Adyga-bze şeklinde ifade edilir. Kabardino-Çerkes dilinde dört ana lehçe grubu vardır:

1)   Büyük Kabardiya,
2)   Mozdok bölgesi,

3) 
  Besleneyler (şu anda Çerkes halkının çoğunluğunu oluşturan grup; yani Karaçay-Çerkessk’de yaşayanlar),
4) 
  Kuban bölgesi.

Aralarındaki farklar genellikle fonetik ve norfolojiktir. Sözcük haznesinde önemli sayıda Türkçe, Farsça ve Arapça (özellikle din alanında) sözcüklerin yanı sıra oldukça çok Rusça sözcük bulunmaktadır. Yönetim, hukuk ve diğer resmi işlemlerde genellikle Rusça kullanılır, ancak teoride, gerekirse Çerkesce de kullanılabilir. Öğretim dili olarak Çerkesce tümüyle kullanılmamaktadır. Yalnız, öğretim dilinin Rusça olduğu okullarda 1-10 sınıflarda seçmeli ders olarak okutulmaktadır. Hem Kabardino-Balkar Cumhuriyetinde hem Karaçay Çerkessk'te Kabardino-Çerkes dilinde radyo, tv, gazete ve süreli yayınlar bulunmaktadır. Yalnız bunlar bilimsel, teknik ve okul kitabı niteliğinde değildir.

Ana dili Çerkesce olanların yüzdesi
Çerkes+Adige
Kentlerde %75.3 Kırsal kesimde 96.5

Rusça'yı iyi bilen Çerkeslerin yüzdesi
Ana dil olarak %5.9, ikinci dil olarak % 69.6

Çoğunluğu Türkiye’de olmak üzere Ortadoğu’da sayıları tam bilinmemekle birlikte Kafkasya'dakinden bir kaç katı Çerkes vardır.

 


-------------
***фзыгцф ащк умук***


Mesajı Yazan: abhaz23
Mesaj Tarihi: 07-Temmuz-2009 Saat 10:04
ALINTIDIR:
 

 
 
Abhazya

Dünya gözü ile bir kez görmedim,
İçimde bir ateş yanar Abhazya.
Dağlarının zirvesine ermedim,
Soyumda soyu var çeker Abhazya.

Yeşili, Mavisi dile destanmış,
Dedemler bombayla göçe zorlanmış.
Tarihe sığmayan şeyh Şamil varmış,
Kanımda kanı var çeker Abhazya.

Bu zulüm Rusların yüzler karası,
Açılmaz Abhaz la Abhaz arası.
En son kendinedir onun duası,
Dillerim bir tesbih çeker Abhazya.

Duyarlı kardeşim, bana ne demez,
Kimsenin hakkına gözünü dikmez.
Ölürde zulüme boynunu eğmez,
Her dönem şanını yazar Abhazya.

Biz orda, biz burda bütün yarısı,
Herkes saygısından tanır Abhazı,
Çalan Akardion ve de tahtası.
Gönlümde bir meltem eser Abhazya.
 

                                                            Ahmet Doğan

 


-------------
***фзыгцф ащк умук***



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.05 - http://www.webwizforums.com
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide - http://www.webwizguide.info